Pınar…
" Bu oyunda bir level daha atlayacağız Necmi!" Diyerek mutfağa girdiğin de.
" Bir level daha mı? Buda ne demek?" Diyerek düşündüm, fakat kastettiği şeyi anlamam kısa sürdü. Çünkü Demir'le o günden sonra tüm ünlü mekanlarda boy gösterip, sevgili rolü yapmaya başladık. Hatta artık dedesinin gönderdiği kızlara değil, gönderebileceği muhtemel olan tüm kızların takıldığı mekanlarda da sevgili rolü yapıyorduk.
Yaptığımız roldü fakat benim ona olan aşkım fazlasıyla gerçekti ve her geçen gün daha da çok artıp duruyordu. Tamam anlaşma gereği artık beni öpmüyordu, ama her an dibinde olup, ellerimi tutarken sahte bile olsa aşkla yüzüme bakarken ona daha çok aşık olmamak mümkün değildi. Üstelik bu kalbime hiç ama hiç iyi gelmiyordu.
Fakat Demir bu oyundan fazlasıyla eğleniyor ve dedesi her onu aradığında yediği fırçaları hiç takmıyor. Hatta bu durum hoşuna bile gidiyordu. "Yine çıldırdı ihtiyar" diyerek küçük kahkahalar bile atıyordu.
Bir gün yine faklı bir mekanda rolümüzü yaptıktan sonra Demir'in evine geldik. Karşımdaki tekli koltuğa kendini salan Demir'e bakarken, aklımdaki soruyu dile getirdim.
" Bunu neden yapıyorsun? Biliyorum deden evlenmeni istiyor ve sen istemiyorsun. Fakat sırf evlenmek istemiyorum diye kendini herkesin gözünde gay durumuna düşürmek ... yani .... bu seni hiç rahatsız etmiyor mu?" diyerek sordum.
Demir başını geriye atarak yaslandığı tekli koltuktan doğrulup bana doğru baktı. Yüzüne ciddi tavır takınarak " Başkalarının hakkımda ne düşündüğü zerre umrum da değil Necmi" dedi ve bir müddet duraksadı, sonra anlam veremediğim bir öfkeyle "Yılar önce anne ve babam birazda bu yüzden hayatlarını kaybettiler. Onlar kedi köpek gibi sürekli kavga eden bir çifti fakat etraf ne der diyerek mutsuz olan evlilik oyunlarına devam ettiler. Ve mutsuzluklarını en yakınlarındakilere de bulaştırdılar." dedi
Bense "En yakın yani....."dedim devamını getirmeden Demir "Evet ben ilk ve tek oğulları, her an onların şiddet dolu kavgalarına şahit oldum. Tıpkı kaza gününde olduğu gibi, bazen o takla atıp hurdaya dönen arabada bende ölseydim. Keşke o hiç tanışmadığım kişi beni kurtarmasaydı diyorum." deyip isterik bir gülümsemese de bulundu.
"Biliyor musun kazadan sonra kendime gelince beni kurtaranı aradım. Ama teşekkür etmek için değil. Niye biliyor musun bulduğumda hesap sormak için" dedi, benim gözlerim irice açılırken sessiz bir şekilde "Hesap sormak? "dedim şaşkınca.
"Yine de hayal meyal hatırlıyorum, beni arabadan sürüyerek çıkardığını ve yüzünün bir tarafının alnından doğru kanlar içinde olduğunu ,sanki bir kızdı ve adımı sayıklayıp ağlıyordu. Yada bunlar benim hayal ürünümdü bilmiyorum. "deyip başını iki yöne salladı ve oturduğu yerden ayaklandı. O ayaklanırken elim istem dışı alnımdaki küçük dikiş izine gitti. Bir elimle hemen kısa olan saçımla o dikiş izini kapatmaya çalıştım.
Demir "Neyse ne işte, sonuçta hala yaşıyorum. "deyip kendine bir bardak içki doldurup bana dönerek isteyip istemediğimi sordu. “Kullanmıyorum” cevabını alınca da, elindeki içki dolu bardakla yanıma oturdu. Bir yudum aldıktan sonra bardağı önündeki sehpaya koyarak, bir elini omzuma koydu ve içten bir şekilde yüzüme bakarak gülümsedi.
"Sakın bu söylediklerimi ciddiye alayım falan deme Necmi, sen iyi çocuksun yenge ile evlendiğinde eminim ki çok mutlu olacaksın. "Deyip bakışları farklı bir hal almaya başladı, önüne dönüp içkisinden bir yudum daha aldıktan sonra yine gözlerini gözlerime kenetledi. "Aslında seninle mutlu olmamak mümkün değil Necmi, eğer kız olsaydın ......... yani kız olsaydın sana aşık olmamak elde olmazdı herhalde ."dedi ve dikkatlice yüzümü incelemeye başladı.
Bense zorlukla yutkunup, gözlerimi gözlerinden ayırmadan " Peki kız olsaydım sen ....yani sen bana aşık olur muydun Demir?" deyip, sorduğum sorunun cevabını heyecandan atan kalbimi sakin tutmaya çalışarak bekledim. Eğer.. eğer evet derse ona gerçeği itiraf edebilirdim.
Demir gözlerini kısa bir süre dudaklarıma kaydırıp, hafif bir şekilde dudaklarını dişledikten sonra, yüzünü ekşilterek kafasını iki yöne salladı. Hızla önündeki içki bardağına uzanıp büyük bir yudum aldıktan sonra, yüzüme bakmadan buz gibi ses tonuyla " Hayır! Çünkü kız olsaydın seninle işim olmazdı. Ve asla yakınımda olmana da müsaade etmezdim Necmi." dedi ve sözleriyel kalbim acı ile sızlamaya başlarken, kaşlarım hayretle havalandı.
Fakat yine de kalbime söz geçiremeyip "Ama az önce hakkımda dediklerin" diye sordum üzgünce, Demir yine yüzüme bakmadan " Evet sana aşık olmayacak erkek olmazdı, dedim "deyip kaçamak bir şekilde yüzüme baktı. "Tamda bu yüzden asla yanımda olamazdın diyorum Necmi, ben asla aptal aşık olup evlenemem. Asla Anne ve babam gibi olamam "deyip hızla ayaklandı. O hiçbir şey demeden mutfağa doğru ilerlerken, bende hakkımda tüm o söyledikleriyle bir an için kız olduğumu itiraf etmediğime ilk kez sevindim. O beni erkek bile sansa onun yanında olup gözlerinin içine bakabilmek beni mutlu ediyor hatta bana yetiyordu bile.
Eğer kız olduğumu öğrenirse bunlar bile asla mümkün olmayacaktı. O yüzden bu oyuna devam etmeliyim. Yıllar sonra sevdiğim adamın bu kadar yakının da olup yine ayrı kalamazdım, kalmak istemiyordum. Bu beni kesinlikle kahrederdi, o yüzden ne olursa olsun Demir kız olduğumu asla anlamamalıydı.
****
Demir.....
Necmi'nin yanından kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Kendimi duvara yumruk atmamak için zor tutuyordum. İçki bardağımı tek bir yudumla dibini bulup, sertçe tezgahın üzerine bıraktım. Daralmaya başlayan nefesimi düzene sokabilmek için mutfaktan bahçeye açılan kapıdan çıkıp, kendime duyduğum öfkeyle bir sağa bir sola giderek çimenleri tekmeledim.
Ayaklarımın altındaki toprak çimenden sıyrılıp gün yüzüne çıkmaya başlarken, savurduğum tekmeler şiddetini daha da arttırdı. 'Ben Demir Vahapoğlu nasıl nasıl bir erkeği arzularım. Şu an yerin yarılmasını ve içine girmeyi istiyorum. '
Az önce Necmi'nin yanındayken tüm o sarf ettiğim sözlerde neydi öyle, resmen kız olsaydın sana aşık olurdum dedim. Ya peki niye yine Necmi'nin o yumuşak dudaklarına yapışmayı istedim. Hatta fazlasıyla arzuladım. “Kahretsin!” 'diyerek ,kendime ağır bir küfür firar etti dudaklarımdan.
Bu oyuna daha ne kadar devam edebilirdim bilmiyorum. Tamam oyun yapıyordun fakat! Aman Allah'ım bu sadece bir oyun olarak kalmalı , bu ...... bu ne mantığıma ne inançlarıma uyan, hatta kesinlikle aykırı ters bir şey ,ben bir erkekle .... bunu dile bile getiremiyorum.'
Uzunca bir müddet bahçede verdiğim iç savaşla geçti. Kendime tüm o saydırdığım kelime ve küfürler sonunda mantığım bir nebze olsun yerine gelmeye başlayınca içeri Necmi'nin yanına girdim. Fakat onu hâlâ kanepe üzerinde oturmuş, masum gözlerle bana bakışını görünce mantığım yine dağılmaya başladı.
'Acaba Necmi içimden geçenleri bilse bir saniye dahi yanımda kalmak ister miydi. Arkasına bakmadan kaçardı herhalde.' Kafamdaki saçma düşünceleri tekrar dağıtmaya çalıştım. Gözlerimi tekrar Necmi’den kaçırıp karşısındaki tekli koltuğa oturup, son zamanlarda yaptığım gibi Necmi'nin yüzünü görüp sapıtmamak için kafamı geriye doğru atıp gözlerimi yumdum.
Olabildiğince mesafeli ve soğuk ses tonumla, "Sen artık gidebilirsin Necmi, bu günlük bu kadar." dedim. Sözlerimle bakmasam da Necmi'nin ayaklandığını hissettim, bir müddet sessiz kaldı. Sonra yalnızca "Peki!" diyerek yürümeye başladı. Sesindeki tınıdan bana kırıldığı belli oluyordu. Onu için sebepsiz yere evden kovmuş gibi oldum.
Fakat bir bilseydi asıl gerçeği, onu gördükçe, yüzüne baktıkça aklımdan geçen sapıkça düşünceleri. Bana kırılması nefret etmesinden daha iyiydi benim için. Necmi kapıyı kapatıp evden çıkınca bende ayaklanıp banyoya girdim ve uzunca bir süre buz gibi suyun altında derin derin nefesler alıp kendime gelmeye çalıştım. Tüm yaptığımız o roller boyunca zorla hakim olduğum düşüncelerimi ve isteklerimi zorlukla dizginlemeye çalıştım.
*****
Pınar... .
Demir'in soğuk tavrından sonra dolan gözlerle evden çıktım. Gözümün ucuna kadar gelen göz yaşlarıma zorlukla mani olup, kafamı öne doğru eğerek yürümeye devam ettim. Son zamanlarda Demir'in bu dengesiz hareketleri beni oldukça üzmeye başlamıştı, baştan beri hep güler yüzlü sevecen davranan Demir, son zamanlarda ne zaman baş başa kalsak bana soğuk davranıyordu.
Demir'i gören ve onunla konuşan Nihal'e göre Demir bu tavırları benden hoşlandığı için yapıyormuş. Gerçi Nihal'den de başka düşünce beklenmezdi, zira kendisi saçma düşüncelerde nirvanayı bulan bir kızdır. Hem ben ne bekliyorum ki ben onun için sadece para için rol yapan çelimsiz oğlanın tekiyim, hepsi bu.
Kafamdaki tüm bu düşüncelerle villadan ayrılıp otobüs durağına doğru ilerlemeye başladım. Fakat daha otobüs durağına varamadan, siyah lüks bir minibüs durdu yanımda, hatta ben daha ne olduğunu anlayamadan siyaha minibüsün kapıları hızla açıldı ve içinden iri yarı iki adam fırlayıp beni kollarımdan tutarak ayaklarımı yerden kesti ve minibüse bindirdi. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki bağıracak fırsat bile bulamamıştım.
Arabaya binince debelenip kim olduklarını sorsam da, kollarımdan sıkıca tutan adamlar put gibi durup bırak cevap vermeyi tepki bile vermediler. O an bu adamların babamın kumar borcu için beni kaçırdıklarını düşündüm, fakat Demir'in bana verdiği parayla babamın kumar borcunu kapattığımı hatırladım. Bu sefer muhtemelen başka bilmediğim bir kumar borcu var babamın diye düşündüm, yoksa benim böyle adamlarla ne işim olabilirdi ki, çünkü ben kendi halinde bir kızdım kimin benle ne derdi olabilirdi ki.
Fakat çok geçmeden beni kaçıran kişilerin babamın kumar borçları yüzünden kaçırmadıklarını anladım. Araba durup beni getirdikleri evi daha doğrusu şato gibi olan devasal binayı görünce öyle olmadığını anladım. Bu evin sahibi kimse babam gibi birinin üç kuruşluk kumar borcunun peşine düşmek için beni kaçırmazdı muhakkak.
Hem daha önce babamın kumar borçları yüzünden kaçırıldığımda beni kaçıranlar oldukça zalim davranmışlardı. Hatta her çırpınışımda bana fiziksel şiddet uygulayıp, bağırıp çağırmışlardı. Bu adamlar ise sessiz kalıp, bana zarar vermemeye özen gösteriyorlardı.
Köşkün önünde durduğumuzda demir kapısının da kendisi gibi azametli ve gösterişli bir şekilde olduğunu gördüm. Oldukça büyük, uzun ve gösterişli bir kapıydı. Kapılar açılıp bahçeye girdiğimizde yine aynı gösterişte olan uzunca bir bahçeden geçtik.
Arabadan inince debelenmeyi bırakıp sakin kalmaya çalışarak adamlar ne diyorsa yaptım, zira çırpınmamın kimseye bir faydası olmadığı kesindi. Adamlardan biri köşkün zilini çaldığında kapıyı orta yaşlarda bir kadın açtı. Beni aşağıdan yukarı süzdü ve nedense kadının bakışlarında acıma duygusu hissettim. Kolumdan tutan takım elbiseli iri iki adam kadına bir şey demeden beni içeri sokup girişin yanındaki devasal salona soktular.
Emir içeriklide olsa adamlardan biri kibar bir şekilde tekli koltuğa oturup beklememi söyledi. Haliyle bende başımı öne eğerek dediğini yaptım. Çünkü kimin benle ne derdi varsa öğrenip bu koca köşkten çıkıp evime gitmek istiyordum. Bu yüzden büyük bir endişe ve sabırsızlıkla etrafımı inceleyip durdum. Fakat ben etrafa bakarken az önce kapıyı açan orta yaşlardaki abla yanıma gelip bir şey isteyip istemiyor muyum diyerek sordu. Ve soruş şekli oldukça içtendi. Buda demek oluyordu ki. Kadının kibarlığı ile bir kez daha beni kaçıran her kimse kesinlikle babamın kumar borçlarıyla alakası yoktu. Asıl nedenini anlamamda kısa sürdü, çünkü yanıma gelen ablaya başımı sağa sola sallayarak "Hayır" dediğim anda odaya tok bir ses doldu.
"Demek misafirimizle ilgileniyorsunuz Hatice hanım?"
Sesi duyan adının Hatice olduğunu öğrendiğim abla suç işlemiş gibi başını öne eğerek, "Şey ..... efendim ben sadec...."dedi ve sesin sahibi cümlesini tamamlamasına izin vermeden, bu sefer yarı sinirli ses tonuyla "siz çıkın Hatice hanım" dedi.
Bende bakışlarımı öfkeli ve sert sesin kaynağına doğru yönelttim ve sesin sahibinin sesi gibi sert görünümlü olduğunu gördüm. Oldukça pahalı duran takım elbise içinde olan yaşlıca bir adamdı. Fakat ilerleyen yaşına rağmen oldukça dinç ve kuvvetli görünüyordu. Muhtemelen hobi olarak elinde tuttuğu şatafat ve gösteriş içinde olan bastonunu yere bir kez vurup, öfkeli bir gülüşle baktı yüzüme.
"Sonunda sizinle tanışabildik genç delikanlı" deyip karşımdaki diğer tekli koltuğa kurulup bacak bacak üstüne atarak geriye doğru yaslandı. Ben sessizce yaşlı adamı süzerken, oda benim gibi beni süzüyordu.
Yaşlı amca ses tonunu yükselterek "Seni buraya torunum hakkında uyarmak için çağırdım delikanlı. Demir'in aklını nasıl çalıp kandırdın bilemem ama ondan artık uzak duracaksın." Dedi ve bu uyarıdan çok tehdit eder şekildeydi.
Söyledikleriyle beraber kaşlarım hayretle havalandı, şu an karşımda oturup beni tehdit eden kişi Demir'in dedesi Ekrem beydi. "Şey ben ..... aslı...." diyerek karşısında kekelemeye başladım. Bunun üzerine Demir'in dedesi yaşına rağmen çevik bir hareketle ayaklanıp elindeki bastonu yine serçe yere vurdu. "Kes sesini! Seni buraya muhabbet etmeye çağırmadım. Demir'den uzak duracaksın yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim." diyerek kükredi.
Şimdi Demir'in tüm bu oyunlara girme sebebini anlıyordum. Karşımda oldukça ürkünç duran bu yaşlı adam oldukça sert ve dediğim dedik bir adamdı. Üstelik karşısındakini hiç umursamayan ve önemsemeyen biriydi.
Ve ben karşısında diyecek tek kelime dahi bulamıyordum. Üstelin ne kadar çok korksam da bu yaşlı adama her şeyi itiraf edemezdim. Bunu Demir'e yapamazdım. Başımı öne eğerek ağzımın içinden " Ben.. ben üzgünüm !"dedim sadece, fakat bu sözlerim daha da deliye döndürdü Demir'in dedesini. Elindeki bastonu bir kez daha serçe yere vurup.
" Yeter! Demir'den ayrılacaksın, ben bu rezilliğe asla müsaade etmem!" diyerek kükredi. Ve o anda bir başka ses, Demir'in sesi doldurdu odayı. "Dede!" diye bağırdı, öfkeli olduğu anlaşılan ses tonuyla.
Demir'in evden acele ile çıktığı belli oluyordu, saçları hala ıslak hafif su damlatırken, giydiği siyah gömleğinin düğmeleri yarı açık kalmış ve pürüzsüz iri göğsünü ortaya sermişti.
Burnundan öfkeyle soluyan Demir'e dedesi Ekrem bey, üzerimde olan öfkeli bakışlarını, biraz daha yumuşatarak Demir'e yöneltti. "Demek sende geldin Demir efendi! Bizde tamda genç delikanlıyla muhabbet ediyorduk." Dedi, bende dede torun arasında kavga çıkmasını istemediğim için "Evet doğru Demir, deden Ekrem bey davet edince ben kıramadım kendim geldim." dedim fakat Demir'in bana olan bakışlarından söylediklerime hiç inanmadığı anlıyordum. Bana bakıp, yumuşak ses tonuyla "Toparlan gidiyoruz Necmi!" dedi.
Demir'in söylediklerini yapıp ayaklanacağım sırada Demir'in dedesi "Otur!"diye kükredi ve bu ses tonu beni fazlasıyla korkutarak tekrar oturmamı sağladı. Demir birkaç adımla dedesinin tam önünde durup işaret parmağını yaşlı adamın yüzüne doğru tutup sallayarak.
"Bir daha asla! Ama asla! Buna kalkışmayacaksın, eğer ona zarar vermeye kalkarsan karşında beni bulursun dede, yıllar önce anne ve babam gibi beni de ebediyen kaybedersin. "dedi sert ve kararlı çıkan ses tonuyla.
Demir’in sözleriyle de az önce kükreyen o yaşlı adam birden süt dökmüş kedi gibi sakinleşti. Falat bir şey demese de sinirle kafasını başka yöne çevirdi. Demir hızla arkasına dönüp hala koltukta olan benim yanıma gelerek elini bana uzatarak, hafifçe gülümsedi ve "Hadi gidiyoruz Necmi" dedi, daha da yumuşak çıkan ses tonuyla.
Demir'in elinden tuttuğum anda Demir beni hızla yukarı doğru çekip dedesine bir daha bakmadan peşinden sürükleyerek odadan çıkarttı. Bense odadan çıkarken son bir kez arkamı döndüm ve bana doğru öfkeyle bakan Demir'in dedesi ile göz göze geldim.
O an bu yaşlı adamın bakışlarından asla pes etmeyeceği ve peşimi bırakmayacağı anlaşılıyordu.