Talihimiz Dönüyor mu?

1639 Words
Saatin alarmıyla açtı gözlerini. Mutfaktan nefis kokular geliyordu. Babası çoktan işe gitmişti.  Neriman Hanım sesleniyordu kardeşlerini uyandırması için. Alarm hepimiz için çaldı ; nasıl duymuyor olabilirler, dedi kızarak.Yastıklarını başlarının altından çekerek uyandırmak hoşuna gidiyordu. Yine öyle yaptı. Efe'nin yastığını geri almak için peşinden koşarken uykusunun açılması onu vaktinde okula gönderebilmek için en kestirme yolu. Efe'nin "yastığımı geri ver." Çığlıklarına annesinin "Okula geç kalacaksınız.' bağırışı eşlik ediyordu. Emir en son uyanmasına rağmen herkesten önce kahvaltıya oturmuştu bile. Babasının evden geç çıktığı sabahlar hepsi nizamiyedeki erler gibi vaktinde dizilirdi masaya.  Okulu çok seviyordu Vefa. Arkadaşlarıyla iyi anlaşıyordu. Yeni bilgiler öğrenmekten zevk alıyordu. Öğretmenler gözüne doğaüstü varlıklar gibi görünüyordu. Özenli giyimlerını, yapılmış saçlarını, ojeli uzun tırnaklarını hayranlıkla takip ediyordu. Bu kıyafeti öğretmeni daha önce kaç defa giydi biliyordu. Öğretmeni ders anlatırken onun ahenkle hareket eden eline, kırmızı uzun tırnaklarına dalıp gittiği çok oluyordu. Birden öğretmen oluyordu hayalinde. Ellerini tıpkı onun gibi savuruyordu. Öğretmeninin taktığı takıları takıyor, onun gibi yürüyor onun gibi gülüyordu. Öğretmenini de çok seviyordu. Bir zil sesiyle sona erdi bu renkli hayal de. Kırmızı olsun dedi sesli söylediğini farketmeden. Arkadaşı ne kırmızı olsun diye sorduğunda farketti kalbinden taşan cümleyi. Hiç, dedi omuz silkerek. Arkadaşları oje sürüyordu arada. Okulda pek hoş karşılanmazdı. Vefa da istiyordu renkli tırnakları olsun ama kuralları çiğneyemezdi. Ya öğretmeni " Vefa, sende mi yaptın." derse. Hiç bir şey demese bile bakışları altında edilmez miydi. Ezilirdi elbet. Hele babası çok kızardı . O..pu mu olacaksın derdi apaçık.Çocuğun gözünde bunlar sadece renkti. Çocuklar cümbüşlü şeyleri severdi, anlatamazdı.  Vefa, henüz bilmiyordu bu topraklarda onunla aynı kaderi paylaşan yüzlerce çocuk olduğunu. Ataerkil kültürünün çürümüş miraslarından kalan bu ilkel yaklaşımların sadece onun hayatında olmadığını görmesi için yıllara ihtiyacı vardı.  Stresli, yorgun, evin erkeği güzellemeleri altında yaratılan cinsiyetçi ayrımcılığı anlaması mümkün değildi çocuk yaşında. Bunun kadın diliyle nesillere aktarıldığına şahit olduğunda belki  hemcinsine nefretle bakacaktı.  Modernleşen sadece medyada gösterilen sanal bir hayattı. Yıllar ilerlerken toplumun geriye gittiğini, ahlaki çökmüşlüğü , kabullenmiş çaresizliğin doğurduğu zulüm zincirini henüz bilmiyordu ama kendince yine de sorguluyordu.  Ne çabuk bitmişti okul. Burada günün nasıl geçtiğini anlamıyordu. Bahçeye çıkıp kardeşlerini bulmalıydı. Hızlıca eşyalarını toplayıp okuldan çıktı. Bahçenin çıkışında kendisini bekleyen kardeşlerini gördü. Üç kardeş günlerini anlatarak neşe içinde eve doğru yol aldılar. Babalarını evde gören çocuklar şaşırdılar. Bu vakitte hiç geldiği olmamıştı işten. Üstelik her şey yolunda görünüyordu. Bir şeyler yiyin de sizi parka götüreyim, dedi. Çocuklar daha da şaşırdılar ama mutlulukları daha ağır bastı. Demek böyle oluyormuş , dedi içinden Vefa. Babanın gülen yüzü çocuğun güneşi oluyordu. Yanında babası duran çocuk dağa meydan okuyacak gücü kendinde buluyordu.  Babalarıyla gezme hevesiyle çocuklar bir şeyler atıştırdı çabucak. Okul kıyafetlerini çıkarıp babalarına koştular. Yavuz Bey çocukları beklerken son derece sakin ve sevecendi. Hiç sinirlenmemişti, hiç "Çabuk olun." demişti. Efe'nin ince giyindiğini görünce yanına kalın bir şey al oğlum, dedi. Vefa hayretle izliyordu olanları. Rüyada görse kendine bir çimdik atardı, inanmazdı.  Annem buna çok sevinecek, dedi. Sevinçle giriyordu ki babası seslendi: _ Sen de gel kızım. _ Makarna pişirecektim baba, annem yorgun gelir. Hem siz de aç gelirsiniz. _ Ne acelesi var, gelince yaparsınız. Bir hava al. Hem baba kız yürümüş oluruz. _ Gerçekten mi? _ Gerçek tabi. Artık hep böyle.  Vefa, babasına sarıldı. Çantasını kapıdan bırakıp çıktı. Mutluluktan uçuyordu. Gerçekten haklıymış annem ,dedi içinden. Babasının kendisini sevdiğini hissediyordu. İlk defa bu küçük davetle içinde gerçek bir aile hissi oluştu. Çocuklar doyasıya eğlendi parkta. Vefa babasıyla tüm hayatı boyunca konuştuğunda daha uzun sohbet etti. Babası hakkında yanıldığını düşünmeye başladı. Artık iki işte çalışmayacakmış babası. Bu tarla işi bir hallolsun daha mutlu olacaklarmış. Annem keşke kabul etse diyordu. Babam hep böyle şefkatli, anlayışlı kalsa. Sıcak ekmek aldılar fırından. Neriman Hanım henüz gelmemişti. Size menemen yapayım mı, dedi Yavuz Çocukların üçü birbirine baktı aynı anda. Sonra bir kahkaha koptu. Yavuz Bey de gülüyordu.  _ Hem de öyle lezzetli yaparım ki parmaklarınızı yersiniz. _ Gerçekten yapmayı biliyor musun baba? _ Tabi, oğlum. Evlenmeden önce kim yapıyordu bana sanıyorsun. _ Şimdiye kadar niye hiç pişirmedin ki? _ Evin yüzünü gördüğüm mü vardı be oğlum. Ama bak bundan sonra sen gör babanı.  Gerçekten de büyük bir sahan menemen yaptı. Hem de pişirirken türküler söyledi. Çocuklar şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordu. Bugün dünya mutluluk ve şaşırma günü olabilir diye düşündü Vefa. Babasına dönerek: _ Sesin de güzelmiş baba.  Çocukların gözünde yüceliğini görmek Yavuz Bey'in keyfini artırmıştı. Ben de daha ne marifetler var, dedi. Annenizi nasıl kandırdım, diye söze devam etti. Yeteneklerinden bahsetmek kendini daha önemli hissettirmişti. Omuzları kabararak anlatmaya hevesli bir tavırla başladı söze. _ Az türkü söylemedim Neriman'a. Bak o da çok naz yapardı. Şiir okumuşluğum bile var. Benim taksiye binerdi işten çıkınca. Zaten mahallede de beğeniyordum. Hep benim taksiyle döndüğü fark edince onun da benden hoşlandığını anladım. Ertesi gün güzel bir türkü ayarladım. O taksiye binince açtım. Ertesi gün telefon zil sesi yapmış benim takside açtığım türküyü. İyice emin oldum. Böyle bir kaç türküyle mesaj yolladıktan sonra açılmanın zamanı geldi dedim. Bugün söyleyim diye yola çıktığım her gün ya yanlış anladıysam diye vazgeçtim.Bir gün durakta taksiye yaslanmışım , bir türkü tutturmuşum.Öyle dalıp gitmişim. İnceden bir ses eşlik etmeye başladı. Gülümsedim, gülümsedi. O cesaretle söyleyiverdim. Şimdi  işten başımızı kaşımaya vakit bulamıyoruz, yoksa çok iyi türkü söylerim. Emir'e komik gelmişti bu anı. Babasını öyle düşünemiyordu. Efe'de gülüyordu. Gülün bakalım büyüyünce sizi de göreceğiz dedi Yavuz Bey. Vefa bambaşka şeyler düşünüyordu. Böyle heyecan dolu , içlerinin titrediği bir aşk nasıl bu hale gelmişti. Evlilik mi değiştiriyordu insanları yoksa evlilikle gelen sorumluluklar yüke mi dönüşüyordu. Çocuk olayı apayrı, dedi içinden.Bakabilecekleri kadar çocuk yapsalardı hala aşk dolu hayatları olabilirdi. Ben yeterdim onlara halbuki diye düşündü önce. Sonra  kardeşleri olmasa nasıl olurdu hayal etti. Onlarsız bir ev düşünemedi. Belki gelecekteki aileler bunları yaşamasın diye yasalarla kısıtlama getirilebilir diye düşündü. Her çiftin gelirine göre çocuk hakkı olsaydı keşke, dedi.  Neriman Hanım kapıdan girmeden daha gülüşme seslerini duydu. Sessizce eve girdi. Zile basmadı. Çocukları babalarının dizinin dibinden şen bulunca o da şaşırdı ama belli etmedi. Masadaki menemen tavanını gördü. Yavuz Bey güler yüzle karşıladı karısını.Çocuklar heyecanla günlerini anlattılar. Eski huzurlu günleri geri gelmişti. Tarla lafı da hiç açılmadı. Açılmasın diye de işten nasıl erken çıktığını sormadı Neriman Hanım. Nasıl olsa öğrenirdi.  Vefa anlatmıştı annesine babasının artık iki işe gitmeyeceğini. Yavuz Bey ise uygun zaman kolluyordu karısıyla konuşmak için. Bir kaç gün böyle geçti. Çocuklar alışmıştı artık babalarını erken saatte evde görmeye. Neriman Hanım da şikayetçi değildi. Ay eskiye göre biraz daha zor geçecek ekonomik olarak ama sorun değil diyordu içinden. Azıcık aşım ağrısız başım diye söylerken ataların bildiği vardı elbet lakin lafla da peynir gemisi yürümüyordu. Hayat pahalı; yarın kira, fatura, market derken  bakalım nasıl idare edeceklerdi . Nihayet Yavuz Bey söze girdi. Kaç gündür gülücükler dağıtması boşuna değildi.  _ Görüyorsun Nebahat ne güzel oldu. Eski günlerimize döndük. Satalım şu tarlayı. Ağzımızın tadı bozulmasın. Yeminle söylüyorum bak alacağım o tarladan sana hem de daha büyüğünü. Ben biraz araştırdım dönümüne çok para veren yok. Toprak kıymetsiz. Yılda bize gönderdikleri hem ne kadar ki. Rızkımıza engel olma.  Çocuklar evet de der gibi baktılar annelerine. Bakmakla da kalmayıp babalarını desteklediler. Neriman hanım düşündü. Gönlü hiç olmasa da olmaz diyemedi. Dediği tutarsa kocasının zaten alacaktı yeni bir tarla. Ya tutmazsa o zaman ne olacaktı. Hem tarla gidecek hem ikinci iş yok. Nefes alsan parayla. Onu da o zaman düşünelim dedi. Gerçek olmasına inanmak istedi daha konforlu bir hayat ihtimalinin.  İnsanca yaşamak herkesin hakkıydı. İnsan en çok umuda tutunurken hata yapardı. Olmasını istediklerimiz için riski göze almalıydık ama bu tek varlığımızsa yine bu kadar cesur olabilir miydik. Yavuz Bey'in bahsettiği zenginlik yolu doymak bilmeyen bir canavar gibi görünse de Neriman Hanım'a,  ya tutarsa demek kolayına geldi. Pişman olurdu çünkü bu anlatılanlar doğruysa ve o çocuklarının hakkını gözeteyim derken buna engel olursa.  Olur, dedi. Önce akrabalara sormak lazım. Onlar dururken ele satmak ayıp olur sonra.  Haklıydı. Anadolu'nun kadim geleneği. Ne Toprak ele gitsin istenir ne de kızı yabancıya gelin vermeye yanaşırlar. Hep bu yüzden değil mi bu akraba evlilikleri.  Neriman Hanım'ın ikinci eşiydi Yavuz Bey. İlk eşi akrabadandı. Aynı düşüncenin kurbanı olmuştu Neriman Hanım da. Ağzı öyle yanmıştı ki bu sülale içinde kalma geleneğinden ikinci eşiyle olabildiğince uzaklara gitmesi bundandı. Çocuklar bilmezdi annelerinin önceki yaşantısını. Akrabalarla da pek görüştükleri yoktu. Neriman Hanım'a bir daha evleniyor diye kapanırken kapılar eş dost tarafından, Yavuz Bey'e de bekâr adam dul kadın mı alır diye kapanmıştı.  Dini kuralların yasalardan daha ağır bastığı toplumlarda yaratıcının her şeyi gördüğü bildiği varsayılsa da yaratılmış olanların tepkisine göre her türlü günahın işlenmesi ise tam bir çelişki. Tanrı bir daha evlenmeyin kadınlar mı demişti, niye bu dışlanmışlık Neriman Hanım anlamıyordu. Hiç yasa ya da dini gelenek buna yanlış demiyorken bu insanlar nereden çıkarıyordu bu ayıbı. Dul olmuşsa ne olmuş. Gel gör ki bunu anlatmak güç. Anlatsan da anlamazdı dini kendine göre yorumlayanlar. Bu yüzden İstanbul'a taşındıklarında kimseye söylememişlerdi.  İlk eşiyle ayrıldığından beri hiç görüşmemişti Neriman Hanım. Şimdi nerede kiminle bilmiyordu. Merak da etmiyordu. Memlekete de ölüm kalım olmadıkça gitmezdi. Şükür, hiç gitmesi gerekmemişti. İstanbul'a gitmeden tarlanın tapusunu vermişti annesi, ölürsem sana pay vermezler diye. Onca zaman geçti üzerinden bir kaç konuşup sustu herkes. Konuşacak yeni bir dedikodu bulmuşlardır muhakkak. Sorsan hepsi nasıl modern , herkesin başına gelebilir, hayatın içinde var derlerdi. Arkandan göme göme bitiremezlerdi.  Sıkıca tembihledi eşini Neriman Hanım. İhtiyaçtan sattığımızı bilmesinler, dedi. Yüzüne ah vah derler arkamızdan sevinirler. Düşman sevindirmeyelim. Milletin ne dediği önemli değildi ama annesi duyup üzülsün istemedi. Usulünce anlatırım telefonda ona, dedi. Usulunce haber yolladılar akrabalara. İkisi de biliyordu ki al deyince almazlar yabancıya satınca ata toprağını ele verdi diye konuşurlar. Konuşsunlar diye düşündü. Evimde huzurum olsun , el ne derse desin. Hep el ne der diye diye üzmedik mi en sevdiklerimizi. Elin canı cehenneme, dedi.  Bir hafta böyle geçti. Neriman hanım aynı işi yapsa da artık yorulmadığını farketti. Hanedeki huzur her şeye bedel diye düşündü. Akşamlar şen geçiyordu. Çocuklar artık babalarının yolunu gözler olmuştu. Akrabalardan ses çıkmadı tarla için. Belli ki almak isteyen yoktu. Yavuz Bey muhtara anlattı durumu arayıp. Civardan almak isteyen olursa diye de online satış sitelerinden çok kullanılan birine koydu ilanı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD