6

1676 Words
Olmayacak şeylere inandım, acısını yıpranarak ödüyorum. Sicili kirli günahları temizlemek ister gibi yeri göğü inleterek yağıyordu yağmur. Montunun şapkası vardı ama takmamıştım. Öylece ıslanmaya, sırılsıklam olmaya alışkın ve hayattan tek beklentimin ölmek olduğu düşüncelerle yürüyordum ıssız yolda. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Siyah topuklu botum baştan başa çamura bulanmıştı ama şuan dert edebileceğim son şey bile olamazdı bu. Sanırım ormanda kaybolmuştum. Ve yolumu bulmak gibi bir niyetim yoktu. Öyle bir boşvermişlikti ki bu, artık her şey anlamını yitirmişti gözümde. Yaşadığım hayat boyunca toprağıma sevgisizlik tohumları atılmış ve sanki bunlar hiç olmamış gibi sevgi çiçeği açmam beklenmişti. Ama ben bekledikleri çiçeği açmadım. Ve sırf yanlış günde yanlış insanların yaptığı bir hata yüzünden tüm yapraklarımı birer birer kopardılar. Duygularımı kopardılar; çocukluğumu çaldılar; Umutlarımı, hayallerimi tek tek söküp aldılar benden. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım. Yorulmuştum, savaşmak istemiyordum. Yenilsem de umrumda değildi artık. Çünkü ben kazandığımda bile yenilgiyi yaşadım. Sırtımı ağaç kavuğuna yasladım usulca. Dibine kadar çamura batmama rağmen hâlâ nasıl ayaktaydım bilmiyordum. Kulağım deli gibi çınlıyordu. Anlaşılan birileri beni anıyordu yine. "VERA!" Tanıdık gelen sesle arkamı döndüğümde beyaz, son model bir araba ani bir frenle önümde durdu. O kadar ani bir trendi ki yerdeki bütün çamur olduğu gibi üstüme sıçradı. "Ya senin ben a..." Dilimin ucuna gelen küfrü zorlukla bastırdığımda devamını getirememin sebebi kibar olmam değil, şaşkınlıktan nutkumun tutulmasıydı. Çünkü arabadan inen kişi Ayaz'dı. Kalbim deli gibi çarpmaya başlarken duygularım beni terk edip gitmiş gibi bakıyordum ona. "Ne işin var burada? Ağız tadıyla kaybolup dertlenemiyoruz şaka gib..." "ÇABUK ARABAYA BİN! ÇABUK!" Sözümü sertçe kesip erkeksi sesiyle avaz avaz bağırdığında gözlerim dehşetle açıldı. Kolumdan tuttuğu gibi arabanın kapısını açıp beni içeri sürüklemeye başladığında kapıya tutunup zorlukla onu durdurdum. "Ne yapıyorsun manyadın mı? Ağzına sıçayım senin, bıraksana kolumu! İMDAT!" Devamını getiremeden ağzıyla elimi kapattı. Benden uzun ve daha güçlüydü. Karşı koymam ne yaparsam yapayım sonuç vermemişti. "Canına mı susadın lan? Bin, çabuk bin şu arabaya!" Tekrar kolumdan tuttuğunda bu sefer sert bir dirsek geçirdim omzuna. Ağzından kısık bir inleme döküldü ama acısını belli etmedi. "Bak sana yemin ederim kötülüğünü istemiyorum. Bin şu arabaya, yoksa..." Sabrı tükenmiş ama dayanmaya çalışır gibi konuşuyordu. Zorlukla yutkunabildim. "Yoksa, ne olur?" "Ölürsün." Son sözleri bu oldu be sertçe arabaya itti beni. O da arabaya bindiğinde arabayı çalıştırdığı gibi gaza yüklendi. Tepki vermeden yola bakmaya devam ettiğimde Ayaz'ın telefonu çalmaya başladı. Sanki bunu bekliyormuş gibi tek eliyle direksiyonu kavrayıp diğer eliyle telefonu kulağına götürdü. "Ne var, buldunuz mu kızı?" Kimi? Karşı tarafın ne dediğini duyamadığım için biraz daha yaklaştım Ayaz'a doğru. O ise onu dinlemek istediğimi fark etmiş gibi geri çekildi. "Tamam, aramaya devam edin." dedi ve telefonu karşıdaki kişinin suratına kapattı. "Benden mi bahsediyordun?" Sorumu cevaplayacakken arabanın aynasından aynayı kontrol etti. Gördüğü şeyle hoşnutsuz bir şekilde homurdanırken kaşları öfkeyle çatılmıştı. "Hay böyle şansı sikeyim, bir siz eksiktiniz a..." Sözünü yarıda kesip ellerini öfkeyle saçlarından geçirdiğinde direksiyonu sağa kırıp basabildiği kadar gaza bastı ve araba dar yolda uçarcasına ilerlemeye başladı. "Takip mi ediyorlar?" Sorduğum soru sonunda başını olumlu anlamda iki yana salladı ve daha hızlı gaza yüklendi. Dar ve engebeli yola rağmen arabayı çok profesyonel sürüyordu. Aklımı kemiren düşünceler zihnimi tırmalarken dayanamayıp konüşmaga başladım. "Silahın var mı?" Sırıtarak bana baktı. "Ne yapacaksın arabanın tekerlerini mi indireceksin?" Onun aksine gözlerim dehşetle açılırken bunu nasıl tahmin ettiğini deli gibi merak ettim ama soru sormadım çünkü zaman yoktu. "Evet." Sırıtışı yüzünde genişlerken az önceki sinirli ifadesi yüzünden silinmişti. "Tekerlerin mi indireceksin adamların?" Tek kaşık imalı bir şekilde havaya kalkarken imalı bir şekilde ona baktım. "Hayırdır Ayaz, gizli kahin güçlerin var da benim mi haberim yok?" Arkadaki araba aramızdaki mesafeyi daralttığında Ayaz kesik bir küfür savurup daha çok gaza bastı. "Senin adamların yok mu? Onları çağır yardım işte işte niye kovalamaç oynuyoruz?" dedim soğukkanlılıkla. Normal bir insan şuan bulunduğumuz durumdan korkmalıydı ama ben Vera Akalay'dım. Benim hayatım yalan ve entrika üzerine kurulmuştu ve artık böyle şeyler umrumda bile değildi. "Adamların senin bu arabada olduğunu öğrenirse s..." Yanlış bir şey söylemiş gibi anında sustu. Bense devamını merak eden gözlerle yüzüne bakıp cevap bekledim. Ama beklediğim cevap gelmedi. "Bir şey saklıyorsun Ayaz." Yargılayıcı sözlerime rağmen yüzü ifadesizdi. Sanki az önce konuşan o değilmiş gibi... Sorumu göz ardı edip "Silahlar şurada." dedi arabanın içindeki bir kutuyu gösterirken. Bir anda konuyu değiştirmesine aldırmadan dediği kutuyu açıp içindeki üç çeşit silahtan en hafini seçtim ve arabanın üstünde, ismini bilmediğim pencereye benzeyen şeyin açma tuşuna dokundum. Tam o sırada yoğun bir dejavu hissi kucakladı zihnimi. Elimde olmadan günler öncesinde Kaan'la o uçurumun kenarında son gaz giderken de silahı alıp ateş etmiştim. Sonra... Katil olmuştum. Sanki yaşanılan her şeyi zihnimden atmak ister tekrar doğrultuğumda Ayaz kolumdan tutup sertçe arabanın koltuğuna tekrar otutturdu beni. "Kendini tehlikeye atmana gerek yok." Ne dediğini anlamak ister gibi tekrar arkama baktığımda kimse yoktu. Ayaz ise aklımdaki soruyu anlamış gibi cevapladı beni. "Sakin ol, kayboldular." Tuttuğun silahı parçalamak ister gibi sıkarken ani bir refleksle Ayaz'ın kafasına doğrulttum. Ne olduğunu anlamayan gözlerle yüzme baktığında ateş saçan bakışlarla karşılık veriyordum. Ve hızlı giden arabayı durdurup ıssız yolun kenarına çekti. "Kimsin sen Ayaz?" Keskin bir sesle girmiştim söze. "Bir anda karşıma çıkıp beni zorla arabana bindiriyorsun, gizli gizli bir şeyler ima ediyorsun, mafya gibi birilerinden kaçıyorsun... Beni kimden, neyden ve hangi sıfatla saklıyorsun?" Sanki bu soruyu bekliyormuş gibi bir yüz ifadesiyle süzdü beni. "Sana bunu açıklayamam." Dudakları hafifçe yana doğru kıvrıldı. "Hayatını kurtardığım için bana teşekkür et ve sus sadece." Silahı alnına daha sert bastırdım. "Sahip olduğum hayatı sikeyim!" Ellerim titriyordu artık. "Kurtarmasaydın! Kurtarmasaydın ulan! Ben mi dedim gel beni kurtar? Bıraksaydın da ölseydim." "Acı çekerek mi ölmek isterdin? Seni bulsalardı sana etmedikleri eziyeti bırakmayacaklardı!" O da sinirlenmişti. "Onlar kim lan? Onlar, bunlar, şunlar... Kim bunlar lan, isim ver bana isim!" Sanki isim öğrensem bir boka yarayacakmış gibi atarlanmıştım. "Bazen hiçbir şey bilmemek, gerçeği öğrenip üzülmekten iyidir." Mümkünmüş gibi daha da sinirlendim. "Lan bana felsefe yapma! İsim ver, uçururum o beynini." "Sana isim falan vermeyeceğim Akalay. Ama sadece şunu söyleyebilirim ki... Sen salaksın. Gözünün önündeki gerçekleri görmüyorsun." Kafasına dayadığım silah umrunda değildi sanki. Bu sözleri yüzüme sarf ederken öyle soğukkanlı ve sakindi ki kendimden şüphe ettim. "Şimdi bu olanlar hiç yaşanmadı farz et ve in arabadan. Bu sefer Kaan'ın elinden kurtulamazsın zira öldürecekmiş gibi bakıyor." Bakışlarımın odağını gösterdiği yere çevirdiğimde tam karşıda siyah son model arabasına yaslanıp tam da buraya bakan Kaan'ı gördüm. Öldürecekmiş gibi bakan Kaan. "Peşimizden gelen araç Kaan'ın yolladığı adamlardı. Onlar beceremeyince o devreye girdi. Kestirmeden geçip önüme çıktı ve yolu kesti. İşini iyi biliyor Kaan Barlas." Memnuniyetsizce ağzından çıkan sözler üzerine kaşlarımı daha da çattım. Aklımda cevapsız kalmış tonlarca sorunun ağırlığı altında ezilirken buradan öylece ayrılamazdım. "Beni takip edip zorla arabana bindiriyorsun, yetmezmiş gibi birilerinden gizliyorsun ve hayatımı kurtardığı söylüyorsun. Şimdi de Kaan'dan kaçıp beni kendi ellerinle ona teslim etmek istiyorsun. Söylesene, sence de bunlar yeterince şüpheli değil mi?" "Senden uzak birine her daim şüpheyle yaklaşabilirsin ama sana yakın birine asla o gözle bakamazsın." Namlunun soğuk ucunu alnına bastırmama rağmen hâlâ aşırı soğukkanlıydı. Gözlerim istemsizce Kaan'a kaydığında az ötede kollarını göğsünde kavuşturup birazdan buraya, arabanın içine, gelip ikimizi de öldürecekmiş gibi bakıyordu. Ayaz ise Kaan'a baktığımı fark etmiş ve konuşmak için bu anı beklemiş gibi devam etti sözlerine. "Bence şüphe duymaya benden değil, en yakınından başla." Kaan'ı mı kastediyordu? "Altını dolduramayacağın laflar etme. Mevzu bahis Kaan'sa karşısında duran herkesi silerim." Güldü. "Onu seviyorsun ama bu sevgi sana zarar verecek." Onun aksine gözlerimden öfke akıyordu. "Ben bu hayatta kendimden başka kimseyi sevmem." Silahı hızlıca kafasından çekip aldığım yere bırakacakken elim yanlışlıkla torbitonun ön gözündeki küçük bir kutuya çarptı. Ayaz aniden bileğimi sertçe tutup beni engellemek istedi ama geç kalmıştı. Kutunun kapağı benden bağımsız açılırken dehşet içinde yere dökülen fotoğraflara baktım. İlk gözüme çarpan siyah beyaz bir fotoğraftaki iki kişi oldu. Çok güzel bir kız... Ayaz kızı öpüyordu. Sonra başka bir fotoğraf karesi takıldı gözüme. Bu seferkini gördüğümde dehşet her zerreme işledi sanki. Çünkü bu sefer Kaan da vardı. Kaan, o güzel kızın omzuna elini atmış kız ise sımsıkı sarılmıştı ona. Yanlarında da gülen gözlerle Kerem ve Lara vardı... Ama daha büyük bir şok diğer resimde saklıydı. Batu... Batu ve o güzel kız yan yana ellerinde bira ile poz vermişlerdi kameraya. Yanlarında da Bengü vardı ve Bengü, Batu'nun kucağına oturmuştu. Beni darmaduman edip yıkan ise en sonuncusuydu. Eski bir fotoğraf olduğu her hâlinden belli olsa da yeni gibi saklanmıştı. Yedi kişi vardı fotoğrafta. İlk gözüme çarpan Kaan'dı. En başta Kaan ve Kerem birbirlerinin elini omzuna atmış gülüyor, Lara ise ikisinin ortasına girmeye çalışıyordu. Yan tarafta ismini bilmediğim o güzel kız Ayaz'ın omzuna çıkmış poz veriyordu. Kızın bir diğer eli ise Lara'nın saçındaydı. Ve en sağ taraf... Batu ve Bengü... Batu, Bengü'yü belinden tutup kendine çekmiş saçından öpüyordu. Ayaz ise onları engellemeye çalışır gibi Bengü'nün kolundan tutmuştu. O kadar güzel bir fotoğraf karesiydi ki bu... Sanki benim çocukluğumundaki bütün gülüşler çalınmış ve bu fotoğrafakilere verilmişti. Kalbim acıdı. Çok kez yanmıştı yüreğim ama hiç böylesini hissetmedim. Ben neye şaşıracağımı bilmeden bakmaya devam ederken daha fazla incelememe vakit vermedi Ayaz. Hızla arabanın zeminine düşen resimleri tekrar kutuya koyup görmemi engelledi ama benim zihnimi istila eden o düşünceleri engelleyemezdi. Yere devrilmiş kutunun üstüne baktım. Büyük harflerle LAVİNİA yazıyordu. Ya tarafına da Ölüm Çiçeğim diye not düşmüştü. Aklım istemsizce saatler öncesinde Kaan'ı mesajlaşırken yakaladığım kıza takıldı. O kızın ismi de Lavin'di. Kafam allak bullak olurken kusacakmış gibi hissettim. Daha ne kadar dibe batabilirdim, bilmiyordum. Kaan, Batu'yu önceden tanıyordu. Kerem yalan söylememişti. Batu gerçekten onun çocukluk arkadaşıydı. Batu ve Bengü... Yıllardır birbirine aşıktı. "İyi misin? Rengin sasardı." dedi Ayaz. Cevap vermedim ve bakışlarım arabanın camından Kaan'a kaydı. Hızlıca adımlarla bu tarafa doğru geliyordu. Korkuyla yutkundum. Ama içimde beliren öfke, korkuyu silercesine şiddetliydi. Hesap sormak istiyordum. Beni bu hâle kimin getirdiğini öğrenmek, herkesten tek tek intikam almak... Ama... Gücüm yoktu. Savaşmayacaktım da artık. Kalan cevapsız sorularımı da alıp gidecektim. Çünkü bazen susmak gerekir. Küçük bir kız çocuğu gibi kırılır kalbin. Yolun sonunun nereye çıkacağını bilmeden yalın ayak gidersin dikenli yolları. Hayatım hep bir şeyleri kazanma mücadelesiyle geçmişti ve her seferinde kaybetmiştim. Doğruları bilmeden yarattığı gerçekliği kabullenmek, kendini hırpalamadan çekip gitmek gerekir... 'Kutu açıldı, inceden bir müzik çaldı. Sonra bir ses usulca kulağıma fısıldadı.' Ve bu oyun burada bitmişti. Ben kaybetmiştim. ⊂(´・◡・⊂ )∘˚˳°
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD