Ahsen kapıyı sessizce açtığında ev loş bir ışıkla aydınlanmıştı. Saat neredeyse 21:30’du. Ayaklarının ucuna basarak salona girdi ama Duru koltukta telefonla oynarken hemen doğruldu.
“Abla… geldin mi?”
Sesinde hem merak hem de gizli bir endişe vardı.
Ahsen montunu çıkarıp kanepeye bıraktı. Yüzünde yorgun ama tuhaf bir parıltı vardı.
“Geldim. Teras… çok güzeldi.”
Duru hemen yanına oturdu, bacaklarını altına alıp ablasına döndü.
“Anlat. Hemen. Detaylı.”
Valide Sultan mutfaktan elinde iki fincan ıhlamurla çıktı.
“Bağırma Duru. Kız yorgun. Otur bakalım önce.”
Ahsen fincanı aldı, sıcaklığı avuçlarında hissetti. Bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes verdi.
“Konuştuk… Sadece konuştuk. Bana ‘seni tanımak istiyorum’ dedi. Acele etmeyeceğini, yavaş ilerleyeceğimizi söyledi. Bakışları… inanılmazdı. Tarçın kokusu yine her yere sinmişti. Ben de ‘belki olabilir’ dedim.”
Duru’nun gözleri büyüdü.
“‘Belki’ mi dedin? Abla sen… ciddi misin?”
Ahsen gülümsedi ama gamzeleri bu sefer utangaçtı.
“Bilmiyorum. İçimde bir ses ‘evet’ diyor. Ama bir ses de ‘dikkat et’ diyor. O adam… çok güçlü. Çok farklı. Gözlerimin rengini bile fark etti. ‘Gerçekten etkilendiğinde böyle parlıyor’ dedi.”
Valide Sultan fincanını masaya bıraktı. Sesi hem şefkatli hem de ciddiydi.
“Kızım… o bakışlar güzel ama bazı bakışlar insanı esir alır. Arslan ismi boşuna korkutmuyor İzmir’de. Senin gibi temiz bir kız… onun dünyasına girerse yaralanabilir. Yavaş ilerle. Kalbin ne istiyorsa onu dinle ama aklını da kapatmayın.”
Ahsen başını Valide Sultan’ın omzuna yasladı. Portakal çiçeği kokusu evin sıcaklığına karıştı.
“Biliyorum anne. Korkuyorum da… Ama aynı zamanda kendimi ilk defa bu kadar… görülmüş hissediyorum.”
Duru ablasının elini sıktı.
“Biz arkandayız. Ne olursa olsun. Ama lütfen… bir adım atarken iki kere düşün.”
Ahsen gözlerini kapadı.
“Düşünüyorum… Ama o bakış aklımdan çıkmıyor.”
Aynı Gece – Kutay Arslan’ın Penthouse Dairesi
Terasın korkuluğuna yaslanmıştı. Elinde viski bardağı, İzmir’in gece ışıklarını izliyordu. Arkasından kapı açıldı. Deniz girdi, elinde bir dosya.
“Abi… Ahsen Doğan dosyası tamamlandı. Daha derin araştırdım.”
Kutay dönmedi. Sadece “Anlat” dedi.
Deniz dosyayı masaya bıraktı.
“Kız 7 yaşında evlatlık verilmiş. Gerçek annesiyle babası maddi sıkıntı yüzünden bırakmış. Kız kardeşi Duru’yu da yanına almış, büyütmüş. Temiz bir hayatı var. Hiçbir pislik, hiçbir borç, hiçbir eski ilişki izi yok. İşinde çok başarılı, yedi dil biliyor. Ama… çok kırılgan bir tarafı var. Evlatlık olduğunu öğrendiği günden beri ‘ait olma’ duygusuyla mücadele ediyor.”
Kutay viskisini yudumladı. Gözleri karardı ama dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
“Demek o yüzden… o kadar güçlü duruyor.”
Deniz bir adım yaklaştı.
“Abi… bu kız farklı. Senin dünyana göre fazla temiz. Eğer girersen… onu da karartabilirsin.”
Kutay bardağı masaya bıraktı. Sesinde kararlı bir soğukluk vardı.
“Ben onu karartmayacağım. Onu korumak istiyorum. O kokusu… o gamzeleri… o gözlerindeki renk değişimi… İlk defa bir şey beni bu kadar etkiliyor. Yavaş gideceğim. Ama gideceğim.”
Deniz derin bir nefes aldı.
“Tamam abi. Yarın teras rezervasyonunu da onayladım. İki kişilik, aynı masa.”
Kutay başını salladı.
“Güzel. Ve bir şey daha… kızın ailesini de araştır. Kimse ona zarar vermesin.”
Deniz kapıya yöneldi ama durdu.
“Bu iş… seni de değiştirebilir.”
Kutay yalnız kalınca terasın kenarına yaslandı. Rüzgâr saçlarını dağıttı. Kendi kendine fısıldadı:
“Ahsen Doğan…
Sen benim karanlığımı bile aydınlatıyorsun.
Ama ben de… senin kırılganlığını korumak istiyorum.”
Ertesi Sabah – Arslan Grand Palace, Lobisi
Ahsen resepsiyona geldiğinde lobide olağanüstü bir hareketlilik yoktu. Ama üst kattaki camlı ofisin ışığı yanıyordu. Kutay çoktan gelmişti.
Ayşe yanına yaklaştı, fısıltıyla:
“Patron sabah 07:30’da geldi. Senin vardiyanı sordu. ‘Ahsen Hanım bugün hangi saatte?’ dedi. Bu iş normal değil abla…”
Ahsen’in kalbi hızlandı. Tam cevap verecekken asansör kapısı açıldı.
Kutay çıktı.
Bugün lacivert bir takım elbise giymişti. Bakışları doğrudan Ahsen’i buldu. Yürürken yavaşladı, masanın önünde durdu.
“Günaydın.”
Ahsen gülümsedi. Gamzeleri belli oldu.
“Günaydın Kutay Bey.”
Kutay sesini alçalttı, sadece ikisinin duyabileceği şekilde:
“Dün akşam… çok güzeldi. Tekrar etmek isterim. Bu akşam da müsait misin?”
Ahsen bir an tereddüt etti. Dün gece ailesinin sözleri aklından geçti. Ama Kutay’ın gözlerindeki o kararlı sıcaklık…
“Bu akşam… olur.”
Kutay’ın yüzünde nadir görülen, gerçek bir gülümseme belirdi.
“O zaman seni 19:30’da terasta bekliyorum. Bu sefer manzarayı da izleriz.”
Ahsen başını salladı.
“Bekliyorum.”
Kutay bir adım attı ama durdu.
“Ahsen…”
“Efendim?”
“Gözlerin yine yeşile döndü.”
Ahsen utandı, başını eğdi. Kutay hafifçe güldü ve asansöre yöneldi.
Ayşe arkasından fısıldadı:
“Bu adam… seni resmen eritiyor.”
Ahsen içinden geçirdi:
Evet… ama ben de erimek istiyorum. Yavaşça.