Bölüm Yedi | Sarı ve Parlak

1154 Words
BÖLÜM YEDİ - SARI VE PARLAK Oturdum ve biraz daha dinledim. Sessizliği... "Doğruluk mu cesaret mi?" Şişenin kapak kısmı Sophia'yı diğer ucu Chris'i gösteriyordu. Böylelikle soruyu soran Sophia olmuştu. "Doğruluk." Gözlerimi devirdim. Oyunu sıkılmak için değil, eğlenmek için oyuyorduk ve "doğruluk" kelimesi bunun için kesinlikle uygun değildi. Sophia da benimle aynı düşüncedeydi. Gözlerini devirerek ona bakmasından bu açıkça anlaşılıyordu. "Senin hakkında bence her şeyi biliyorum. Değiştiremez misin?" Bu da bir umuttu sonuçta... Yıllardır aynı okulda olmaları sayesinde sanırım tanıyorlardı birbirlerini. "Hayır." Chris, Sophia'ya bakmadan cevabını vermişti. Bu oyunu oynamak istemediği her halinden belliydi. "Pekala..." diyerek düşünmeye başladı Sophia. Neyse ki bu bekleyiş çok da uzun sürmedi. "En büyük sırrın ne?" Chris sonunda ona dönebilmişti. Böyle bir doru sorulmasını beklemiyor gibi bir hali vardı. "Sır kelimesinin anlamı ne Sophi? Başka soru sor." Bu kadar ciddi olması, merak etmeme yeterli bir sebepti. "Hadi ama... Mızıkçılık yapma." diyerek cevaplamasını umdum. Ancak o yine odağını başka bir yere vererek susmayı tercih etti. Sophia sinirlenerek şişeyi eline aldı ve çevirdi. Başka soru sormak istemiyormuş gibi gözüküyordu. Bu sefer şişenin kapak tarafı Emma'ya diğer kısmı da yine Chris'e gelmişti. "Öp beni." "Aslında doğruluk mu ce..." Olivia cümlesini bitirmeden Chris gülümseyip Emma'yı öpmeye başladı. Yüzümü buruşturdum. Gözlerim bundan daha kötü bir sahne ile karşı karşıya gelmemişti. Şu ana kadar. Gözlerimi yere indirerek şişeye uzandım. Daha fazla izlememe gerek yoktu sonuçta. Şişeyi çevirdim ve dönüşünü izledim. Şimdi ise kapak kısmı bana diğer tarafı Olivia'ya gelmişti. "Doğruluk mu, cesaret mi?" Gülümsedim. Ama bu gülümseme asla tatlı değildi. "Canını yakacağım" diyordu resmen. "Cesaret." O da bana bakarak aynı şekilde gülümsedi. Birbirimize açık bir şekilde meydan okuyorduk. Bu ortamdaki heyecanın artmasını sağlamıştı. Nihayet. "Dudaklarını yalayarak sınıf grubuna video at." Bunu bulmam neredeyse iki dakikamı almıştı. Biraz yaratıcı olmaktan zarar gelmezdi. Umarım. "Ah... saçmalama. Öğretmenler var grupta. Ayrıca libidosu tavan erkekler." Elimi "boş ver" der gibi salladım. "Merak etme, o şekilde maymun gibi gözükeceğin için en fazla erkeklerin sana "libido killer" demesine katlanırsın." Kaşlarını çattı. Ya sinirlenmişti ya da tam tersi olacağına inandığı için ciddileşmeye çalışıyordu. Telefonu çıkardı ve dediğim şekilde video çekti. Aslında sadece üst dudağını yalamıştı. Bunu yaparken gülümsüyor ve sıralı dişlerini, onların üstündeki smile piercingini gösteriyordu. Yanılmıştım. Erkek olsaydım büyük ihtimalle şu an kendime hakim olmaya çalışıyor hatta savaş veriyor olabilirdim. Ve neticede kaybetmiştim. Bana bakarak gülümsedi ve şişeye uzandı. Tekrardan şişenin dönüşünü izliyor ve durması için sabırsızlıkla bekliyorduk. Sonunda beklenen olunca şişenin ucu Emma'yı, diğer kısmı beni gösteriyordu. "Doğruluk." Cesaret demek için can atıyordum ancak karşımdaki kişi Emma'ydı. "Kendini öldür" bile diyebilirdi. "Daha sormamıştım ama neyse." diyerek gözlerini devirdi. Tek kaşımı kaldırarak soruyu sormasını bekledim. Benimle ilgili herhangi bir şeyle ilgilendiğini sanmıyordum. "Neden ülke değiştirdin?" Evet, daha yaratıcı bir soru olamazdı. "Okumak için." diyerek şişeye uzandım ama o benden önce davranarak şişeyi aldı ve çevirmedi. "Onu sormuyorum. Neden bunun için ülke değiştirme gereği duydun? Bir şeyden mi kaçıyorsun?" Pekala... şimdi mantıklı bir soruya dönüşmüştü. Ağzımı açtım cevap vermek için ancak hemen ardından geri kapattım. Ben, ben bilmiyordum bunun cevabını. Sanki biri bu sorunun cevabını beynimden cımbızla çekmiş gibiydi. O kısma dair herhangi bir anı canlanmıyordu aklımda. Bir sebebim yok diyemezdim ki illa bir sebebim vardı. Ancak ben şu an bunu hatırlamıyordum. "Bu başka bir soru." diyerek geçiştirdim. O da omuzlarını geriye atarak umursamadığını açıkça belli etti ve şişeyi çevirdi. Bir anda izleniyormuş gibi hissederek Chris'e baktım. Bana anlamaz bir ifade ile baktığını görünce yanılmadığım için gülümsemek istedim ancak bu soru aklıma o kadar çok takılmıştı ki buna bile şu an tepki veremiyordum. *** Bir süre oynamaya devam ettik, en sonunda hepimiz sıkılınca bıraktık. Ben çok adapte olamamıştım oyuna çünkü sorunun cevabını bulmak için beynimin derinlerine inmeye çalıştım. Neden buradayım? Neden buradayım? Neden buradayım? Ancak ne bir anı ne de bir cevap canlanıyordu gözlerimin önünde. Oturduğumuz yerden kalkarak yeni doldurduğum içkimi alıp arabaya doğru yürüdüm. Kaputun üstüne oturarak gökyüzünü izlemeye başladım. Bir süre sonra sessizliği dinlemek için gözlerimi kapattım. En güzel şeydi ya, sessizliği dinlemek. Aslında içindeki çığlıkları, düşünceleri duymanın farklı bir şekliydi. Oturdum ve biraz daha dinledim. Sessizliği... Gözlerimi tekrar açmamın sebebi kaputtan çıkan küçük tıkırtı sesiydi. Yanımda bir sıcaklık hissedince kim olduğuna bakmak için döndüm ve ayakta zor duran Chris'in kısacık arabaya oturma çalışmalarını izlemeye başladım. Bütün huzurumu kaçırdığı için biraz sinirlensem de şu an olduğu durum, komikti. Kıkırdadım ve kolunu tutarak yardım ettim. Bana büyük bir minnettarlıkla bakınca gözlerimi kapatıp açtım onaylarcasına. "Buraya gelme sebebini neden söylemedin?" Konuşması cidden çok zor anlaşılıyordu. Tahminlerim ile ne dediğini bulabiliyordum. "Seni öldürmek için geldiğimi onlara söyleyemezdim." diyerek gözlerimi gökyüzüne diktim. Gülmemek için içkimden büyük bir yudum aldım. Ancak korkması, çabamı boşa çıkarmıştı. Ben gülünce de şaka yaptığımı sonunda anlamıştı. Sarhoşlarla uğraşmayı seviyordum ki bir ortamda içince en son sarhoş olan ben olduğum için yaptığım en büyük aktivite her zaman bu oluyordu. "Komik değil." diyerek kollarını birbirine doladı. Küsmüş müydü şimdi? "Bence komik." Güldüm. O da gülmemle birlikte küskünlüğüne son verip bana katıldı. Elini omzuma koyup beni kendine çekti. o an aklıma Emma gelse de, bunun önemsiz bir şey olduğunu düşünerek umursamadım. "Tamam, şimdi gerçek sebebini söyle." Ciddileşti. Bende ona bakarak ciddileştim. Bu sorunun cevabını ben bilmiyordum ki ona söyleyebileyim. "Galiba ben de senin gibi sarhoşum. Bir türlü aklıma gelmedi." diyerek sorunun cevabını aslında kendime de vermiştim. Evet, alkolün etkisi olabilirdi sonuçta. Derin bir nefes vererek kendimi rahatlattım. Bunu yarın da düşünecektim ve o zaman hatırlayacaktım sonuçta. "Bir kere ben sarhoş değilim." diyerek bir anda ayağa kalktı. Kalkması ile düşmesi bir oldu. Benim de aynı anda kahkahayı basmam tabi... Bunu kendi kendine cevaplamıştı ve bu durum, komikti. Elimi karnıma bastırdım. kendimi durdurmaya çalıştım ama bilirsiniz, içince kahkahayı durdurmak fizik dersi kadar zordu. Ve ben sözelciyim. Artık dengede duramayacağımı anlayarak yavaşça ellerimi yere koydum ve bütün yükümü bıraktım. Hala gülüyordum ve Chris hala kalkmıyordu. Sonunda aklıma "ona bir şey olmuş olacağı" gelince bir anda durdum. Nefesim kesildi çünkü şimdiye kadar ne kalkmaya çalışmıştı ne de hareket etmişti. Yüz üstü bir şekilde yatıyordu ve neredeyse iki dakikadır bu şekildeydi. Kendimi toparlayarak iteklemeye başladım. Yüzü artık yere bakmıyordu. Başını çarpmış mı diye her yerine bakmaya başladım. Artık ellerim titriyordu. Karalıktı ve ben hiçbir şey göremiyordum. Ellerimi yüzünde ve saçlarında gezdirdim. Her hangi bir ıslaklık hissedersem, aynı anda bayılacağımdan emindim. Neyse ki gelmedi ancak yine de Chris gözlerini açmıyordu. "Hey! Bana bak, aç gözlerini!" Onu titrek ellerimle sallamaya başladım. Olamaz, olamaz... "Bana bak, lütfen... İstediğin her şeyi yaparım söz veriyorum." Derin bir nefes alarak kendime gelmem için çabaladım ama nafile. Ellerimin titremesi asla durmuyordu. "Tamam, sen sarhoş değilsin. Ben sarhoşum kabul ediyorum. Sadece şaka yapmıştım..." Kendimi yerde sürükleyerek biraz geri çektim. Artık ne bir titreme ne de korku kalmıştı. Kabullenme ve onunla birlikte küçük bir şok. Kendimi tamamen bırakıp gözlerimi kapattım. Yandığını hissedebiliyordum onların. İçlerine su dolduğunu hissedebiliyordum. "Suni teneffüs yaparsan bakarım belki." Tekrardan ellerim titremeye başladı. Bu sefer korkudan değil, öfkeden. Gözlerimi tekrardan açtığımda artık etrafı sarı görüyordum. Sarı ve parlak. "Nasıl ya?" diye kendime sordum içimden. Başımın dönmeye ve sarı olan etrafım yavaş yavaş kararmaya başlarken aklımda hala tek bir soru vardı. Nasıl? >Bölüm Sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD