Sinan’ın içi içine sığmıyordu. Ellerini yumruk yaparak sıktı, kaşları çatılmıştı. "Neden telefonu kapattın?" diye hırladı İsa’ya. İsa ise, sırtlan gülümsemesiyle gerindi, sanki tüm bu işin başında o değilmiş gibi rahat bir edayla omuz silkti. "Ağır ol, genç adam." dedi alayla. "Bu işler aceleye gelmez." Sinan, dişlerini sıktı. Bu adamın rahatlığı onu delirtmeye yetiyordu. İsa ise gayet rahat bir şekilde, üst üste yığılmış tahta paletlere geçti. Ceketini serip üzerine uzandı. "Daha önümüzde uzun bir zaman var." dedi, ardından başını kolunun altına koyup gözlerini kapattı. Sanki burada, karanlık bir hangarın içinde, kaçırılmış bir kadınla ve öldürmeye ant içtikleri bir adamın öfkesi tepelerine çökmemiş gibi sessizce rahat bir uykuya daldı. Ama Sinan için durum farklıydı.

