Alfa timi…
Özel kuvvetler bünyesinde adı geçtiğinde herkesin saygıyla baktığı timlerden biriydi.
Her biri kendi alanında en iyilerden seçilmişti.
Üsteğmen Aras Koral… keskin nişancı. Kilometrelerce öteden hedefi tek atışta vuracak kadar sakin.
Üsteğmen Mert Karaca… patlayıcı be bomba imha uzmanı. Bir bombayı nefes alır gibi etkisiz hale getirecek kadar tecrübeli.
Üsteğmen Bora Tunca… keşif uzmanı. Düşman fark etmeden, girer, çıkar, haritayı ezbere anlatırdı.
Teğmen Sarp Ateş… istihbarat ve teknoloji uzmanı. Dakikalar içinde sistemlere girer, bilgi toplar, elektronik harp konusunda timin en iyisiydi.
Teğmen Alper Kılıç… silah uzmanı. Gözleri kapalıyken bile bir silahı söküp takabilecek kadar ustaydı.
Alfa timinin komutanı ise Yüzbaşı Altan Demiralp’ti.
Boyları bir doksanın altına düşmüyordu. Yıllardır en ağır operasyonlardan sağ çıkmış adamlardı.
Normal bir eğitim onları yoramazdı.
Ama…
Onların komutanı normal biri değildi.
Ve bugün…
Komutanlarının canı inanılmaz sıkkındı.
“On kilometre koşu!”
Kimse ses çıkarmadı. Koştular.
“Şimdi engel parkuru!”
Bitirdiler.
“Tırmanış!”
Yaptılar.
“Yakın muharebe!”
Tamamlandı.
“Atış!”
Hedeflerin tamamı vuruldu.
Alfa timi içinden, “Herhalde bitti.” diye geçirirken Altan saatine baktı.
“şimdi başa dönüyoruz.”
Alfa timi saatlerdir eğitim alanındaydı.
Altan hepsinin önüne geçti.
“Yoruldunuz mu?”
Beşinden de aynı anda güçlü bir ses yükseldi.
“Hayır komutanım!”
Altan gözlerini kapattı.
“Demek enerjiniz var.”
Mert gözlerini kapattı. “Eyvah…”
“Yirmi tur daha.”
Beşi birden içinden homurdanmaya başladı.
Eğitim nihayet bittiğinde tim koridora doğru yürüyordu. Yürümek denirse tabi…
Daha çok sürükleniyorlardı. Aras söze girdi. “Altan komutanım normalde de sert.”
Mert devamını getirdi. “Ama bugün… başka bir seviyedeydi.”
O sırada odasında çıkan Aybars göründü. “Ne oldu size?”
Mert hiç düşünmeden cevap verdi. “Komutanım… biz operasyondan değil… Yüzbaşı Altan’ın ruh halinden çıktık.”
Aybars kahkahasını zor tuttu.
“Demek yine canı sıkkın.”
Onlar aralarında konuşurken revirin kapısı açıldı. Beyaz önlüğüyle Alin dışarı çıktı. Karşısındaki beş uzun boylu, yapılı subayın ayakta zor durduğunu görünce şaşkınlıkla sordu.
“Çatışmadan mı çıktınız ?”
Mert acıklı bir ifadeyle başını salladı.
“Keşke…”
Alin şaşkınlıkla sordu. “Nasıl yani?”
Aras belli etmeden gülerek cevap verdi. “Komutanımızın moral bozukluğu eğitim programımıza yansıdı.”
Alin ne olduğunu anlamadan öylece baktı.
Koridorun diğer ucundan çıkan Altan, Alin’in timiyle konuştuğunu görünce gür bir sesle bağırdı.
“Alfa!”
Askerlerin beşinin de yüzündeki gülümseme kayboldu.
Aras usulca fısıldadı.
“Komutan radar gibi.”
Altan sert bakışlarıyla yanlarına geldi. “Dinlenmeniz bitmişse…”
Beşli aynı anda iç geçirdi.
“…poligona geçiyoruz.”
Altan’ın bakışları bu kez Alin’e döndü.
“Doktor hanım…”
Alin sakin bir ifade ile “buyurun Yüzbaşım.”
“Sizinde işiniz yok mu?”
Alin kaşını kaldırdı. İçinden yine saydırmaya başladı. Ama diline dökülmedi.
“Nasıl yani?”
“Revir boş kaldı sanırım.”
Koridordaki hava bir anda gerildi. Mert göz ucuyla Aras’a baktı.
Alin tam konuşacakken Altan sözünü kesti.
“Sizden açıklama istemedim, doktor hanım.”
Koridor sessizliğe gömüldü. Alin’in nefes alışverişi değişti. Sinirden ellerini öyle bir yumruk yaptı ki parmak boğumları beyazladı.
Altan arkasını dönüp yürümeye başladı. Ama Alin’in kokusu …
İstemsizce gözünü kapatacak gibi oldu.
Sonra kendine kızdı.” Ne yapıyorsun sen?”
Arkasını dönmeden yine bağırdı. “On dakika sonra poligonda olun.”
Yürümeye devam ederken Alin’in kokusu hala burnundaydı. Yumruklarını sıktı.
“Yıllar sonra karşıma çıkıp bir de gülebiliyor… üstelik benim timimle…”
Koridorda kalan Alfa timi ise birbirine baktı.
Mert usulca fısıldadı. “Arkadaşlar…”
“Hıı?”
“Bence komutanın derdi biz değiliz.”
Aras başını hafifçe Alin’e doğru çevirdi. “Bende aynı şeyi düşünüyorum.”
Alin ise Altan’ın bu kadar sert davranmasına içten içe köpürüyordu.