Armina bu kadar ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalmışken hala Alpin onu azarlamasi kalbini kırmıştı ailesini arayip durumları belirtti. Annesi kızının bu halini duyunca baygınlık geçirmişti Armina kendi canı tehlikedeyken birde annesiyle de uğraşmışti. Sonunda ailesinden beklenen para miktarı eline ulaşmıştı. Ama gelen miktar istenilenin üzerindeydi Alp bunu görünce gözlerinde resmen dolar işaretleri belirmişti Arminaya artık daha iyi davranıyor daha çok yanında oluyordu. Bu dönemde de durmadan para istiyor küçük miktarlarda ama sık sık istiyordu bahane olarakta ben buradayım sana bakıyorum ve çalışamıyorum faturalarim ödenmiyor zorluk çekiyorum diyip duruyordu
Sonunda zorlu bir ameliyat süreci geçirmiş acılarla dolu zamanlari başlamıştı. Bypass yapılmıştı ama damar yollarından ulaşmak imkansız olduğunu için açık bypass yapılmak zorunda kalmıştı vücudunda 27 dikiş olmuştu ve gerçekten canıyla uğraşıyor du. Hatta ki doktorlara ağrı kesici vermedikleri için küfür savurmuştu dünyaca
Anestezi etkisi dağılırken Alp hala başucunda oturmuş telefonla oynuyordu. armina gözlerini açtı
"Alp..."
"He aşkım..."
"Su... lütfen..." dedi
"Tamam bakıyorum" diye su verdi
Biraz su içip kendine gelince Alp arminanın yanına oturdu. ve gözlerine baktı
"Ya aşkım ben bir karar aldım sen işte yatarken" dedi
"Ne?" dedi kısık sesle tedirgin gözlerle bakarken Armina
"Şey ben seninle evlenmeye karar verdim böylece daha iyi olur hem yanımda kalırsın daha iyi olur sanada" dedi
Armina o anda canıyla uğraşıyor du ama bu ani teklif onu mutlu etmişti çünkü aşık olduğu adaminda onu sevdiğini onunla hayatını birleştirmek istediğini düşünmüştü...
ameliyatın üzerinden yalnızca iki hafta geçmiş olmasına rağmen hâlâ bedeninde sargılarla yaşıyordu. Göğsünün üzerinde atılan dikişler, her nefes alışında ince bir acı bırakıyordu. Ama kalbi… Kalbi Alp’in yanına geleceğini duyduğu andan itibaren çok daha hızlı atmaya başlamıştı.
Hastanenin soğuk odasından çıkıp Alp’in arabasına bindiğinde, içinde tarifsiz bir umut filizlenmişti. Camdan dışarı bakarken sessizce düşündü: “Demek ki gerçekten seviyor beni. Yoksa bu haldeyken beni ailesiyle tanıştırmak ister miydi?”
Araba şehir dışına doğru yol alırken Alp birden torpidoya uzandı. Hiçbir hazırlık, hiçbir özel söz, hiçbir romantik bakış olmadan küçük siyah bir kutuyu açıp önüne bıraktı.
"Tak şunu parmağına" dedi kısa ve buyurgan bir sesle.
Armina’nın gözleri büyüdü. İçinde eski bir yüzük duruyordu; kenarında hafif çizikler, taşında solgun bir parıltı… Bir an için kalbi sızladı. Bu yüzük yeni değildi, belli ki daha önce bir elde taşınmıştı. Ama yine de dudakları titreyerek gülümsedi.
"Bu… bu evlilik teklifi mi?"
Alp direksiyona bakıyordu, gözlerini yoldan ayırmadan omuz silkti.
"İşte, evet. Zaten seni seçtim, değil mi?"
Armina’nın gözleri doldu. “Seçtim” kelimesi onun kulağında “seni seviyorum” gibi çınladı. Parmakları titreyerek yüzüğü aldı, parmağına geçirdi. Kalbine değen bir diken gibi hissetse de, sustu. “Önemli olan yüzüğün kendisi değil, Alp’in yanımda olması…” diye düşündü.
Araba bir apartmanin önünde durdu. Alp’in ailesinin evi. Daha apartmana adım attıkları anda Armina, yabancılığını iliklerine kadar hissetti. İçeride onları kimse beklemiyordu anahtarı bile komşudan alıp içeri girmiştiler. Alpin annesi ve babası bir kaç dakika sonra geldiler ve gözlerinde arminaya karşı küçümseyici bir tavir vardı babası desen dunya umrumda değildi
Armina yüzüne ince bir tebessüm kondurmaya çalıştı, ama içi darmadağındı. Durmadan tartışıyor arminanin varlığını unutmuş gibi didişiyorlardi
Tam o anda Alp öne çıktı. Gözlerinde alışık olunmayan bir kararlılık vardı.
"Anne baba kim ne derse desin ben Bu kızı seviyorum! Bu kızla evleneceğim. İster seve seve, ister sike sike kabul edeceksiniz!" dedi
Odanın havası buz gibi oldu. Aileden kimse itiraz edemedi, sadece memnuniyetsizliklerini yüzlerine maske gibi taktılar.
Armina’nın kalbi bir anlığına kabardı. “Beni savundu… Beni seçti…” diye düşündü. Ama yüzüğün parmağında bıraktığı soğukluk, kalbine düşen gölge gibi gitmiyordu.
Alp’in ailesinin salonundaydilar, duvardaki Galatasaray portresi tv ünitesindeki dini motifler her şey farklı geliyordu ona. Armina salona girdiğinde ayakları titredi. Kalbinde hâlâ ameliyatın bıraktığı sızı, bedeninde sargıların ağırlığı vardı ama yüzüne sahte bir gülümseme kondurmayı başardı.
Masada oturan kadınların ve adamların gözleri hemen ona çevrildi. Yabancı, davetsiz, tanınmayan bir sima gibi süzüldü bakışları. Armina, bakışlardan daha çok fısıltıları hissetti. Dudaklar kıpırdıyor, kelimeler kulağına çarpıyordu:
“Bu mu yani Alp’in seçtiği kız?”
“Yabancı dedikleri doğruymuş.”
“Bizim ailemize yakışır mı böyle biri?”
Alp hiç oralı olmadı. Armina’nın beline elini koydu ve onu sandalyeye oturttu. Sert bir sesle “Bu kız benim yanımda. Bundan sonra da hep olacak.” dedi.
Masanın başında oturan Alp’in annesi, ağır bakışlarını Armina’ya çevirdi. Gözlerinde buz gibi bir soğukluk vardı. “Nereliydin sen kızım?” diye sordu.
Armina gülümsemeye çalıştı. “Aslen Özbekistan. Ama yıllardır burada yaşıyorum. Annem Tatar Türku”
Kadının yüzü daha da kasvetlendi. “Yani bizim aileden değilsin.”
Söz havada keskin bir bıçak gibi asılı kaldı. Armina derin bir nefes aldı. “Benim ailem köklü ve değerli insanlardır. Ama ben buradayım çünkü Alp’i seviyorum.” dedi.
Masada birkaç kişi kahkaha attı, birkaç kişi başını salladı. Alp’in babası ağır ve otoriter sesiyle konuştu: “Sevgi, tek başına bu ailenin yükünü taşımaya yetmez. Bizim adımız, onurumuz, mirasımız var. Bunu koruyabilecek misin?”
Armina’nın boğazı düğümlendi. İçinde kırılgan bir çocuk gibi titredi ama dışarıdan belli etmedi. “Ben sadece Alp’in yanında olmak istiyorum. Gerisi için elimden geleni yaparım.” dedi.
Bu cevap, masadaki küçümseyici bakışları daha da artırdı. Fısıldaşmalar yeniden başladı. “Saf kızcağız… Hiç farkında değil.” “Bu aile onu kabul etmez.”
Alp yumruğunu masaya vurdu. Kadehler titredi, herkes sustu. “Yeter! Onu küçümsemenize izin vermeyeceğim. Bu kadın benim karım olacak. İster kabul edin ister etmeyin.” dedi.
Salona buz gibi bir sessizlik çöktü. Alp’in gözleri öfkeyle parlıyordu. Armina o an içinden taşan gururla ona baktı. Kalbi yeniden hızlı atmaya başladı. “Demek ki gerçekten beni seviyor.” diye düşündü.
Ama masanın etrafında oturanların bakışları, o sevgiyi bir hançer gibi kalbine saplıyordu. Armina sustu, gülümsemeye çalıştı, ellerini kucağında kenetledi. İçinden geçen tek şey şuydu: “Önemli değil… Benim yanımda Alp var. Gerisi hiç önemli değil.”
Yemek boyunca Alp’in ailesi ona soğuk sorular sormaya devam etti. “Hastanede ne kadar kalıyorsun?” “Ailenin burada kimsesi var mı?” “Alp senin için nelerden vazgeçebilir sanıyorsun?”
Armina her soruya sabırla cevap verdi. Her cevapta biraz daha içi kırıldı ama dışarıya göstermedi. Gözlerini sık sık Alp’e çevirdi. Onun yanında olduğunu görmek, gücünü tazeliyordu.
Yemek bittiğinde Alp ayağa kalktı. “Bu konu kapanmıştır.” dedi. Sonra Armina’nın elinden tuttu ve salonu terk etti.
Koridora çıktıklarında Armina gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Sessizce ağladı. Alp şaşkın bir sesle “Niye ağlıyorsun, ben senin yanındayım işte.” dedi.
Armina hıçkırıklar arasında gülümsedi. “Beni savundun… Bu benim için her şeyden değerli.”
Alp onun saçlarını okşadı ama gözlerinde sıcak bir his yoktu. Sanki rolünü oynuyordu. Armina ise bu rolün farkında değildi. Kalbi kırık, ama umuduyla sarılıyordu: “Artık yalnız değilim. Sevdiğim adam yanımda.”