Keyifli okumalar dilerim🥰🥰
Yazardan.
Mardin toprakları yeni bir güne daha merhaba demişti..
Uykusundan uyanan Berfin siyah saçlarını tarayıp üstüne giyindiği beyaz elbisesi ile birlikte avluda kahvaltı eden ailesinin yanına indi.
Hazar merdivenlerden sekerek inen kızı ile birlikte gülümseyerek " Günaydın prensesim." dedi.
Berfin hemen babasının yanına gidip arkasından sarıldı ve her iki yanağından da öptü.
" Günaydın Kralım." dedi gülümseyerek.
Hazar ağa hafif gülüp " hadi kahvaltını et." dedi.
Dört oğuldan sonra tek bir kızı vardı. Ve onun en değerlisi ise kızından başkası değildi. Buralarda çoğu baba erkek çocuğunu üstün görse de Hazar ağa onlar gibi değildi.
Tek kızı gözünün nuru, başının tacıdır. Allah'ın ona emanetiydi zaten başka bir ihtimal dahi olamazdı.
Dört abisi de ondan çokça büyüktü. Hatta en büyük yeğeni ile arasında sadece iki yaş vardı. En büyük ağabeyi Murat ile arasında tam 22 yaş vardı.
Diğer abileri İlyas ve Demir ise ikizdi onlarla arasında 16 yaş varken en küçük ağabeyi Arhan ondan sadece 12 yaş büyüktü.
Yinede Berfin en çok Demir ağabeyi ile anlaşırdı. Abilerinin üçü evliyken Arhan yurtdışında yaşıyordu.
Üç ağabeyi ile aynı evde yaşıyordular aynı zamanda dedesi Hasan ağa da onlarla birlikte yaşıyordu. Hazar ağa kızının okuyup mimar olmasını ve şirketlerinde çalışmasını çok istiyordu ama Berfin hep hayali olan o mesleği yapacaktı. O, doktor olacaktı. Buna karşı olan Hasan ağa ve Hazar ağa nedeniyle ses edemiyordu.
" Nasılsın abim birşeye ihtiyacın yok değil?" dedi Murat.
Berfin gülümseyerek " yok ağabey bugün Yiğit ile çarşıya çıksam?" dedi.
Yiğit Berfin'in en büyük yeğeniydi. 16 yaşında olan delikanlı halası ile arkadaştan farksızdı.
Murat bakışlarını ikili arasında gezdirip " eğer kulağıma yaramazlık gelirse o zaman gününüzü görürsünüz." dedi.
Yiğit sırıtıp " halamı dedem korur da ben yine dayak yiyeceğim anlaşılan." dedi.
Herkes ona gülerken o somurtuyordu. Hazar ağa " gidin kızım." dedi gülümseyerek.
Aniden ayağa kalkan Berfin ile birlikte bütün bakışlar onu buldu, " hadi Yiğit fikirleri değişmeden gidelim."
Hazal hanım " dikkatli olun kızım." dedi kapıdan çıkan ikilinin arkasından.
Berfin yüksek bir sesle " merak etme sultanım." dedi annesine hitaben.
İkili konaktan çıkarak Mardin'in tozlu yollarında yürümeğe başladı. Daha saat erken olduğu için sokaklar çokta dolu değildi. Yiğit kolunu Berfin'in omzuna atmış yürüyorken Berfin de kolunu yeğeninin beline sarmıştı.
Berfin bu sene mezun olmuş ve Hacettepe tıp üniversitesini kazanmıştı. Ve birkaç ay sonra hayaline kavuşacaktı. Kaderin ona hazırladığı sürprizlerden bir haber...
Berfin'den devam...
" Hala." diyen Yiğit'e çevirdim bakışlarımı ve kafamı sallayıp " efendim." dedim gülümseyerek.
" Bende mi seninle gelsem Ankara'ya"
dedi.
Kaşlarımı çatarak " neden?" diye sordum.
" Seni oralar da yalnız bırakacağım ve sonra sende gidip bir lavuğa aşık olacaksın." dedi.
Kıkırdayarak " eh ne güzel işte evlenirim kurtulursun benden." dedim.
" Saçmalama sen hep bizimle kal." dedi.
Ciddiyeti karşısında afallasam da gülümseyerek " Merak etme kariyer yapacağım ben." dedim.
Yiğit rahatlayarak " ah iyi en az nereden baksan on beş sene bizlesin." dedi.
Başımı olumlu anlamda sallayıp " evet aşkım." dedim.
Yüzünü buruşturup " deme şöyle kismetimi kapatıyorsun." dedi.
Gülerek çarşıya gelmiştik, " kimmiş senin kısmetin bakalım."
" Sanki bilmiyorsun." dedi huysuz bir bakış atarak.
" Oğlum biliyorsun bizimkiler o aileden hazz etmiyor." dedim.
Bakışlarımı dükkanlar da gezdirip " Karan abi bile yıllardır ailesini ikna edemediyse sen hiç edemezsin."
Yiğit eline aldığı çiçekli bir elbiseye bakarak " bak halacım." dedi.
Bakışlarımı ona çevirdim " bende kaçırırım." deyince elimdeki kıyafet askısını ona doğru fırlattım.
Eğilip askıdan kaçtı, " bana bak." diyerek ona parmağımı salladım " sakın öyle bir şey yapma. Aşirete bırakmam ben vururum seni." dedim.
Yiğit gülerek bana doğru yaklaşıp elini omzuma atarak beni kolunun altına aldı " yemin ederim dedem siker beni özelikle berdel olursa." dedi gülerek.
Ardından benden uzaklaşarak burnuma bir fiske attı " canımı sokakta bulmadım ben."
Eline vurup onu kendimden uzaklaştırdım " halanım ben senin bu ne be." dedim.
Yiğit gülerek " yaa hala benden kısa olan bir hala."
Sinirle üstüne atlayacakken Yiğit'in aniden bir noktaya odaklandığını fark ettim.
Bakışlarını takip edince arka tarafımda kalan yere baktım.
Narin ve yengesi Ayla birlikte alışveriş yapıyordu ve benim salak yeğenim yer yüzünde başka kimse yokmuş gibi Narin'e aşıktı.
Narin ise bu salağa aşık olsa da ablasının yaşadıklarından sonra kendini kaptırmak istemiyordu.
Reyhan abla yıllardır kuzenim Karan abi ile birbirlerini seviyordu ama ne yengem nede amcam bu evliliğe onay vermiyordu. Bu nedenle ikisi bir türlü kavuşamıyordu. İki aile nedeni bilinmeyen bir sebepten dolayı pek anlaşamazdı.
" Önüne dön." deyip kolunu çimdikledim. Yiğit kolunu hızla benden çekip " siktir ne yapıyorsun kızım." dedi kolunu ovarak.
Kıyafet askısıyla koluna vurup " kızım ne be halanım ben senin." dedim.
Yiğit söylenerek diğer tarafa giderken bende sevdiğim birkaç elbiseyle birlikte kasaya geçtim.
Narin ve yengesi dikkatimi çekti telaşla mağazadan çıkıyordular. Kaşlarımı çattım. Acaba ne olmuş olabilir ki?
Omzuma atılan kolla birlikte sağ tarafıma baktım Rana " naber aşiret kızı." dedi.
" İyiyim sen nasılsın?"
Rana bizimle aynı sokakta başka bir konakta yaşıyordu. O konağın hizmetçisi olsa da yıllardır arkadaştık.
" eh işte." dedi arkamızdan gelen Yiğit ile birlikte dükkandan çıktık.
" neyin var sanki keyifsizsin." dedim.
Bana başını olumlu anlamda sallayıp " sınavdan kalınca bizimkiler beni evlendirme kararı aldı." Kaşlarımı çattım tam ona cevap verecekken çalan telefonla birlikte odağım dağıldı. Telefonu açınca annem direkt endişeli bir sesle " Berfin çabuk eve gel." dedi.
Kaşlarımı çatıp " bir sorun mu var anne?" dedim.
" Eve gel kızım." dedi bu sefer ağlayarak.
Tam anneme bir şey diyecekken elimden alınan telefonla birlikte hemen arkama döndüm.
Benden uzun ve yaşça büyük olan bir adam telefonumu yere fırlattıktan sonra ayağıyla basarak kırdı.
" Ne yapıyorsun lan!" diye Yiğit beni kolumdan tutup arkasına aldı.
Adam bakışlarını benden ayırmadan " çocuğu tutun." dedi.
Ve şuan fark ettim takım elbiseli adamlar Yiğit'in kollarını tutarak onu önümden aldı.
" Lan bırak beni! Berfin!" Yiğit bağırırken ben korkuyla karşımdaki adama bakıyordum.
Üstünde siyah bir gömlek ve siyah pantolon vardı. Gömleğin ilk üç düğmesi açık ve kollarını dirseğine kadar katlamıştı.
Gözlerini bana dikmişti, tek bir kaşı bile kıpırdamıyordu.“Berfin Hanzade.”
Soğuk sesi ve bakışları içimi ürpertti.
Korkuyla geriye doğru bir adım attım. Bu hâlim hoşuna gitmiş olacak ki dudakları belli belirsiz yana kıvrıldı.“Korkuyorsun,” dedi, bundan keyif alır gibi.
“Sen kimsin?” dedim, sesim istemsizce kısılmıştı.
“Ben Baran Sarrafzade.” dedi, sesi kaderimi mühürleyen bir yemin gibiydi.
Yutkunup Rana'ya doğru bir adım attım. Zaten herkes Sarrafzade aşireti ile aramızda olan düşmanlığı biliyordu.
Baran denen adam aniden kolumu tutarak beni kendine doğru çekti. Çığlık attım.
" Bırak beni!" diyerek kolumu elinden kurtarmaya çalıştım.
" Kes sesini." sesini yükseltince korkuyla ona baktım.
" Nereye götürüyorsun beni." dedim, Rana bize doğru hamle yapacakken onuda tıpkı Yiğit gibi kollarından tutmuştular.
" İmdat! Yardım edin!"
Etrafta olan onca insandan tek biri ile izlemek dışında bir şey yapmıyordu.
Sanki beni hiç duymamış gibi kolumdan çekip arabanın içine fırlattı ve kapıyı sertçe çarpıp diğer tarafa geçti.
Korkuyla bir ona birde benim için çırpınan Rana ve Yiğit'e baktım. Pencereye vurarak aynı zamanda kapıyı açmaya çalışıyordum.
" Yiğit korkuyorum bir şey yapın." dedim ağlamaklı sesimle.
Ağlıyordum ama hiç bir faydası yoktu. " Sesini kes yoksa ben keseceğim." dedi bağırarak.
Korkuyla ona doğru döndüm arabayı çalıştırarak çarşıdan hızla çıkmıştık.
" Nereye götürüyorsun beni? Ne istiyorsun benden? Ne yaptım sana ben?"
Ağlamalarım onda hiçbir etki yaratmıyordu sanki duyguları elinden alınmıştı.
Büyük bir konağa gelince tekrar kolumdan tutup beni sürüklemeye başladı.
İçeri girince beni yere doğru fırlattı. Dizlerimin üzerine düşünce bakışlarımı etrafta gezdirdim. Yüzüme savrulan saçlarımı geriye atınca karşımda ağzı yüzü kanlar içinde olan Karan ağabeyi gördüm.
Etrafta ise bir sürü takım elbiseli adam vardı. Hepsinin elinde silahlar vardı. Tam kalkıp Karan ağabeye doğru adım atacakken arkamdan bir kol bana sarıldı " Hanzade!" dedi.
" Bırak! Bırak beni hayvan!" dedim
ağlayarak.
Karan abi üzgün gözlerini bana çevirmişti " özür dilerim."
" Bırak! Abii!" abimin başına silah dayamıştılar.
" Yapmaa!" çığlığım konağın geniş avlusunda yankı yapmıştı ama o beni hiç bırakmıyordu.
" Sakin ol yoksa çok kıymetli abini gebertirim."
Korkuyla bir anda olduğum yerde donup kalmıştım " N-ne?"
Çırpınmam durunca belime sardığı kolunu biraz gevşetti.
" Aferin."
Kaşlarımı çatıp " tamam bir şey yapmayacağım bırak." dedim ellerimi belimdeki kollarının üstüne yerleştirirken.
Belimi bırakmadan beni kendisine doğru çevirdi " kardeşimin başını yakmayacaksın." dedi yeşil gözlerini mavi gözlerime dikerek.
" Ben ne yaptım ki?" dedim şaşkınca.
" Şimdilik bir şey yapmadın ama yapacaksın küçük." son kelime iğrenerek çıkmıştı ağzından.
Beni birden bırakınca dengemi kaybedip yere düştüm. Bana yukardan bakıp belki de hayatımı yakacak o kelimeleri söyledi.
" Benimle evleneceksin."
Gözlerim büyüyerek ona bakarken o hiç acımadan sözlerine devam etti.
" Tam da şimdi, burada hemde."
" Hayır." diyerek ayağa kalkmıştım ki bir el silah sesi duyuldu. Arkamdan gelen sesle hızla oraya döndüm.
Vurmuştu. Karan abimin bacağından vurmuştu.
" Her itirazında bir kurşun daha sokacağım." dedi soğuk sesiyle.
Hızla ona doğru dönüp " cani!" diye bağırıp ona vurmaya başladım.
Ama hiç etkilenmemişti.
" Yapamazsın." dedim dizlerimin üstüne düştüm " ben daha çok küçüğüm." dedim hıçkırarak.
Oysa bana gözlerini dikmiş " neler yapacağımı bilmek dahi istemezsin." dedi.
Ardından bir dizini kırarak yere çöküp bakışlarını yüzümde gezdirdi " bugün burada bir Sarrafzade olacaksın Hanzade kızı." dedi.
Gözlerimden akan yaşlarla birlikte " başka bir şey iste." dedim yutkunarak " ben evlenemem." dedim ardından.
Silahını tekrar arka tarafımdaki kısma doğrultunca " tamam." diye çığlık attım.
" Yapma, evleneceğim, ama yapma." dedim hıçkırarak.
Yüzünde iğrenç gülümseme ile bana bakıyordu " Aferin küçük." dedi ve ayağa kalktı.
Bakışlarını üstümde gezdirip " yukarı çık abdest al ve üstünü giyin gel." dedi.
Bakışlarımı üstüme çevirince beyaz elbisemin halini gördüm. Sürüklenirken toz- toprak olmuştu üstüm. Ona hiçbir şey demeden merdivenleri tırmanmaya başladım. Yukarı çıkınca beni kadın karşıladı.
Üzgünce gözlerime bakarak " bu taraftan kızım." dedi.
Onun peşinden gidiyordum beni küçük bir odaya getirdi " hazırlanıp gel kızım yoksa hiç düşünmeden üçünüzü de vurur." dedi bana üzülerek.
Gözlerimden akan yaşlarla birlikte banyoya girip abdest almaya başladım " Allah'ım sen bana yardım et."
Abdest alıp odaya geçtim, yatağın üstünde beyaz bir elbise vardı. Boğuluyormuş gibi hissettim. Elimi boğazıma götürdüm.
Hayallerim, geleceğim hepsi elimden alınacaktı...
" Allah'ım bana bir çıkış yolu göster." dedim dizlerimin üstüne düşerek...