Aynadaki yansımasına hayran kalan Hançer, yavaşça odadan çıktı. Kendi etrafında dönerken salonda oturan Bukalemun’a kendisini göstermeye çalışıyordu. Boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.
“Nasıl olmuşum?” dedi. Bukalemun kafasını bile kaldırmadan cevap verdi.
“Harika!”
“Nerden biliyorsun Allahını seversen ya bakmadın bile!” diye inledi Zeynep. Küçük bir çocuk gibi alt dudağını sarkıttı. Bukalemun gülerek cevap verdi.
“Servisin en iyi kılık değiştirme uzmanı ile çalışıyorsun, harikadan başka bir şey olursan kendi kafama sıkarım.” dedi. Hançer cevaptan tatmin olmamıştı. Topuklu ayakkabılarının topuklarını isyanla yere vurdu. Bukalemun teslim olmuştu. Elindeki dosyayı bırakarak Hançer’e baktı.
“Hassiktir. Harikadan da fazla olmuşsun. Ne giysen yakışıyo oğlum sana.” dedi. Gerçekten de harikadan daha fazlasıydı Zeynep. Takılan sarı peruk o kadar doğal duruyordu ki, kendisi bile sarışın olduğuna ikna olmuştu. Mavi lensleri, gözleriyle çok güzel kaynaşarak uyum sağlamıştı. Giydiği kırmızı, ışıltılı elbise vücudunu sarmış, her erkeğin rüyasını süsleyebilecek bir kadın haline getirmişti onu. Tabii, Bukalemun’un gözünde Zeynep maksimum bir kızkardeş olabilirdi. Avcı’nın ondan etkilendiğini biliyordu. Bilmese bile Hançer, Bukalemun’un tarzı zaten değildi. Minyon, mırıl mırıl nazik kadınlardan hoşlanırdı Bukalemun. Zeynep sert yapıdaydı. Yine de kız duyduğu cümleye kıkırdadı.
“Kendi elinden ne çıktığını da bilmiyor.” dedi. Bukalemun güldü.
“Haydi bakalım Hançer, çıkıyoruz.” dedi. Hançer şaşkındı.
“Ne yani bana artık çaylak demeyecek misin?” dedi.
“Hayır, senin artık bir adın var. Hem de öyle herkese nasip olmayan cinsten. Hadi oyalanma. Daha öldürülecek bir sürü vatan haini var.” dedi göz kırparak. Zeynep bir anda göreve odaklanma moduna geçmişti. Kendini hazır hissediyordu. Kulaklığını da kulağına yerleştirip Bukalemun’un giyinmesini bekledi.
Bukalemun, şoför kılığında odadan çıktığında ona sorgulayan gözlerle baktı.
“Söyle Hançer.” dedi Bukalemun kemerini düzeltirken.
“İçimde olumsuz bir his var Bukalemun. Ben bu adamı bana verilen hançerle öldüremeyecekmişim gibi hissediyorum. Sanki üzerim aranacakmış gibi..Bilmiyorum.” dedim.
“Hançer, ilk görev tedirginliği normaldir. Ama kendini güvende hissetmek istiyorsan ikinci bir önlem al.” dedi. Hançer, öyle gerilecek türden bir kız değildi. O yüzden, kızın hislerine güveniyordu.
“Başkanın söylediği hariç bir şey yapmak doğru mu?” dedi Zeynep.
“Operasyonda teksin. Senden sorumlu. Her ihtimale karşı adamı etkisiz hale getirecek bir şeyin olsun. ama başkan bıçak yarası olacak diyorsa bıçak yarası olacak bunu bil. Kapıdaki adamımıza senin için bir bıçak ulaştıracağım. Tedbir olsun. Sen yedek ne istiyorsun onu düşün.”
“Digoxin.” dedi Hançer. Bukalemun başını aşağı yukarı salladı.
“Mantıklı. Arabada var. Hadi gidelim.” dedi. İkisi birlikte çıktılar. Hançer davet alanına geldiğinde davetiyesini verip içeri girdi. İlk defa sarışın ve renkli gözlü olmuştu. Camdan yansımasını gördükçe, Hançer kendi rolüne inanmıştı bile. İlerde hedefini gördü. Kulaklıktan bir ses yükseldi.
“Hançer içerde.” dedi. Ses muhtemelen içerideki adamlarından birine aitti.
“Hedefe saat 3 yönünde.” dedi Hançer.
“Güzel.” dedi bir başkası.
“Evet çocuklar hadi başlayalım. Allah yardımcınız olsun.” dedi Mürsel. Zeynep hemen etrafı incelemeye başladı. Mimik seyri normal olmayanları gözüne kestirdi. Hiçbirine güvenemezdi elbet. Ama en azından içgüdülerine güvenebilirdi. Hançer etrafa hülyalı hülyalı bakmaya başladı. Ama etrafı inceliyordu. Bir an göz ucuyla hedefini gördü. Arkasındaki de yakın korumasıydı. Adamımız içeride demişlerdi. Bir ara garsonun birinin tepsinin altından adama bir bıçak uzattığını görünce içi rahatladı. Garsonu ve adamlarını tanımıştı. Hedefin yakın koruması konuştu. Oynayan dudaklarını yalnızca kendisinin gördüğüne emindi. Ama dudakları okunabilir şekilde değildi.
“Hançer hedefin radarına girdin.” dedi. Hançer hülyalı hülyalı etrafı süzerken gülümsedi. Aynı anda Bukalemun arabada gergin biçimde dinliyordu olan biteni. Her operasyonda böyle olurdu. Gerilir dinlerdi olanları. Tek birşey bile kaçırmaktan hoşlanmazdı. Kendisinin dikkatsizliğinden sebep bir görev arkadaşı ölürse kendini asla affetmezdi. Bir yandan tüm başkanlar bir araya toplanmış, o karanlık toplantı odasında izliyorlardı olanları. Mürsel de tedirgindi. Başkan Mürsel’e baktı.
“İkinci bıçak hangi cehennemden çıktı?” dedi. Mürsel’in dudağı beğeni ile kıvrıldı.
“Hançer garantici kızdır.” dedi. Gerilla operasyonlarından sorumlu daire başkanı ekranı ciddi bir hayranlıkla izliyordu.
“Kız yanlış yerde. Yeri benim birimim.” dedi yarım bir gülüşle. Mürsel gülümsedi.
“Yavaş gel başkan, en zeki adamımı bir avuç delinin arasına verecek değilim.” dedi. Hedefin yanına yerleştirdikleri adam konuşunca hepsi ekrana döndü.
“Hedef saat 12 yönünden sana ilerliyor.” dedi. Hançer gülümsedi. Bu anladığı anlamına geliyordu. Adam yanına yanaşınca ani tepkiler vermemek için kendini hazırlamaya çalışıyordu. Etraftaki müziğe rağmen yaklaşan adım seslerini sayıyordu. Adam şüphelenmesin diye aniden dönmedi. Adamın kolunun önündeki bistroya değmesini bekledi. Adam elindeki içkiyi masaya bırakıp Hançer’e baktı. Hançer, kel göbekli çirkin bir adam bekliyordu. Ama aksine maksimum 35 yaşında, ekstra yakışıklı bir adam karşısındaydı. Bir vatan haini ile burun buruna olduğu için tiksindi. Adamın etkisine girmemişti.
Yüzünden okunuyordu adamın sevgisizliği ve gaddarlığı. Kusursuz yüz hatlarına rağmen Hançer’in gözüne çok çirkin gelmişti. İçinin kötülüğü yüzüne yansıyan tiplerdendi. Adam gülümseyince kusursuz dişleri de çıktı ortaya.
“Bu kadar güzel bir kadının bu kurtlar sofrasında ne işi var acaba?” dedi. Sesi büyüleyiciydi. Hançer midesinden yükselen bulantıyı bastırmak için derin bir nefes aldı. Bunu kendi lehine kullanacaktı elbet. İç çeker gibi geri verdi.
“Arkadaşıma eşlik etmeye gelmiştim. Ama gel gelelim ekildim.” dedi ellerini iki yana açarak. Oyunculuğu da harikaydı. Yüzünde en masum ifadesi vardı. Elini geri bistroya bırakırken adamın eline çarpmaya özen gösterdi. Adam, Hançer den fazlasıyla etkilenmişti. Vücudunda akan elektrik dalgasına engel olamıyordu. Tüylerinin diken diken olduğunu görmemek mümkün değildi. Hançer gülümsedi. Adam celladına tav olmuştu da haberi yoktu. İşaret parmağını Hançer’in çenesinin altına koyup yüzünü yukarı kaldırdı.
“Şu sarı saçların dalgalanmasına, şu mavi gözlerin bakışına vurulmayacak tek bir adam yok burada biliyorsun değil mi..” dedi ve durakladı. Hançer gülümsedi.
“Simay.” dedi. Adam fısıldayarak tekrarladı.
“Simay.. Adın da gözlerin kadar büyüleyici.” dedi.
“Teşekkür ederim. Senin kadar değil.” diye karşılık verdi kirpiklerini aşağı eğerek. Bu muhabbeti fazla uzatmak istemiyordu. Adrenalin beynine hücum ediyordu adamla konuştukça. İçindeki öldürme isteği ile savaşmak, adamı kandırmaktan zordu. Nihayet adam konuşmaktan vazgeçti.
“Dans edelim mi?” diye sordu elini uzatarak. Hançer’in beklediği fırsat gelmişti. Adama bir adım yanaştı. Ellerini yakasına doğru uzattı.
“Aslında, ben burada çok sıkıldım.” dedi. Bir nefes alıp kulağına doğru eğildi.
“Başka bir yere mi gitsek?” dedi. Geri çekildiğinde adamı şehvetle gülümserken gördü. Hançer başarmıştı. Adamı ikna etmişti. Adam, en ilkel dürtüleri ile Hançer’i elinden tutup adeta arkasında sürüklemeye başladığında yakın koruması memnuniyetle gülümsedi. Arabayı getirmeye giden koruma konuştu.
“Hançer başardı.” dedi. Bukalemun arabada derin bir nefes verdi. İçeri girdiyse her türlü öldüreceğini biliyordu.
Eve geldiklerinde adam o kadar heyecanlıydı ki Hançer’e dokunmak için üstünü aratmayı bile unuttu. Hançer, iç uyluğunun içinde duran bıçağa ulaşmak zorundaydı. Kendisine tutkuyla yaklaşan adama baktı.
“Önce bir şeyler mi içsek? Ben dışarıda içki içmekten hiç hoşlanmam çünkü.” dedi. Adamın dudağı beğeniyle kıvrılmıştı. Tam dişine göre bir kadın bulduğunu sanıyordu. Yanıldığından haberi yoktu. Bir içki doldurmaya gitti. Geri geldiğinde Hançer çoktan bıçağı rahat çekebileceği bir yere çıkarmıştı. Adam, içkileri getirip aralarındaki mesafeyi bir adımda kapattı. Neredeyse burun buruna duruyorlardı. Adamın bir eli belindeyken, Hançer fazla rahattı. Geri çekilmiyordu. Nihayetinde bu adamı öldüreceğini, kendisine dokunamayacağını biliyordu. Adam, Hançer’in bardağını bırakmak için, Hançer’in kalçasını dayadığı şifonyere doğru eğildi. Aynı anda bacağından bıçağını çekip adamın şah damarına sapladı Hançer. Adam yere yığılıp kanlar içinde kaldığında ise suratında bir iğrenme ifadesi ile baktı.
“Vatana ihanetin bedeli ölümdür.” dedi ve ekledi “Operasyon başarılı, çıkıyoruz.”
Hızla koruma içeri geldi. Kızın üzerini değiştirmesi için fazla vakti yoktu. Kafasındaki peruğu çıkardı. Peruğun altında topuz şeklinde duran saçını hiç bozmadı. Verilen koruma kıyafetlerini hızlıca giyerek çıktı. Kapıda kendisini bekleyen taksiye doğru yöneldi. İçerideki adamları kapıdaki korumalara selam verdi.
“İyi görevler beyler. Biz çıkıyoruz. Evde her şey yolunda.” dedi. Hepsi başıyla onu selamlayarak kapıda dikilmeye devam ettiler. İkisi birden kapıda kendilerini bekleyen taksiye bindiler. Görev başarılı diyebilmek için evden uzaklaşmaları gerekiyordu. Evden uzaklaştıklarında derin bir nefes verdiler. Bukalemun konuştu.
“Birimler teslim alındı. Görev başarılı.” dedi. Tüm başkanlar derin bir nefes verdi.
“Tek başına ilk görevini yapabilen tek çaylak Hançer biliyorsunuz değil mi?” dedi içlerinden biri. Herkes operasyonu sonuna kadar gözünü ayırmadan izledi. Genel başkan konuştu.
“Mürsel hep doğru isimleri verir.” dedi. Sonra dönüp Mürsel’e baktı.
“Sahi Mürsel, Avcı’dan n’aber?” dedi imalı bir biçimde.
“Avcının raporu masanıza gidiyor şuan.” dedi. Avcı’nın kendini kolay kolay harcatmayacağını biliyordu. Üstelik Avcı’ya da haber vermişlerdi kızın görevden başarıyla çıktığını. Başkan beğeniyle gülümsedi.
“Niyetim çocuğu harcamak değil Mürsel, Avcı orada barınamazsa daha da kimse barınamaz.” dedi. Mürsel adamın samimiyetine inanmak istiyordu. Ama bunca yıl bu kurumda öğrendiği en önemli şey babasına bile güvenmemesi gerektiğiydi.
Kale’ye döndüklerinde Hançer kendini gevşemiş hissediyordu. Neredeyse uyuyacak kadar yorulmuştu. Gerilmiş, gevşemiş ve korkmuştu. Birini öldürmekten veya ölmekten değil, deşifre olmaktan korkmuştu. Avcı yanında olsa bir iki şaka yapar onu rahatlatırdı diye düşünmekten kendini de alamıyordu. Kısa zamanda çok alışmıştı Avcı’nın dostluğuna. Ama öte yandan eninde sonunda yalnız göreve çıkacaktı. Sonsuza kadar Avcı’yla bir arada kalamayacağını da biliyordu.
Mürsel’in odasına girmeden, kalede kendilerine gösterilen bölümde üzerlerini değiştirip, operasyon kıyafetlerinin tamamını imha edilmek üzere bırakılan sepetlere attılar. Hızlı bir duşa girip çıktı Zeynep. Üzerindeki o iğrenç dokunuşları suyla akıtmak istiyordu. Nitekim bir ılık su başarılı da olmuştu.
Mürsel’in odasına girdiklerinde adamı çok keyifli görmüşlerdi. Bir çaylağın kendi kendine bu kadar başarılı ve tedbirli olması görülmüş şey değildi. Adamı öldürmeyi kafaya koymuş demekti. Hançer’i daha tam tanıyamamışlardı haliyle. Kitabında başarısızlık yoktu o kızın. Bir şeyin yapılması gerekiyorsa yapardı.
“Hoşgeldiniz gençler.” dedi Mürsel. Bukalemun ve Hançer karşısındaydı. İkisine aynı anda sarılarak derin bir nefes verdi.
“Aferin çocuklar, iyi iş çıkardınız.” dedi. Hançer gülümsedi.
“Sağolun başkanım.” dedi. Bukalemun sabırsız görünüyordu. Senelerdir Avcı’yla hiç ayrılmamışlardı. Sormak istiyor ama çekiniyordu. Yine de zincirini kırıp Avcı’yı soracaktı.
“Avcı ne yaptı başkanım?” dedi. Mürsel gülümsedi.
“Avcı sağlam. Orada ondan başkası kalamaz. Yani sanırım Hançer hariç.” dedi. Hançer gülümsedi yeniden. Bir an Avcı’yı özlediğini fark etti. sonra aklına Arda geldi.. Arda.. Ne yapıyordu acaba? Onsuz ne kadar mutluydu? İstese gidip orada görev de yapabilirdi. Her gün Arda’nın gözüne kendisini sokabilirdi. Ama buna değer bir adam değildi Arda. Kolayca terk edip gitmişti onu. Öylece, hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitmişti. Sessiz sedasız, hayatına girdiği gibi çıkmıştı hayatından.
Göğsündeki ağırlıkla uğraşmak istemiyordu. Doğrudan kafasını sağa sola sallayıp kendini toparladı.
“Ne zaman yola çıkıyorum?” diye sordu.
“Şimdi. Araba hazır bekliyor. Arabayı al, İzmir’e git. Konum kriptolu telefona gönderildi. Binada seni bekliyorlar. Yolda çevirme ile karşılaşırsan kimliğini sorgulatma Hançer. Artık sen Zeynep Şahin değilsin. Sadece sana dün verdiğim kimliği göster.” dedi. Hançer başıyla onayladı.
“Emredersiniz başkanım.” dedi.
“Eşyaların da arabaya yerleştirildi. İyi yolculuklar.” dedi yeniden. Hançer başıyla onayladı. Bukalemun’a dönüp sıkıca sarıldı. Kendisine uzatılan anahtarları alıp, kapıdan çıkarken son kez omzunun üzerinden arkasına baktı. Gözleriyle hayatının değiştiği o ilk odaya da veda ederek İzmir’e gitmek üzere kaleden ayrıldı.