Lobi🌸

875 Words
Sabahın ilk ışıkları lobinin dev camlarından süzülürken, otel yine hareketlenmeye başlamıştı. Ahsen, dün yaşanan krizi aklından çıkarmaya çalışarak resepsiyon masasının arkasında duruyordu. Üzerinde sade ama şık lacivert bir takım elbise, saçları sıkı bir topuzda toplanmıştı. Tableti elinde, rezervasyonları kontrol ederken Ayşe yanına yaklaştı. “Günaydın patronun gözdesi,” diye fısıldadı Ayşe, muzip bir sırıtışla. “Dün akşam güvenlik şefiyle konuştum. Kutay Bey bizzat talimat vermiş. ‘Ahsen Hanım’a özel dikkat’ demiş. Sen ne yaptın da adamı bu kadar etkiledin?” Ahsen’in yanakları hafifçe ısındı ama hemen toparlandı. “Hiçbir şey yapmadım. Sadece işimi yaptım. O da patron, sorumluluk duygusu var herhalde.” Ayşe gözlerini devirdi. “Tabii… ‘Sorumluluk’muş. Adamın gözleri lobide sadece seni arıyor. Dikkat et Ahsen. Bu tür adamlar… bakışlarıyla bile insanı yakar.” Ahsen bir şey demedi. Ama içinden geçen cümleleri durduramadı: O bakışlar… dün lobide beni korurkenki hali… Sanki bir duvarın arkasından beni kolluyordu. Korkutucu değil… tuhaf bir şekilde güvende hissettiriyordu. Tam o sırada asansörden Kutay Arslan indi. Koyu gri takım elbisesi, siyah gömleği ve her zamanki gibi soğuk, keskin duruşuyla lobiyi adeta domine ediyordu. Yanında Deniz ve iki koruması vardı. Gözleri doğrudan resepsiyona kaydı ve Ahsen’i buldu. Bir saniye… iki saniye… Bakışları kenetlendi. Kutay’ın dudakları hafifçe kıvrıldı – neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük, ama Ahsen için yeterince net bir gülümseme. Sonra Deniz’e bir şey fısıldadı ve doğrudan Ahsen’in olduğu tarafa yöneldi. Ahsen’in kalbi tekledi. Geliyor… Tanrım, geliyor. Kutay masanın önünde durdu. Sesi derin, kontrollü ve biraz da samimiydi: “Günaydın Ahsen Hanım.” Ahsen profesyonelce gülümsedi ama gamzeleri bu sefer belli oldu – hafif, utangaç. “Günaydın Kutay Bey. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Kutay bir an sustu. Gözleri Ahsen’in yüzünde dolaştı – sanki dün akşamki gerilimi kontrol ediyormuş gibi. “Dün iyi iş çıkardınız. O Alman misafir… pek kolay biri değildi. Kendinizi tehlikeye atmadığınız için teşekkür ederim.” Ahsen hafifçe başını eğdi. “Teşekkür ederim. Ama asıl güvenlik ekibiniz sayesinde çözüldü. Siz talimat vermemiş olsaydınız…” Kutay bir adım daha yaklaştı. Masanın kenarına parmaklarını hafifçe dayadı. “Ben talimat vermesem de siz baş ederdiniz. Ama… gerek yoktu. Ben buradayken kimse size yükselen sesle konuşmayacak.” Sözler hem koruma hem de sahiplenme kokuyordu. Ahsen’in boğazı kurudu. “Ben… sadece görevimi yapıyorum efendim.” Kutay’ın gözleri kısıldı. Yeşil tonu daha derinleşti. “Biliyorum. Ama ben de görevimi yapıyorum.” Bir an sessizlik oldu. Lobideki kalabalık, telefon sesleri, bavul tekerlekleri… hepsi arka planda kayboldu. Sadece ikisi vardı. Kutay hafifçe öne eğildi, sesi sadece Ahsen’in duyabileceği kadar alçaldı: “Bu akşam mesainiz kaçta bitiyor?” Ahsen’in kalbi deli gibi atmaya başladı. “19:00’da… Neden sordunuz?” Kutay doğruldu. Yüzünde o tehlikeli, kendinden emin ifade vardı. “Belki bir kahve içmek istersiniz. Otelin terasında. Manzara güzeldir. Konuşuruz.” Ahsen yutkundu. Cevap vermek için ağzını açtı ama tam o sırada Ayşe öksürdü – kasıtlı bir öksürük. Ahsen kendine geldi. “Ben… düşüneyim Kutay Bey. Teşekkür ederim teklifiniz için.” Kutay gülümsedi – bu sefer daha belirgin, daha karanlık bir gülümseme. “Düşünün. Acelem yok. Ben beklemeyi bilirim.” Sonra arkasını dönüp Deniz’le birlikte asansöre yöneldi. Ama merdivenlere varmadan bir kez daha dönüp Ahsen’e baktı. Bakışında hem meydan okuma hem de derin bir merak vardı. Aynı Akşam – Selma Hanım’ın Evi (Valide Sultan’ın Evi) Ahsen kapıdan girer girmez Duru yine kapıda bitmişti. Bu sefer yüzü hem meraklı hem de endişeliydi. “Abla! Bugün ne oldu? Ayşe mesaj attı, ‘Patron yine seni çağırdı’ diye. Gerçekten mi?” Ahsen montunu çıkarıp kanepeye bıraktı. Yorgun ama tuhaf bir enerjiyle gülümsedi. “Çağırmadı… teklif etti. Terasta kahve içelim dedi.” Valide Sultan mutfaktan elinde çay tepsisiyle çıktı. “Gel otur kızım. Duru, ablanı sıkıştırma. Anlatırsın.” Üçü masaya oturdu. Ahsen çayından bir yudum aldı ve her şeyi anlattı – bakışmayı, dün lobideki korumayı, bugünkü teklifi. Duru ablasının elini tuttu. Sesi ciddiydi: “Abla… bu adam tehlikeli. Arslan ailesi İzmir’de sadece otel sahibi değil. Duyduklarım var… çete işleri, rakip gruplar… Senin gibi temiz, iyi kalpli bir kızı… incitebilir.” Ahsen derin bir nefes aldı. “Biliyorum Duru. Gözlerimde parıltı görüyorum diye korkuyorsun. Ama… o bana bakarken kendimi güvende hissediyorum. Daha önce hiç kimse bana böyle hissettirmedi. Yine de… acele etmiyorum. Sadece… merak ediyorum.” Valide Sultan Ahsen’in saçını okşadı. “Kızım, kalbin ne istiyorsa onu dinle. Ama aklını da kapatmayın. Bu adam seni korumak ister gibi davranıyor ama… bazı korumalar insanı esir alır. Yavaş ilerle. Biz buradayız.” Ahsen başını Valide Sultan’ın omzuna yasladı. İçinden mırıldandı: Belki de bu karışıklığı ben de seviyorum… Gece – Kutay’ın Penthouse Dairesi Kutay terasta, elinde viski, İzmir ışıklarını izliyordu. Telefonu çaldı. Deniz arıyordu. “Abi, Ahsen Doğan dosyası hazır. Kız… gerçekten evlatlık. 7 yaşında alınmış. Gerçek annesiyle babası… zor şartlarda bırakmış. Kız kardeşini de yanına almış, büyütmüş. Temiz bir hayatı var. Hiçbir pislik yok.” Kutay viskisini yudumladı. Gözleri karardı ama dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. “Güzel. Dosyayı masama bırak. Ve… yarın teras rezervasyonunu yap. İki kişilik. Akşam 19:30.” Deniz bir an durdu. “Abi… bu kız farklı. Seni değiştirebilir. Ya da… sen onu kırabilirsin.” Kutay telefonu kapattı. Terasın korkuluğuna yaslandı ve kendi kendine fısıldadı: “Ahsen Doğan… Sen benim dünyamı karıştırıyorsun. Ama bu sefer… karışıklığı düzeltmek istiyorum. Senin için.” Şehrin ışıkları altında, Kutay Arslan’ın gözlerinde ilk kez gerçek bir kararlılık parlıyordu. Tehlikeli, derin ve… tamamen Ahsen’e odaklanmış bir kararlılık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD