Bölüm şarkısı-
Mehmet erdem gibi gibi
Birilerini hayatınızdan çıkartmak kolay olabilir belki ama, bu kişi baştan aşağıya her zerresine tutulduğunuz, içinize ilmek ilmek işleyen bir kişiyse, onu santim kıpırdatamazsınız yerinden.
Kalbiniz aklınızın, çok kere mantığınızın önüne geçer.
O her gitmek istediğinde, biraz daha kalır adeta.
Yusuf’un Sinem gibi.
Yusuf’un kalbi şenlik yeriyken, içten içe kan ağlıyordu. Sinem tarafından böyle sevildiğini bilmek, kalbini şaha kaldırırken, Sinem’i mutsuz edişi kendine kızmasına sebep oluyordu.
Sinem’e yaptıkları için bile kendi canı yanarken, nasıl sabredecekti doğru zamanın gelmesi için?
Ah Okyanus!
Nerden Aşk Doktoru oldun başıma?
Düğün boyunca Sinem’i yanından gittikten sonra bir daha görmemişti.
Genç çiftle beraber tüm gençler eğlence için bir mekana giderlerken, Ezgi’den Sinem’in rahatsızlandığı için eve gittiğini duymuştu.
Aklı fikri Sinem’deyken, kuzenleriyle birlikte gidemezdi. Kendi arabasına doğru ilerlediği esnada ona yabancı bir erkek sesi duydu.
“Yusuf!”
Arabasının kapısında olan elini çekip, sesini geldiği yöne doğru döndüğünde geçen yıl kuzeni olduğunu öğrendiği Kutup’u gördü karşısında.
Yıllardır varlığından neden haberdar olmadıklarınıda bilmiyordu.
Kutup, Yusuf’un yanından geçip kiraladığı arabanın kapısını açarken, bakışlarında ki tehdit eder tonu saklamadan konuştu Yusuf’la ilk defa.
“Sinem’i üzersen, seni üzerim!”
Arabasına binip uzaklaşan yeşil gözlü, donuk bakışlı adamı izlerken, aklına gelen ihtimalleri kovmakla meşguldü.
Sinem’i ailesi ve Yusuf’tan başkası neden düşünsündü ki?
Hayır, Sinem'i Yusuf'tan başkası düşünmemeliydi.
Verdiği ani kararla arabasına binerek son gaz Ulusoy malikanesine sürdü.
Sinem’i değil ama, içinde kabaran bir duygunun dürtüsünden dolayı Kutup’u üzebilirdi.
Kıskanmış, öfkelenmişti sanki.
Bu New york'ta onları gördüğü zaman hissettiğinden daha başka bir histi. Adını koyamasa da, berbat olduğu kesindi.
Evin önüne geldiğinde, ışıkların kapalı olmasına şaşırırken duyduğu motor sesiyle, içini bir ürperti aldı.
Arabasını durdurduğu esnada, yanından motorunu çalıştırıp hızla caddeye doğru uzaklaştı Sinem.
Motorun arkasından ana caddeye çıkarken, motora yaklaşarak camını açıp seslendi yan şeritten giden Sinem’e.
“Sinem, dur! İn o motordan ben götürürüm seni.”
Sinem, Yusuf’a cevap vermeden, daha fazla yüklendi gaza. Böylesi Yusuf’u daha çok çileden çıkıyordu.
Yusuf onu umursamayan Sinem’e daha yüksek sesle bağırırken, onun için endişeliydi.
Hastaydı ve, motorun üzerindeydi.
Başı dönecek olsa, ve o an durmazsa bedeni düşecek ve belkide parçalara ayrılacaktı.
Sinem, fazla düşüncesizlik yapıyordu.
Onun için kalbi alev alan Yusuf'un endişesini hiçe sayıyordu.
Mekanın girişine kadar Yusuf’un çağrılana ses vermeyen Sinem, rallici edasıyla son sürat sürmüştü motoru. O geceye özel kapatılan mekanın girişine geldiğinde, kaskını çıkartıp motorundan indi.
Üzerine giydiği siyah kot pantolon, salaş tişört ve deri ceketle fazla asil duruyordu. At kuyruğu yaptığı saçları beline kadar gelirken, yüzünde makyajın zerresi yoktu yine.
Ayağındaki platform botlarla, başı dik bir şekilde yürürken kapıda bekleyen Kutup’a selam verdi önce.
“Sıkılıyor musun, Kutup?”
Kutup, kalabalıktan hoşlanmadığını yüzünde ki ifadeyle belli ediyordu ama, onun kılavuzunu okuyabilen tek kişi Sinem’di şu ortamda. Durum; idare ediyoruz temsiliydi.
“Sinem, niye geç kaldın?”
Yanlarına gelen Yağmur’la ablasına çevirdi bakışlarını. Ablasının da gözleri Kutup gibi, yeşil ve huzur veren cinstendi.
New York’ta olduğu zamanlarda, Kutup’a baktığında ablasını hatırlıyordu Sinem. Özlemi daha fazla artsada, iyi hissettiriyordu. Tanıdık gelen bir şeyler vardı o gözlerde.
Elini pantolunun cebine koyarak, cevap verdi Yağmur'a.
“Benim içeride işim var abla, evde konuşuruz.”
Yağmur’la Kutup’u orada bırakıp, mekana girdiğinde, tüm kuzenleri, arkadaşları buradaydı.
Sahnenin olduğu yere doğru geçip, arka kısma doğru ilerleyerek orkestradaki gençlerle bir kaç şey konuştu.
Ve işte burnundan soluyan Yusuf’ta mekana giriş yapmıştı.
Ceyda ablasının yanından kalkan Okyanus, Leyla’sını Ezgi’yle Seda’nın yanına bırakarak Yusuf’un yanına gitti.
“Neredesin sen Yusuf?”
Yusuf, eliyle yeni çıkan sakallarını sertçe sıvazlayarak, derin bir of çekti.
“Sinem’i kovalıyordum, bisiklet sürer gibi motor sürüyor. Lan bu kız yüzünden ben kaç yıldır motor kullanmıyorum, geldi başıma rallici kesildi. Kalmadı sabır falan bende Abi, sakın sabret falan deme!”
Okyanus, müziğin sustuğu esnada elini Yusuf’un omuzuna koyarak sırıttı.
“Doğru söyle, Sen Kutup abimi kıskandın değil mi?”
Yusuf, kaşlarını çatıp koyulaşmış yeşilleriyle bakarken, Okyanus kahkaha atmakla meşguldü.
“Sen harbi kıskanmışsın oğlum, duydum ben.”
Yusuf, Okyanus’un elini iterken, gözleriyle Sinem’i arıyordu.
Sahnede olan hareketlilikle Ceyda ve eşi en öne geçerken, merakla beklemeye koyuldular. Sessizliğin hakim olduğu salonda, sahnenin merdivenlerinden gelen “Tık tık” sesleriyle müzik çalmaya başladı.
Okyanus, Yusuf'un kulağına eğilerek keyifle mırıldandı.
"Geliyor senin ki."
Yusuf, Okyanus'a öfkeyle bakarken, boynunu sıvazladı. Nefesleri öfkeliydi, Sinem karşısında olsa neler neler derdi şimdi.
Kalabalıktan alkış sesleri, ıslık sesleri yükselirken, Sinem görüldü sahnenin ortasında.
Müziğin ritmine göre hareket ettirdiği bedeni kıvrak hareketler sergilerken, Yusuf’un sabrının son kırıntıları artık kalmamıştı. Kalabalık sahnenin önünde birikirken, kendisi en arkada durmuş Sinem’e sinirli bakışlar atmakla meşguldü.
Onun gördüğünü etrafındakilerde görüyorsa, dünyanın en muhteşem tablosuna bakıyordu herkes.
Ve bu tabloya bakan herkesin kafasını kırabilecek kadar güçlü hissediyordu kendini Yusuf.
Sinem, elinde ki mikrofonla yıllardır sahne alıyormuşçasına şarkıya girdiğinde, gözleri Yusuf’tan başkasına çevrilmiyordu. Şarkıyı kim için söylediği aşikar ortadaydı.
Ve bu gece tek amacı, Yusuf'tu.
Hata yapmıştı, ama şu an Yusuf'la ayrı kalmaları için bir sebep yoktu.
Birbirlerini severken, nedendi bu hasret?
Sahnenin ortasında elinde mikrofonla bülbül gibi şakıyordu.
“Ben yaralı kurt, Sen kınalı kuzu.
Biraz cilve aşkın, biberi tuzu.”
Sinem, parmağıyla Yusuf’u işaret ederken devam etti şarkısına.
“Sende biraz naz ediyorsun amma, senin bana gönlün var gibi gibi.”
Sinem’in işaret etmesiyle tüm bakışlar Yusuf’a çevrildiğinde, Yusuf’un hali hal değildi.
Üzerinde ki ceketi kravatı çıkartmış, gömleğinin ilk iki düğmesini açmış, kollarını kıvırmış, saçları dağılmış bir vaziyetteydi. Başka bir ortamda olsa, kavgaya hazır denilebilirdi bu haline.
Yüzünde bu defa saklamadığı mutluluk yüzünde resm olurken, ellerini cebine koyarak başını öne eğip tebessüm etti. Başını kaldırdığında, Sinem gözlerine bakarak devam ediyordu şarkıya.
“Yüzüme karşı git diyorsun amma” dediğinde, Yusuf başını iki yana salladı.
Sinem işaret parmağıyla gözünü işaret ettiğinde “Sanki gözlerin kal der gibi gibi” diye devam ettiğinde, Yusuf büyük bir içtenlikle salladı başını.
Etrafındaki hiç kimse umurunda değildi şu anda, ne kuzenleri, ne tanımadığı insan topluluğu.
Nede bunun aileler tarafından duyulduğunda alacağı tepkiler, kim bilir belki de cezalar. Nede olsa, Ceza geliyorum demez!
Sinem, Yusuf’un hareketleriyle mutluluğa kanat açmışken, sahnenin merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladı şarkıya devam ederken.
Sinem’in sahneden indiğini gören kalabalık, Yusuf’a giden yolda ikiye doğru bölündü.
“Yeter çektiğim, insaf et gayrı. Senin bana gönlün var gibi gibi”
Yusuf Sinem’in gözündeki parıltıya baktığında, bu defa değil, üzmeyeceğim diyerek kollarını iki yana açtı. Sinem, koşarak Yusuf’a gitmeyi hayal ederken, Yusuf ona doğru koşarak ayaklarını yerden kesmişti bile.
Kalabalık guruptan gelen alkış, ıslık seslerine karışırken, Sinem’den daha mutlusu yoktu bu gece!
Yusuf’un boynuna sardığı kollarını hissetmezken, tüm bedeni heyecandan titriyordu resmen. Kulağına gelen onca sesin arasından duyduğu tek ses, Yusuf’un çalan müzikle nakaratı söylediğiydi.
Ayaklarını yere değdirdiğinde, Yusuf tarafından bedenine çekildiğinde tek mikrofonla birlikte tamamladılar şarkılarını.
“Kimse sevemez benim gibi seni” derken Yusuf, “Kırk yılda bir gelir Sinem gibisi” diyordu Sinem. Birbirlerine dönerek son kısmı söylediklerinde, ikisi gökyüzünde asılı olan mutluluğu avuç içlerine almışlar gibi mutlulardı.
“Sende biraz naz ediyorsun amma, senin bana gönlün var gibi gibi”
Şarkı sona erdiğinde, bir devir daha bitmiş, yeni bir devir başlamıştı.
Sinem Ulusoy’u, Kahramanlaştırma devri!
Yusuf, Sinem’in yüzünü avuçlarının arasına alıp alnını alnına yasladığında “Naz falan etmiyorum” diye fısıldadı.
Sinem, titreyen parmaklarını, Yusuf’un sakallarının üzerine koyarken, tek kaşını kaldırıp, imalı imalı sinyal verdi.
“Senin bana gönlün var gibi gibi.”
Yusuf’un dudaklarında eşsiz bir gülüş sergilenirken, Sinem’in alnına bir öpücük kondurup sarılarak kulağına fısıldadı.
“Benim sana gönlüm, var gibi gibi