Sessiz çığlık

1041 Words
Armina için fakülte yılları, sabırla örülmüş bir yol gibiydi. Günleri derslerle, sınavlarla, sabahlara kadar süren uykusuz çalışmalarla doluydu. Kampüse her girildiğinde kalbi heyecanla çarpıyor mutluluktan havalara uçuyor du. Beyaz önlüğünü giydiğinde kendini güçlü hissediyor, ama Alp’in yanında bazen küçülüyordu. Çünkü Alp her zaman Arminayi eleştirir onun ister dış görünüşü ister davranışı her şeyinden rahatsız gibi durmadan eleştiriyordu. Aslında Armina gayette bakımlı ve tatlı bir kızdı asla makyaj yapmaz ama duru bir güzelliğe sahipti çikolata rengi saçları doğal bukleliydi beyaz teni süt gibi ela gözleri kalin kara kaşları çok güzeldi ama bu Alp için yeterli değildi hep onun kiyafeti giyimi kuşamı ve görüntüsündan şikayetçiydi Alp, kalabalıkların insanıydı. Hep arkadaşları vardı, hep bir buluşmaya yetişmesi gerekiyordu. Arminanin yanındaykende sadece uyuyor ve ya sıkılmış tavırlar sergiliyor du. Onunla vakit geçirdiğinde zaman hızla akıp gidiyor, kahkahalarıyla Armina’nın içini aydınlatıyordu. Ama Alp uzaklaştığında, Armina’nın yüreğine ağır bir yalnızlık çöküyordu. Ya da o öyle programlamişti kendini aksine Alp yokken arkadaşları ile daha mutluydu Armina alp yanındayken de sürekli bir eleştiri sürekli bir hoşnutsuz ve memnuniyetsiz olan Alpin kaprisleriyle uğraşıyor du Bir akşamüstü, kütüphaneden çıkıp kampüsün arka tarafındaki dar sokaklardan yürürken gözüne bir manzara ilişti. Hava serindi, gri bulutlar gökyüzünde ağır ağır sürükleniyordu. Sokak lambalarının loş ışığı altında Alp’i gördü. Yanında başka bir kız vardı. Kızın saçları uzun ve kıvırcıktı; gülümsemesi Alp’in yüzünde aynı anda bir gülüş yankısı yaratıyordu. İkisi çok yakındılar, öyle ki ikisi el ele tutuşmuş yuruyorlardi. Ara sıra Alp kızın saçlarına dokunuyor ona sevgi dolu bakıyor du. Onların yakınlığı öyle sıradan arkadaş gibi durmuyordu Armina bir adım geri attı. Kalbi sanki kaburgalarının arasından sökülüp alınmış gibi hızla çarpmaya başladı. Sesi çıkmadı, nefesi bile yarıda kaldı. İşte buradasın… yine başka biriyle. Söyle beni sevmiyorsan neden hayatında tutuyorsun? Beni seviyorsan neden başkalarıyla daha mutlusun... Uzaktan izledi onları. Adımlarını hızlandırıp yanlarına gitmek istedi, yakasına yapışmak hesap sormak istedi ama bacakları sanki toprağa çivilenmişti. İçinde bir ses bağırıyordu: Git, sor! Ne olduğunu öğren! Sana yalan söylemesine izin verme! Al işte somut delil daha ne istiyorsun bu adamdan vazgeçmek için. Ama diğer sesi, daha yumuşak, daha acıyan sesi onu geri tuttu: Ya sadece bir arkadaşıysa? Ya yanlış anlıyorsan? Kendi içinde savaşırken Alp’in kahkahası kulağına geldi. Kahkaha… O kahkaha, daha birkaç gün önce ona söylenen tatlı sözlerle aynı ağızdan çıkıyordu. İşte o anda gözlerinden yaşlar süzüldü. Armina oradan hızla uzaklaştı. Ayak sesleri taş kaldırımda yankılandı. Yurda vardığında aynanın karşısına geçti. Gözleri kıpkırmızıydı, elleri titriyordu. Aynadaki kendisine bakarak mırıldandı: “Belki de sadece ben fazla hayal kuruyorum. Belki de sevgi dediğim şey, aslında tek başıma taşıdığım bir yük…” başka bir seste:" Ama o sana kıyamaz ki hatırla seni nasıl sevdiğini" "Seni asla sevmedi bir günden bir güne değer verdiğini gördün mu sen sadece seni kullanıyor paran için ve yahut başka çıkarları için" O gece Alp aradı. Sesinde tatlı bir telaş vardı. “Bugün seni göremedim Armina, çok işim vardı. Yarın buluşalım mı? Kahve ısmarlayayım sana.” Armina derin bir nefes aldı. İçinde biriken öfkeyi kusmak, o kızdan bahsetmek, “Neredeydin?” diye sormak istiyordu. Ama kelimeler boğazında düğümlendi. Yalnızca “Tamam,” diyebildi. Sesindeki kırıklığı Alp fark etmedi bile. Telefonu kapattığında yatağına uzandı. Tavanı seyrederken gözlerinden yaşlar aktı. Sessiz çığlıklarla boğuştu. İçinden bağırmak, onu suçlamak, her şeyi ortaya dökmek istiyordu. Ama kalbi buna izin vermiyordu. Onu kaybetmekten korkuyordu. O an anladı ki: aslında çoktan yalnız kalmıştı. Ama bunu kabullenmek, bütün cesaretini yıkardı. Sabah olduğunda Armina yüzünü yıkayıp, saçlarını topladı. Aynaya baktığında kararlı görünmeye çalıştı. İçindeki fırtınayı kimseye göstermemek için dudaklarının kenarına sahte bir gülümseme kondurdu. Fakat kalbinin derinliklerinde biliyordu: Alp’in gözlerinde kendine ait olmayan bir ışık vardı. Ve o ışık, her gün biraz daha büyüyordu. Armina’nın içindeki huzursuzluk, günler geçtikçe ağır bir gölge gibi büyüyordu. Alp’in telefonları eskisi kadar sık gelmiyordu, buluşmalarında gözleri sık sık başka yerlere kayıyordu. Armina her şeyi fark ediyordu ama sessiz kalıyordu; çünkü bir kelimeyle her şeyin yıkılacağından korkuyordu. Bir akşamüstü, ders çıkışı kampüsün bahçesinde yürürken, uzaktan tanıdık bir kahkaha duydu. Kalbi bir anlığına hızlandı. O kahkaha Alp’indi. Ama sesin geldiği tarafa döndüğünde içindeki umut bir kez daha yaralandı. Alp, o kıvırcık saçlı kızla oturuyordu. Kız, Alp’in kulağına eğilmiş bir şeyler söylüyor, Alp de dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle onu dinliyordu. Armina birkaç dakika olduğu yere çakılı kaldı. İçinden geçen tek şey şuydu: Artık kaçamayacağım. Titreyen adımlarla yanlarına yürüdü. Toprak yolda ayak sesleri ağır bir yankı gibi duyuluyordu. Alp başını kaldırdığında şaşkınlıkla göz göze geldiler. Armina’nın yüzünde kırgın ama soğukkanlı bir ifade vardı. “Merhaba Alp,” dedi, sesi sert çıkmasa da içinde boğuk bir titreme vardı. Alp ayağa kalktı, dudaklarını araladı: “Armina… şey… bu—” Armina sözünü kesti: “Açıklama yapma. Ben her şeyi görüyorum.” Kız utangaç bir şekilde çantasını alıp uzaklaştı. İkisi yalnız kaldılar. Alp, çaresiz bir gülümseme takındı. “Yanlış anladın. Sadece arkadaşımdı.” Armina gözlerini kısmıştı. “Gerçekten mi? O zaman neden ben her seferinde seni böyle yakalıyorum?” "Ne demeye çalışıyorsun beni neyle hitam ediyorsun ben senin için uğraşırken sen durmadan beni suçluyor sun bir gün gerçekten aldatirsam bu senin suçun olacak olmayan şeyleri oluyor gibi gösterdiğin için olacak anladin mi?" diye bağırdı Bir sessizlik oldu. Rüzgâr ağaç yapraklarını hışırdatırken, Armina’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Alp…” dedi titreyerek, “Ben seni seçtim. Bu hayatta her şeyden önce seni seçtim. Ama sen… sen beni hiç seçmedin.” Alpin kalbinde zerre suçluluk yoktu ve kendini beğenmiş bir edayla ellerini cebine soktu. Gözleri Armina’nın gözlerine bakmaya cesaret edemedi. “Bilmiyorum, Armina. Seni seviyorum ama… bazen kendimi durduramıyorum.” Bu cümle Armina’nın kalbine bıçak gibi saplandı. “Seviyorum ama…” Bu söz, aslında sevmiyorum demenin başka bir yoluydu. Armina derin bir nefes aldı. “Biliyor musun Alp? Ben sustum, hep sustum. Çünkü seni kaybetmekten korktum. Ama aslında sana hiç sahip olmamışım.” Alp, onun bu sözleriyle ilk defa gerçekten yüzleşti. Bir adım atmak istedi ama Armina geri çekildi. Gözlerinde hem sevgi, hem öfke, hem de derin bir hayal kırıklığı vardı. “Bugün seninle kopabilirdim…” dedi Armina, sesi kısılmıştı. “Ama hâlâ yapamıyorum. Demek ki içimdeki aptal yan seni sevmeye devam ediyor.” Sonra arkasını dönüp yürüdü. Adımları kararlıydı ama içi paramparça olmuştu. Arkasından Alp’in sesi geldi: “Armina! Lütfen gitme!” Ama Armina durmadı. O an biliyordu ki bu hikâye artık sadece aşk değil, aynı zamanda bir yara haline gelmişti. Ve o yara her geçen gün daha da derinleşecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD