Teras〽️

726 Words
Ahsen, terasın kapısını iterek açtığında rüzgâr saçlarını savurdu. Saat 19:35’ti. Gökyüzü turuncu-mor bir geçişteydi, İzmir’in denizi uzakta hafif hafif parlıyordu. Terasın ortasında tek bir masa hazırlanmıştı: beyaz örtü, iki tabak, mumlar ve basit ama şık bir sofra. Kutay, terasın köşesindeki küçük açık mutfakta duruyordu. Siyah gömleğinin kollarını sıvamış, önlüğünü beline bağlamıştı. Tavada bir şeyler çeviriyordu. Tarçın kokusu bahçeye yayılmıştı ama bu sefer mutfaktan gelen taze kekik, sarımsak ve ızgara balık kokusuyla karışıyordu. Ahsen kapıda dondu kaldı. “Sen… yemek mi yapıyorsun?” Kutay tavayı çevirirken başını çevirip gülümsedi. O nadir, köşeli gülümsemesi bu sefer daha yumuşaktı. “Evet. Senin için. Restorandan getirtmek istemedim. Bu akşam sadece ikimiz olalım istedim.” Ahsen yavaşça yaklaştı. İç sesi deli gibi konuşuyordu: Bu adam… mafyanın kralı… ve şu an önlük takmış, bana yemek yapıyor. Bu gerçek mi? Kalbim neden bu kadar hızlı atıyor? Korkuyorum… ama aynı zamanda… gülmek istiyorum. Kutay tavayı ocağın kenarına bıraktı, ellerini önlüğe sildi. “Rahat ol. Otur. İlk defa birine yemek yapıyorum, yani kusura bakma eğer yanarsa.” Ahsen güldü. Gamzeleri derinleşti. “İlk defa mı? Ciddi misin?” Kutay omuz silkti, ama gözleri parlıyordu. “Evet. Normalde mutfağa girerim ama yemek yapmam. Bugün… senin için bir istisna yaptım.” Ahsen masaya oturdu. Kutay iki tabağa ızgara levrek, yanında zeytinyağlı sebze ve hafif bir salata koydu. Sonra bir şişe beyaz şarap açtı, ikisine de doldurdu. Yemek boyunca sohbet hafif ve komik bir tonda ilerledi. Kutay çatalını alırken sordu: “Burnun hâlâ tarçın kokuyor mu?” Ahsen bir lokma aldı, tadı inanılmazdı. “Evet… ve şimdi de kekik kokusu eklendi. Sen gerçekten mutfakla aranı iyi tutuyorsun.” Kutay güldü. İlk defa gerçek bir kahkaha attı. “Aslında berbat bir aşçıyım. Ama bugün internete baktım, tarifleri takip ettim. Bir ara tuzluğu devirdim, biberliği de. Kimse görmedi umarım.” Ahsen kahkaha attı. “Yani gizli bahçede mutfak faciası yaşandı ama ben geldim diye temizledin mi?” Kutay göz kırptı. “Tamamen.” Ahsen’in iç sesi: Bu adam… lobideki o soğuk, tehlikeli adamla aynı kişi mi? Şu an önlük takmış, bana yemek yapmış ve kendi sakarlığını itiraf ediyor. Kalbim neden bu kadar yumuşuyor? Korkuyorum… ama aynı zamanda kendimi güvende hissediyorum. Bu çok tehlikeli. Kutay bir yudum şarap aldı, bakışları Ahsen’in gamzelerinde takılı kaldı. “Gülünce gamzelerin ortaya çıkıyor. Bunu fark ettiğimden beri aklımdan çıkmıyor. Sen gülünce… her şey daha hafif geliyor.” Ahsen utandı ama gözlerini kaçırmadı. “Sen de gülünce… o tehlikeli bakışın biraz yumuşuyor. Ama hâlâ korkutucusun.” Kutay çatalını bıraktı, masanın üzerinden hafifçe eğildi. “Korkutucu olmak istemiyorum. En azından senin yanında. Seninle konuşurken… kendimi farklı hissediyorum. Sanki yıllardır ilk defa gerçekten nefes alıyorum.” Kutay’ın iç sesi: Bu kız… portakal çiçeği gibi. Temiz, ferah, beni delirtiyor. Babamın dediği gibi kadınlar zayıf nokta olurdu. Ama o… o benim zayıf noktam değil. O benim güç kaynağım gibi. Onu korumak istiyorum. Onu kendime çekmek istiyorum. Ama yavaş… çok yavaş. Onu korkutmak istemiyorum. Yemek biterken rüzgâr serinledi. Kutay ceketini çıkarıp Ahsen’in omuzlarına koydu. Bu sefer parmakları hafifçe Ahsen’in omzuna değdi. İkisi de o dokunuşu hissetti. Ahsen ceketi kokladı. Tarçın kokusu içine işledi. “Teşekkür ederim… Bu akşam… beklediğimden çok daha güzeldi.” Kutay masanın üzerinden Ahsen’in eline uzandı. Parmakları hafifçe Ahsen’in parmaklarına değdi. Tam dokunmadı, sadece yakın durdu. “Ben de beklediğimden daha güzel oldu. Sen geldikten sonra… her şey daha renkli.” Ahsen parmaklarını hafifçe kıpırdattı. Kutay’ın parmaklarına dokundu. İlk gerçek, gönüllü dokunuş. Ahsen’in iç sesi: Parmakları sıcak. Güçlü ama nazik. Bu adam beni yakabilir. Ama aynı zamanda… beni ısıtıyor. Korkuyorum… ama gitmek de istemiyorum. Kutay parmaklarını Ahsen’in parmaklarının arasına aldı. Çok hafif, çok yavaş. “Bu akşam burada bitirelim. Yarın yine burada olacağım. Sen de gelirsen… çok mutlu olurum.” Ahsen gülümsedi. Gamzeleri derinleşti. “Belki… yarın da gelirim.” Kutay’ın gözleri parladı. “O zaman bekliyorum.” Ahsen kalkarken Kutay da kalktı. Kapıya kadar birlikte yürüdüler. Rüzgâr estiğinde ikisinin kokusu birbirine karıştı. Ahsen kapıdan çıkarken arkasını döndü. “Teşekkür ederim… Kutay. Gerçekten güzel bir akşamdı.” Kutay kapıda durdu. “Sen geldin diye güzel oldu.” Ahsen merdivenlerden inerken içinden geçirdi: Bu adam… beni yavaş yavaş ele geçiriyor. Ve ben… buna izin veriyorum. Kutay ise terasta yalnız kalınca masaya yaslandı. Kutay’ın iç sesi: Bu kız… beni değiştiriyor. Babamın dediği her şeyi unutturuyor. Onu korumak istiyorum. Onu kendime çekmek istiyorum. Ama en önemlisi… onu kaybetmek istemiyorum. Gece rüzgârı esti. Terasta sadece iki boş tabak ve sönen mumlar kaldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD