--------------------------------------------
15 yıl 8 ay sonra.
Mutfakta kahvaltı hazırlarken ses yapmamaya özen gösteriyordum.
En sonunda çorbanın altını kısıp ağzını kapattım ve pilavı yapmaya başladım.
Pirinçleri yıkarken kapıdan gelen ufak tık tıklama sesi ile hemen kapıya koşmuştum.
Sessizce açtığımda, bu zamana kadar hayatta kalma sebebimi gördüm.
" gel içeri " dedim sessizce.
Ayakkabılarını sessizce çıkartıp rafa koydu, daha sonra morluğu yavaşça geçmeye başlayan yanağıma, minik bir öpücük kondurdu.
" uyuyormu. " diye fısıldadığında başımı salladım.
" aç mısın " diye sorduğumda başını iki yana salladı.
" okul nasıl geçti. "
" yorucu, ama güzel. " tebessüm ettim.
Başını koridora uzattı.
" yarın... veli toplantısı varmış " dedi.
Derin bir nefes aldım.
" bir şekilde gelmeye çalışacağım, endişelenme. "
Başı ile onayladığında yanağını öptüm.
Her şeyimdi benim.
Dayanma sebebimdi.
" anne. "
Tekrar ona baktığımda yutkunarak konuşmaya başladı
" neden kaçmıyoruz ki, kaçabiliriz. Yarın mesela, toplantı yerine... "
Elimle ağzını kapattım.
" şşt, sessiz ol. " çaresizce gözlerine baktım, " olmaz... yapamayız, kızım. Yapamayız, bizi bulur. Kendi canım umrumda değil, senin canını yakar... Ne olur açma bu konuyu. Biliyorum senin için çok zor, kendimden nefret ediyorum, benim yüzümden bu cehennemin içinde olduğun için ama, en son olanlardan sonra... "
Bana sarıldığında susmak zorunda kaldım.
" sadece bir fikirdi... Nefret etme kendinden, her şeyi kaldırırım ama bunu kaldıramam annem. "
Saçlarını okşadığımda, şakağına ufak bir öpücük kondurdum.
" denedim kızım. Çok denedim ama... bu sefer sen zarar gördün, görmeye devam edersin. Eğer kaçmaya çalışırsak... " derin bir nefes verdim. "vedat tehlikeli bir insan, eli kolu uzun. Bizi bulur, ama dövmez. Seni riske atamam. iki kere yaptım, üçüncüye cesaret edemem. deneyemem. Bu ihtimali göze alamam. Şuan bile her fırsatta sana bakarken, seni rahatsız ederken kaçma fikrini düşünemem... Bu sefer seni korumaya gücüm yetmez. "
Başını salladı fakat gözünden süzülen bir damla yaş, içimi parçalara ayırdı.
Gülümsemeye çalışarak mutfağa ilerlettim ve konuştum.
" sınavın nasıl geçti bakalım. "
" süperdi, kesin 100 alacağım. "
" aferin benim kızıma, 1 hafta sonra doğum günün. "
" 15 yaşıma gireceğim. "
" neyli pasta istersin. "
Yüzü düştü.
Başını mutfak kapısına çevirdi.
" o olmasın, tadımız kaçmasın. Başka bir şey istemiyorum "
Haklıydı.
Benimde en büyük dua'm buydu.
Kızımın bu zamana kadar geçirdiği en güzel doğum günü olmasını istiyordum.
O güne, kahkahaların eşlik etmesini istiyordum.
O günü ağlamadan geçirmek istiyordum.
Diğerlerine çünkü göz yaşları eşlik ediyordu.
Tebessüm etti, saate baktı.
" gitme saati yaklaştı, sofrayı hazırlayalım. Kızmasın tekrar " diyerek mutfak dolaplarına ilerledi.
Sofrayı sessizce hazırlamaya başlarken bir şeyin farkındaydım.
Düzgün anne olamıyordum, iyi bir anne, her gece kızının göz yaşlarını izlemezdi.
İyi bir anne, düştüğü cehenneme, kızını sürüklemezdi.
İyi bir anne, kızının cehennemde kalmasına izin vermezdi.
İyi bir anne değildim.
Ama başka çarem yoktu, vedatın düşmanı çoktu.
Ve onlar, vedattan daha tehlikelilerdi.
Vedat sadece döverdi, hakaret ederdi ama düşmanları daha vahşiydi.
Kadın ticareti, uyuşturucu, silah kaçakçılığı yapıyorlardı.
Kumarhane işletiyorlar, kara para aklıyorlardı.
Bir kaç kere şikayet etmiştim polise, fakat bir şekilde aklanmışlardı. Kaçmaya çalışmıştık fakat bunun cezasını kızımla ödemiştim.
Sırtımızda kemer izleri, kollarımızda sigara yanıkları oluşmuştu.
Ama yine de canımı acıtan şey kızımın 'daha kötüleri olmuştu' diyip sessizce göğsüme sığınarak ağlaması olmuştu.
Düşmanları, bizim varlığımızdan bihaberdi.
Eğer bilselerdi, bizi yaşatmazlardı.
Öldürmezlerdi ama öldürmekten beter ederlerdi.
neredeyse 16 yıldır buradaydım.
Tutsaktım, ve mümkün olduğu kadar dışarı çıkmam yasaktı.
İhtiyaçlarımızı, kadınlardan yapardı.
Vedat eve getirdiği kadınlara alışveriş yaptırır, daha sonra yatak odasına alır, sonra gönderirdi, bizim dışarı çıkmamıza izin vermezdi.
Bana ve kızıma dokunmamasının şartı buydu.
Başka kadınlar...
Kızım... umay, odasından neredeyse hiç çıkmazdı.
Korkardı. Vedatın bakışlarından rahatsız olurdu.
Beni de rahatsız ediyordu ama... Alışmıştım.
Bir şekilde dayanıyordum, ama ne zamana kadar devam edebilecektim... bilmiyordum.
Okula gitmesine zor izin vermişti, eğer bir sorun çıkacak olursa okuldan alıp, kendisi için çalıştıracağını söylemişti.
Buna izin vermezdim, ama korkuyordum.
Bir gün, gücüm yetmeyecek diye korkuyordum.
Bu yüzden bütün derslerinde yardım ediyordum.
Sınavları veya ders notları hiç bir zaman kötü gelmemişti.
Bazen koruyamazdım, döverdi.
Ama yinede neşesini kaybetmezdi, başından beri hep aktif bir kız olmuştu.
Bunun için umay'a borçluydum.
Ona güzel bir hayat borçluydum.
Bunu bir şekilde başaracaktım, gerekirse canımı verecektim ama kızımın düzgün bir hayat yaşayabilmesi için her şeyi yapacaktım.
***
Odasının kapısını açıp sessizce girdim.
Yine içki kokuyordu, etrafta yırtık kıyafetler vardı, ve üzeri çıplaktı.
Bakışlarımı ona değdirmeden yavaşça seslendim.
" vedat, "
Gözlerini açıp başını çevirdiğinde kömür karası gözleri üzerimde gezindi.
" ne var. "
Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak konuştum.
" saatin geldi, sofran hazır. "
Başını salladı ve doğruldu. Doğrulduğunda beline kadar inen çarşaf yüzünden başımı yerdeki halıdan kaldırmadım.
" de git hayde, görmeyeyim seni "
Hemen odadan çıktığımda sol gözümden bir yaş aktı.
Bıkmıştım.
Yorulmuştum.
Tükenmiştim.
Fakat başka çarem yoktu, dayanmak zorundaydım.
Yukarıya çıkıp kızımın ve benim odama girdim.
Yatağın üzerine uzanmış ders çalışıyordu.
Kulaklıklarını takmıştı fakat yüksek ses ile müzik dinlemezdi.
Bende yanına oturup saçları ile oynamaya başladım.
***
Vedatın gittiğine emin olduktan sonra uyuyan kızımın üzerini örttüm ve odadan çıktım.
Mutfağı toplamaya başladım.
Bulaşıkları yerleştirip makineyi açtıktan sonra eldiven takıp vedatın odasına girdim.
Yerdeki içki şişelerini ve yırtılmış kıyafet kalıntılarını toplayıp yatak çarşaflarını değiştirdim.
Ben buydum.
Yıllardır esir olan o kadın.
Kaçmaya çalışıp sürekli başarısız olan o kadın.
Gelen kadınların 'yetersiz' diye adlandırdıkları o kadın.
Yıllarca dayak yemesine rağmen, ses çıkartamayan o kadın.
Kızını, o iğrenç bakışlardan, hakaretlerden koruyamayan o kadın.
Ben buydum.
Belki gurursuz, belki onursuz.
Kaçmaya çalışmamıştım kızımı kurtarmaya çalışmıştım en son.
Ama en sonunda vücudunda izler olan ben değil, kızım olmuştu.
Her tarafta eli, kolu, gözü vardı.
Geberesice.
Onun elinden kaçmak, imkansızdı.
Artık umudum bile bana sırtını dönmüştü.
Saat gece yarısını geçtiğinde işler anca bitmişti
Odaya girip kapıyı kitledim.
Umay'ın uyuduğundan emin olduktan sonra banyoya girip aynanın karşısına geçtim.
Dolaptan krem alıp sırtımdaki yaralara sürmeye çalıştım.
Uzanabildiğum yerlere ilacı sürerken banyodan içeriye umay girdi.
Hemen sırtımı kapatmıştım, buruk bir tebessüm bıraktı.
Tişörtümü yukarı sıyırdığında kremi elimden aldı.
Yaralarımın üzerine, ilacı yavaşça sürerken canımı acıtmamaya özen gösteriyordu.
Gözlerimin dolmasını engellemek için yukarı baktım, ama mümkün değildi.
İlacın ağzını kapatıp dolaba koydu, tişörtü üzerimden çıkartıp kirliye attığımda üzerimde siyah, sade bir sutyen ile kalmıştım.
Umay, göğüslerime bakıp güldü.
Dolgun sayılırlardı.
Eğer gerçekten sevdiğim bir kocam olsaydı, hoşuma giderdi. Ama yoktu.
" bakma kız. " diye kolunu cimcikledim.
" yalan yok, çok güzeller. Kurtulursak benimkilerinde böyle olmalarını isterim. " dediğinde kıkırdadım.
Gözleri göğüs çatalımdayken iç çekti.
Evlat değil, sapık.
" kız bakma, ayıp. "
" sende olan bende de var anne, hem ben yabancımıyım. Aşk olsun. "
Tövbe ya, der gibi başımı sağa eğdim.
Dış kapıdan sesler gelmeye başladığında banyodan çıktık, dolaptan bol bir tişört alıp giyindiğimde sesler iyice artmıştı.
Umayı yatağa yönlendirip alnından öptüm, bu kadar erken gelmesi hayra alamet değildi.
Odadan çıktıktan sonra umayın içeriden kilitleme sesini duyup acele adımlar ile aşağı indim.
Neler olduğunu anlamadan vedatı karşımda buldum.
Leş gibi içki kokuyordu.
Korkarak bir kaç adım geriye kaçtım.
Bu yaptığım onu sinirlendirmiş olmalı ki bana doğru atıldı.
Bir eli kolumu kavradığında diğer eli saçlarıma dolanmıştı.
Ağzımdan ufak bir çığlık kaçtığında beni salona doğru sürükledi.
Saçlarıma var gücüyle asılırken yanağıma inen tokat sebebiyle yere düşmüştüm.
Saçlarımdan kavrayıp beni doğrulttu ve tekrar tokat attı.
Bu yaptığını bir kaç kere tekrar ettiğinde artık kulağım çınlıyor, ağzımın içi tamamen kan doluyordu.
Neden bu kadar sinirlendiğini bilmiyordum ama, yine sinirini benden çıkaracaktı, bunu biliyordum.
Karnıma tekme atmaya başlarken bağırdı.
" ben sana demedim mi lan, kolların açıkken cama yaklaşmayacaksın diye. Kaç kere dedim lan, şu zıkkımları giyme diye. Sen beni rezil etmeye mi çalışıyorsun lan. "
Tekmeleri iyice artarken nefes alamadığımı hissediyordum.
" sana dedim, seni sikerim dedim. Dinlemedin lan beni, nerede lan o kızın. Nerede o piçin söyle!. "
İzin veremezdim.
Ona gidemezdi, olmazdı.
Başımı iki yana sallamaya çalıştım fakat göğüs kafesime gelen sert darbe ile gözlerimin önü karardı.
Nefesim tıkanmıştı, kalbim sıkışıyordu.
Gözlerimi aralamaya çalışırken aynı yere tekrar darbe gelmesiyle ağzımdan oluk oluk kan akmaya başladı.
Gözlerimin önü tamamen kararmıştı.
Sırtıma inen keskin bir darbe, ve 'şak' sesi ile iki büklüm oldum.
Darbeler inmeye devam ediyor, evin içinde kemer darbesinin bıraktığı sesler yankılanıyordu.
Uzun hissettiğim bir süre sonra uyuşmuştum
Hissediyordum ama tepki veremiyordum.
Ağzımdan, burnumdan yoğun bir şekilde akan sıvıyı hissediyordum.
Sırt üstü döndüğümü hissettiğimde karnıma oturan beden ve boğazımı sıkan eli fark etmem uzun sürmemişti, nefes almak için çırpınmaya çalıştım fakat bacaklarımı kıpırdatabilmekten başka hiç bir şey yapamadım.
Alışılmıyordu.
Bu acıya alışılmazdı.
Yine, her zamanki gibi tazeydi.
Eli, nefesimi keserken tişörtümün ön kısmını boş eli ile yırttı.
Olmazdı, bu zamana kadar engelledim ama şuan olmazdı.
Boynuma değen nefesi, burnuma dolan ağır içki kokusu, vücudumdaki acı, dayanılmaz noktaya sürüklüyordu.
Boynumda dudaklarını hissettiğimde acı bir inleme firar etti dudaklarımdan.
Daha sonra yüzüme inen bir yumruk...
Vücudumdaki hissiyat, uzaklaşmıştı.
Derin bir uğultudan başka bir şey hissetmiyordum.
Bedenim tamamen uyuşmuştu.
Nefesim tükenmişti.
Ama boğazımı sıkan el, uzaklaşmamıştı.
Kollarımı iki yana bıraktım, başım güçsüzce sağıma düştü.
Boğazımı kavrayan el uzaklaşsa da yine nefes alamadım.
boynumun etrafında gezinen dudaklarına göz yaşı akıtmaktan başka bir tepki veremedim.
Özür dilerim umay.
Özür dilerim kızım.
Nefes alamadım, affet beni.
Koruyamadım kendimi, seni.
Affet beni...
Dayanamıyorum, affet beni.
Allahım, kızımı koru.
*************************************
Devam edelim mi ???
*************************************
Yazardan.
__
Umay aşağıdan gelen annesinin çığlığı ile daha fazla dayanamadı.
Elleri titrerken kapının kilidini açtı, odadan çıkıp aşağıya sessiz ama koşar adım ilerledi.
Vedatın sesi gelirken, yıllardır alışık olduğu kemer sesi ile boğazında bir yumru oluştu.
Öne atılmak istedi ama aralık duran dış kapıyı fark etti.
Eğer onun dikkatini çekerse kendisine zarar verir ve bu durumun tekrarı yaşanırdı.
Eğer dışarı çıkıp yardım istese, adamları ile karşılaşma ihtimalleri vardı.
Ama iki türlü de annesinin canı yanacaktı.
Tercihi hep ikinciden yana olmuştu.
Ses çıkartmadan dış kapıdan süzüldü.
Dayan annem, dedi içinden.
Dayan yardım getireceğim, lütfen dayan.
Sokaklarda hızlıca koşmaya başladı...
*************************************
" komutanım, bu görev kısa sürdü ya, hoşuma gitmedi. " dedi, Serdar.
Hepsi başlarını salladı.
" yakalamaya az kaldı, hele bir çete başını bulalım. O zaman görecekler günlerini. " diye ekledi Aslan.
" tek bir kamp ile bitmedi, daha büyük bir görev bizi bekliyor. Bu yüzden kendinizi salmayın. "
" komutanım, benim hatun, yemeğe çağırıyor. " poyraza, döndü bakışlar.
" bu saatte mi " diye bir soru sordu, Kurt.
" benim hanım, saat dinler mi. " diye sormuştu.
Hepsi gülerek başlarını iki yana salladılar.
" bu saatte zahmet vermeyelim. Hem ufaklıklar uyuyordur. Sesimize uyanmasın, biz dağılalım. Sende git hanımınla hasret gider. "
" ama komutanım. " diyecek oldu poyraz ama komutanının bakışları ile sustu.
Tam sokağı döneceklerken önlerinde beliren kız ile, serdar ani fren yaptı.
Kızın yere düştüğünü görür görmez arabadan inmişlerdi.
" kızım, iyimisin, bir şeyin varmı. " diye yaklaştı adam. Ama kızın ondan korkarak uzaklaşması ile ellerini kaldırarak durdu.
Gözlerine bakan kişiler, acısında kaybolabilirdi.
" iyimisin " diye sorusunu yineledi.
" siz onun adamı mısınız. " diye bir soru geldiğinde anlamamışlardı ama kızın üzerlerini süzmelesiyle hepsi üzerlerine baktı.
sivil kıyafetleri vardı ama bellerinde duran silah fark ediliyordu.
kız sürünerek uzaklaşmaya çalıştı ama adam ellerini kaldırarak durdurdu.
" sakin ol, türk askeriyiz biz. Türk silahlı kuvvetleri. bizden zarar gelmez. "
" k-kimliklerinize b-bakabilirmiyim "
Ne söylerse yapabilecek konumdalardı çünkü kızın durumu hiç iyi değildi.
Kollarında morluk, göbeğine kadar sıyırılan tişörtünden belli olan yaraları vardı.
Tim komutanı kimliğini uzattığında poyraz telefondan flaş tutmuştu.
Kız titrek bir nefes verip cüzdanı geri uzattığında telaş ile konuşmaya başladı.
" yardım edin lütfen. "
" ne oluyor, kimsin sen. " dedi.
" o adam annemi dövüyor, yardım edin ne olur. "
Hepsi yerlerinde dikleşirken diz çökmüş olan adam ayağa kalktı.
" evin nerede. "
Kız cevap vermeden koşmaya başlayınca adam, ve poyraz, kızın peşinden koşmaya başladılar.
Şaşırtıcı olan şey ise kızın, hızlı koşmasıydı.
Yorulmadan, hızlıca 6 sokak koştuklarında eski bir eve varmışlardı.
Kız, hızını kesmeden eve ilerleyince onlarda ilerlemişti.
Evin kapısında ise umayın şiddetli çığlığı ile mahalle inledi.
" ANNEME DOKUNMA! "
" POYRAZ.! "
Sarhoş adamın dudakları kadının göğüs kafesindeyken neler olduğunu anlamadan kendisini yerde, üzerindeki adamdan yumruk yiyor halde buldu.
Adam ise hemen kadına ilerledi.
Aynı, kız gibi.
" annem, aç gözlerini ne olur. Bak ben geldim, yardım getirdim. Aç gözlerini yalvarırım. "
Tepki yoktu.
Her yeri kan, revandı.
Yara bere içindeydi.
Adam, önce hırkasını çıkartıp kadının sadece sutyen olan üst vücuduna örttü. daha sonra nabzını kontrol etti.
Nabzı yok denecek kadar azdı, o sırada içeriye giren serdar ile adam seslendi.
" koş buraya.! "
Serdar hemen kadının yanına koştuğunda önce nabzını, sonra nefes alış verişini kotrol etti.
" komutanım, nabız çok düşük. Acil hastaneye gitmemiz lazım. Ben polisi arıyorum.
" KURT... ARABA." Diye bağıran adamın sesine kızın sesi karıştı.
" polis olmaz, bu adamın polislerin içinde adamları var. Bir şey yapmazlar. "
Adam hemen kadını kucağına alıp ilerlemeye başlayacakken, kızın kurduğu cümleden sonra, olduğu yere bayılması ile serdarın kucağına düşmüştü.
Adam hemen arabaya ilerleyip kadını, arka koltuğa dikkatlice koydu, serdar'da kızı koyduğunda serdar, kızı dinlemiş, polisi armaktan vazgeçmişti.
Zaten aramazdı.
poyrazın söylediği şey üzerine telefonundan albayın numarasını tuşladı.
" kıdemli üsteğmen, serdar tilki. "
" söyle serdar. "
" yardım için gittiğimiz evde, aradığımız çete liderinin sağ kolunu yakaladık. "
" ekip yönlendiriyorum. "
Telefon kapanmıştı, arkada kalan, aslan, serdar, poyraz, adamı, ekiplere teslim ettikten sonra ana yola çıkıp taksiye binmişlerdi.
Ama hastanede, acil müdehale kapısının önünde bekleyen adamın, kaderinde yazılı olanlardan haberi yoktu.
Aynı şekilde muayene edilen kadının'da haberi yoktu.
Birlikte öğreneceklerdi.
__________________________________________