14. BÖLÜM

1987 Words
14. BÖLÜM: YENİ BİR KADERİN EŞİĞİNDE Tamer Yıldızoğlu’nun sözleri çalışma odasının duvarlarında hâlâ yankılanırken Salih, ağır adımlarla tekrar üst kata çıktı. Göğsündeki daralma, az önce babasıyla yaptığı konuşmanın yükünden çok, Aslı’ya bu kararı nasıl açıklayacağını bilmemesindendi. Kapıyı çalmadan içeri girdi. Aslı hâlâ bıraktığı gibi pencere kenarında oturuyordu. Salih’in gelişiyle irkildi ama bu kez gözlerinde savunmacı bir sertlik vardı. Yüzündeki o süzülen yaşın izleri kurumuştu. Salih odanın ortasında durdu. Ellerini cebine soktu, gözlerini Aslı’nın o inatçı ama kırılgan yüzüne sabitledi. "Gitmeyeceksin dedin, uzatmaya gerek yok Yıldızoğlu," dedi Aslı, bakışlarını kaçırarak. "Yine hangi kuralını tebliğ etmeye geldin?" Salih bir iki adım yaklaştı. Sesi ne bağırıyordu ne de fısıldıyordu; her zamankinden daha net ve kaçınılmazdı. "Babama gittim," dedi Salih. "Seni konuştu." Aslı başını kaldırıp Salih’e baktı. "Beni mi? Beni bu evden atmasını mı söyledin, yoksa zindana kitlemesini mi?" "Nikâhlanacaksın dedi," diye kestirip attı Salih. Odanın içindeki rüzgâr bir anda kesildi sanki. Aslı şaşkınlıkla ayağa kalktı, kulaklarına inanamıyordu. Yüzündeki ifade öfkeden tamamen donakaldı. "Ne?" dedi Aslı, sesi kısılmıştı. "Sen ne saçmalıyorsun Salih?" "Babam doğru söylüyor Aslı," dedi Salih, adımlarını kıza doğru atıp aralarındaki mesafeyi sıfırlarken. "Bu şehirde Reşat’ın kızı olarak kalırsan Karadağlar seni parçalar. Bu evde sadece benim korumam altındaki bir tutsak olarak kalırsan, milletin diline düşersin. Ama Yıldızoğlu soyadını alırsan... Kimse sana dokunamaz." "Ben senin soyadını istemiyorum!" dedi Aslı, öfkeyle Salih’in göğsüne vurarak. "Ben bu kanlı oyunda senin 'stratejin' olmak istemiyorum! Sen bana güvenmiyorsun Salih! Güvenmediğin bir kadınla sırf güç gösterisi için evlenecek kadar gözün mü karardı?" Salih, Aslı’nın vurmaya çalışan ellerini bileklerinden yakaladı. Canını yakmadan ama kıpırdamasına da izin vermeden kızın tam gözlerinin içine baktı. Gözlerinde az önceki o soğukluk yoktu; aksine derin, karmaşık bir yangın vardı. "Bu bir güç gösterisi değil Aslı," dedi Salih, hırıltılı bir sesle. "Evet, sana kırgınım. Bana arkandan iş çevirdiğin için sana güvenmiyorum. Ama ben bu hayatta tek bir kadını korumak için kendi gövdemi siper ettim, o da sensin. Sevsene de, benden nefret etsen de o nikâh kıyılacak." Aslı, Salih’in kavrayışından kurtulmaya çalıştı ama Salih’in gözlerindeki o kararlılık karşısında nefesi kesildi. "Sırf beni korumak için mi..." diye fısıldadı Aslı. "Bana sırf acıdığın ya da koruma güdün yüzünden mi dokunacaksın?" "Sana acımıyorum," dedi Salih, kızın bileklerini bırakıp elini yanağına koyarak. "Seni bu evden göndermedim çünkü senden kopamıyorum. Anla artık. Bu nikâh senin için bir zırh, benim içinse kaçamadığım kaderim." Aslı’nın gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü. Salih’in elinin sıcaklığı yanağında yanarken ilk kez geri çekilmedi. "Bu nikâh bize güven getirmeyecek Salih," dedi Aslı, sesi titreyerek. "Sadece aynı yangının ortasında birbirimize zincirleneceğiz." "Varsın zincirlenelim," dedi Salih, kapıya doğru bir adım geri atarak. "Yarın hazırlıklar başlıyor. Sami Karadağ bu şehre geldiğinde, karşısında babanın lekesini değil, benim karımı bulacak." Salih kapıyı kapatıp çıktığında, Aslı arkasından baka kaldı. Kalbinde devasa bir öfke ile Salih’e duyduğu o önlenemez çekim bir kez daha birbirine girmişti. Salih, Aslı’nın odasından indikten sonra doğruca alt kattaki çalışma salonuna geçti. Salonda Tamer Baba, Suzan Hanım, Barış ve Veli bir aradaydı. Sami Karadağ tehdidine karşı haritalar incelenirken Salih’in içeri girmesiyle konuşmalar kesildi. Salih, masanın başındaki boş sandalyesine geçmeden, doğrudan kardeşlerinin ve anasının ortasında durdu. "Nikâh kıyılıyor," dedi Salih, sesi odada buz gibi bir etki bırakarak. "Aslı ile evleniyorum." Salonda bir anlık ağır bir sessizlik oluştu. Barış gözlüklerini çıkarıp soğukkanlılıkla abisine baktı. Suzan Hanım ise bu kararın Tamer Yıldızoğlu’ndan çıktığını bildiği için sadece derin bir nefes almakla yetindi. Ancak Veli oturduğu yerden adeta fırladı. Yüzündeki o her zamanki neşeli, serseri ifadeden eser kalmamıştı. "Ne nikâhı abi?" dedi Veli, sesini yükselterek. "Sen ne söylediğinin farkında mısın? O kız Reşat’ın kızı! Bize ihanet eden, arkamızdan iş çeviren adamın kanını taşıyor." Salih bakışlarını bir an bile Veli’den kaçırmadı. "Ağzından çıkanı kulağın duysun Veli. Aslı babasının cezasını çekmeyecek. Karar verildi." "Aklını mı kaçırdın sen Salih?" dedi Veli, abisinin üzerine doğru bir adım atarak. "Bu kız daha iki gün önce yalıdan kaçmaya çalışmadı mı? Şehirde Sami Karadağ köpeği firar etmiş, biz sokakta kelle koltukta dolaşıyoruz; sen gelmiş bize düşman kızını telli duvaklı gelin edeceğini söylüyorsun! Bu kız yarın bir gün Yıldızoğlu soyadını aldığında, arkamızdan vurmayacağının garantisi kim?" Barış araya girdi, elini Veli’nin omzuna koydu. "Sakin ol Veli. Abim bu kararı sadece duygularıyla almadı, babamın da onayı var." "Bana ne babamın onayından Barış!" diye çıkıştı Veli, omzunu silkerek. "Sokakta adamlar bize 'Yıldızoğulları düşmanının kızına boyun eğdi' diyecek. Veli Yıldızoğlu olarak ben düşman kanından birini bu masada yenge diye ağırlamam! O kız bu evde tutsak kalabilir, amenna. Ama bu ailenin soyadını taşıyamaz." Salih yavaşça Veli’ye yaklaştı. İki kardeş arasındaki mesafe kapandığında salondaki tehlike hissi tavan yaptı. Salih, Veli’nin göğsüne parmağını bastırdı. "Sınırını aşma Veli," dedi Salih, fısıltı kadar alçak ama kemik sızlatan bir tonla. "O kız benim karım olacak. Bu saatten sonra Aslı’ya düşman kızı diyen, karşısında beni bulur. Senin o sokaktaki raconun benim kapımın eşiğinde biter." Veli abisinin gözlerinin içine baktı, ardından hırsla başını salladı. "Sen o kıza olan zaafın yüzünden gözünü kör etmişsin abi. Umarım bu karar hepimizin sonu olmaz." Veli arkasını dönüp salonun kapısını çarparak dışarı çıktı. Suzan Hanım oturduğu yerden oğluna baktı. "Gördün ya Salih... Bu nikâh sadece dışarıdaki düşmanı değil, bu evin içindeki kardeşleri de karşı karşıya getirecek." "Getirsin ana," dedi Salih, kapıya doğru bakarak. "Benim aldığım karar kesindir. Hazırlıklar başlasın." Salih’in salondaki o sert tavrı ve Tamer Baba’nın kestirip atan kararı Veli’nin boğazında devasa bir düğüm oluşturmuştu. Abisinin düşman kızı uğruna kendisine parmak sallaması, "Sınırını aşma" diyerek kestirip atması Veli’nin gururunu paramparça etmişti. Salondan fırtına gibi çıktı. Zaten Sami Karadağ'ın firarıyla sokak alev almışken, bir de aile içindeki bu gerilim üzerine devrilince ne korumaları yanına aldı ne de kimseye haber verdi. Siyah SUV’sinin direksiyonuna geçip gaza sonuna kadar bastı. Motorun kükremesi Seyhan’ın karanlık sularında yankılanırken Veli’nin kafasının içi bir cehennem gibiydi. Zihnini boşaltmak, sokaktaki kendi haber kaynaklarından Sami Karadağ’ın izini sürmek için aracı Adana’nın arka sokaklarına, sanayi sitesindeki terk edilmiş tamirhanelerin arasına sürdü. Burası Veli’nin sokaktaki çocuklarla buluştuğu gizli mekânıydı. Ancak Veli’nin gözden kaçırdığı çok kritik bir şey vardı: Sami Karadağ cezaevinden kaçtığı andan itibaren Yıldızoğlu kardeşlerin peşine gölge gibi adamlar takmıştı. Veli’nin yalıdan öfkeyle, tamamen yalnız ve korumasız çıktığı an Karadağlar’ın istihbaratına çoktan düşmüştü. Aracı deponun önüne çekip stop etti. Gece yarısını çoktan geçmişti. Sanayinin ortasında insana tedirginlik veren keskin bir sessizlik hâkimdi. Veli araçtan indi, deri ceketinin yakalarını kaldırdı. Cebinden sigarasını çıkarıp çakmağı çaktı. Alevin ışığı yüzünü aydınlattığı an, karanlık sokak aralarından gelen kurma kollarının sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Veli bir an duraksadı. Sigarayı ağzından düşürmeden elini belindeki silaha attı. "Kimin köpeğisiniz lan?" diye bağırdı Veli, karanlığa doğru. "Çıkın ortaya!" Karanlığın içinden hafif, tekinsiz bir kıkırdama yükseldi. Deponun arkasındaki gölgelerin arasından elinde otomatik silahlarla üç adam çıktı. En öndeki, Sami Karadağ’ın sokağa sürdüğü sadık tetikçisi Tetikçi Kadir’di. "Yıldızoğlu’nun küçük paşası..." dedi Kadir, elindeki silahın emniyetini kapatarak. "Yalıdan tek başına, korumasız fırlayıp çıkarsan seni böyle kıstırırlar. Sami Baba’nın firar hediyesini sana nasip etmek varmış." Veli, öfkesinin gözünü kör ettiğini ve açık bir tuzağın ortasına düştüğünü o an anladı. Ama Yıldızoğlu kanı taşıyordu; ne geri adım attı ne de korkusunu belli etti. Belindeki silahı çekip ilk tetiği bastığı an ortalık cehenneme döndü. Veli’nin kurşunu Kadir’in yanındaki adamı omzundan vurup devirdi. Ancak diğer iki saldırgan ellerindeki otomatik silahları aynı anda, acımasızca ateşledi. Gece, namlu alevleriyle aydınlandı. Mermi sesleri sanayi sitesinin beton duvarlarında yankılanırken Veli arabanın kapısının arkasına siper almaya çalıştı. Ancak kurtulamadı. Kurşunlardan biri sağ kaburgasının hemen altına, diğeri ise sol omzuna saplandı. Eti yırtan sıcak mermi hissiyle Veli’nin nefesi bir anda kesildi. Ağzından sıcak bir kan sızdı, sırtı arabanın lastiğine çarparak yere yığıldı. Elindeki silah tozlu betona düşüp yuvarlandı. Görüşü kararmaya, kulakları uğuldamaya başladı. Kadir, elindeki silahla kanlar içindeki Veli’ye doğru adımladı. Namluyu Veli’nin alnına doğrulttu. "Salih ağabeyine selam söyle küçük paşa," dedi Kadir, buz gibi bir tonla. "Karadağlar’ın hesabı öyle yalıya saklanmakla kapanmaz." Tam o sırada, sokağın başından çakar lambaları yanan üç siyah Yıldızoğlu aracı fırtına gibi içeri girdi. Salih, kardeşinin yalıdan hışımla çıkmasından ve telefonlara cevap vermeyişinden şüphelenip hemen arkasından adamlarını salmıştı. Gelen araçlardan yağmur gibi mermi yağmaya başlayınca Kadir ve adamları yaralı arkadaşlarını da alıp karanlık sokak aralarına kaçmak zorunda kaldı. Salih, arabanın kapısını sökerecesine indi. Yerde kanlar içinde yatan kardeşini gördüğünde gözlerindeki bütün dünya karardı. Devasa cüssesiyle koşarak Veli’nin yanına diz çöktü. Kardeşinin başını kucağına aldı, kan akan kaburgasına elini bastırdı. "Veli! Veli bak bana!" diye kükredi Salih, sesi Adana gecesini yırtarak. "Gözlerini kapatma sakın! Veli!" Veli, kanlı dudaklarını zorlukla araladı. Ağzından köpük gibi kan geliyordu. Abisinin göğsündeki o sert, nasırlı elini tutmaya çalıştı. Sesi fısıltıdan ibaretti: "Abi..." dedi Veli, öksürerek. "Haklıymışsın... Sokak... Sokak hiç affetmiyor abi..." "Konuşma ulan! Kapatma gözünü!" dedi Salih, elleri kardeşinin sıcak kanıyla kaplanırken. "Çabuk! Arabayı hazırlayın! Hastaneye!" Salih, kardeşini kucağına alıp arabanın arka koltuğuna taşıdı. Gözlerinden katıksız bir öfke damlıyordu. Yıldızoğulları’nın en hareketli, en gözü pek oğlu Veli, abisiyle girdiği tartışmanın hemen ardından Karadağlar’ın pususunda can çekişiyordu. Aile içindeki çatlak, Sami Karadağ'ın hamlesiyle kapkara bir kana bulanmıştı. Adana Özel Seyhan Hastanesi’nin ameliyathane koridorunda zaman adeta durmuştu. Kırmızı "Ameliyat Devam Ediyor" ışığı, duvarlardaki soğuk fayanslara tekinsiz bir gölge düşürüyordu. Koridor Yıldızoğlu’nun adamlarıyla doluydu; hepsi pürpür dikkat, nefes bile almadan bekliyordu. Salih, koridorun ortasında bir ileri bir geri adımlıyordu. Ellerinde ve gömleğinin önünde hâlâ Veli’nin kurumuş, pıhtılaşmış kanı vardı. Barış, duvara yaslanmış, gözlerini bir noktaya dikmişti; o soğukkanlı finans stratejistinden eser kalmamıştı. Tamer Baba ise bastonuna iki eliyle sımsıkı sarılmış, yüzündeki her bir çizgi taş kesilmiş halde sandalyede oturuyordu. Adımların yankısı koridorda aniden yükseldi. Suzan Hanım, arkasında Aslı ile birlikte ameliyathane koridoruna girdi. Suzan Hanım’ın yüzü bembeyazdı ama duruşundaki o haşmetli asalet bir an bile sarsılmamıştı. Aslı ise iki adım arkasından geliyordu; gözleri Salih’in üzerindeki kanı gördüğü an dehşetle açılmış, elleri titremeye başlamıştı. Suzan Hanım ameliyathanenin kapısına kadar yürüdü. Salih’e baktı, ardından oğlunun ellerindeki kanı gördü. Bir an gözleri kapandı, derin bir nefes aldı. Bütün o dik duruşunun arkasındaki ananın yüreği alev alev yanıyordu. Sonra yavaşça arkasını döndü. Bakışları, koridorun kenarında büzülmüş halde duran Aslı’ya kilitlendi. O an koridordaki bütün hava çekildi sanki. Suzan Hanım, ağır ve ölçülü adımlarla Aslı’ya doğru yürümeye başladı. Her adımında ayakkabısının topuk sesi koridorda bir idam sehpasının tıkırtısı gibi yankılanıyordu. Aslı, Suzan Hanım’ın gözlerindeki o korkunç yıkımı gördüğünde bir adım geri atmak istedi ama sırtı soğuk duvara çarptı. Suzan Hanım, Aslı’nın tam önünde durdu. Ne bağırdı ne de sesini yükseltti. Ama sesi, bir ananın evladı kanlar içindeyken çıkardığı o en tehlikeli, en katıksız nefretle doluydu. "Memnun musun kızım?" dedi Suzan Hanım. Sesi buz tutmuş bir kuyu gibi derindi. "Dün gece senin yüzünden birbiriyle kavga etti benim oğullarım. Senin o uğursuz varlığın, babanın bu aileye sürdüğü o kara leke yüzünden Salih kardeşine parmak salladı. Veli o öfkeyle, tek başına fırladı gitti o evden." "Suzan Hanım... Ben..." Aslı’nın sesi boğazında düğümlendi, gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. "Ben böyle olsun istemedim, yemin ederim..." "Sus!" dedi Suzan Hanım, elini kaldırarak. Parmağı Aslı’nın yüzüne bir ok gibi doğruldu. "Oğlum içeride can çekişiyor! Bedeninde iki mermi var! Ve hepsi, senin bu konağa getirdiğin o lanet yüzünden oldu!" Salih öne doğru bir adım attı. "Ana... Aslı’nın bir suçu yok, Karadağlar’ın pususu—" "Sen de sus Salih!" diye kükredi Suzan Hanım, ilk kez oğluna dönüp sesini yükselterek. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama bakışları hâlâ kılıç kadar keskindi. "Gözünü kör etmişsin senin! Reşat’ın kızı uğruna kardeşini karşına aldın, yetmedi sokağa kurban verdin! Şimdi de bana bu kızı mı savunacaksın?" Suzan Hanım tekrar Aslı’ya döndü. Yüzündeki o son şefkat kırıntısı da tamamen silinmiş, yerini Yıldızoğulları’nın matrisine yakışır soğuk bir düşmanlığa bırakmıştı. "Sana bu evden gitmen için fırsat verdim Aslı," dedi Suzan Hanım, tane tane ve her bir kelimeyi Aslı’nın kalbine çivileyerek. "Oğlumun aklını çeldin, gidemedin. Şimdi o nikâh kıyılır mı kıyılmaz mı bilmem... Ama bu saatten sonra benim gözümde ne Reşat’ın mağdur kızısın ne de Salih’in koruduğu bir emanet." Suzan Hanım öne doğru eğildi, Aslı’nın gözlerinin tam içine baktı: "Artık bu evin içinde de, bu şehrin ortasında da benim tek bir düşmanım var... O da sensin." Aslı başını duvara yaslayıp hıçkırıklara boğulurken Suzan Hanım arkasını döndü ve ameliyathane kapısındaki Tamer Baba’nın yanında durdu. Bir daha Aslı’nın yüzüne bakmadı. Salih, kanlı elleriyle duvarın dibinde çöken Aslı’ya baktı. Koridordaki o ağır nefret ve Veli’nin ameliyathanedeki can pazarı, Yıldızoğulları’nı ve Aslı’yı dönüşü olmayan kapkaranlık bir uçurumun kenarına sürüklemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD