Motorun kontağını kapattım, evin garajına bırakıp, eve çıktım. Onlardan gizli girdiğim üniversite sınavının puanı açıklanmıştı, derece yapmıştım hem de. Bana sen okumazsın diyorlardı her seferinde ama olmuştu işte şimdi istediğim bölümü yazabilecek güzel bir puan almıştım. Şimdi onlara bu güzel haberi verip biraz da olsa benim için mutlu olmalarını sağlayabilirdim belki.
Annemle babam tartışıyorlardı. Merdivenden çıkarken seslerini duyuyordum ama hiç bir şey anlamıyordum. Boğuk boğuk konuşmalar duyuluyordu. Bizim evin her zaman ki hali olmaya başladı artık, 19 seneden beri hep tartıştıklarını bilirim . Ama son iki yıldır iyice anlaşamaz oldular, sorduğumda da asla cevap vermeyip azarlayıp gönderirler yanlarından. Üniversiteyi onların istediği tercihi yapmayacağımı biliyorum ama hangi bölümü yazacağımı bilemiyorum. Çocukken böyle değillerdi aslında beni sevdiklerini hissettirirlerdi, ama büyüdükçe ev işlerini yaptım, ders çalıştım sürekli başıma kalktılar sana bu kadar imkan sunuyoruz ama sen okumazsın diye.
Bir de abim var bu arada o İtalya’da . Tıp okuyor, Seviniyorum onun adına, her gün bu huzursuzluğu çekmiyor diye.
Merdivenin son basamağını da çıktığımda duyduğum sesle irkildim.
Kapıyı açtım ama duymadılar beni.
‘Çağla benim kızım bile değil ona bakmak zorunda değilim, yıllardır baktığıma şükret. Getirip kapına bıraktılar piçini, vicdanım olmasa atardım çöpe ama şükret sen’ dedi annem, ya da pardon annem değil…
‘Gençliğimin hatasını yüzüme vurmaktan vazgeç artık, bir hata işte, büyüdü okul olmazsa da evlenir gider yakında sabret’ dedi babam.
‘Bir dakika, burdayım ben, anne sen kime piç dedin az önce? Baba senin gençlik hatan ben miyim?’ diye sordum.
İkisi de beni görünce şaşırdı.
‘Ehh yeter artık be ! Söyleyeceğim bilsin artık,
Çağla sen babanın evlilik dışı ilişkisinden olmasın. Zamanında beni boynuzladı, meğerse senin anan her kimse onunla hemde. Sana bu zamana kadar baktım, iyi kötü yetiştirdim ama bu yükü taşıyamıyorum artık’ annem.
Gerçekten de öyleydi, beni tam sevemedi hiç bir zaman ama bir şekil de baktı bana.
Ama babamım sözleri kulaklarımda yankılanıyor hala ‘gençlik hatası’ ben bir hataydım.
Daha fazla dinleyemezdim şu an duyduklarımla tepe taklak olmuştum zaten.
Hemen dışarı attım kendimi. Şu an buradan uzaklaşmak benim için de en iyisi olacak.
Saat 20:15 civarı Haliç köprüsü üstünde duruyorum, ne zaman kötü hissetsem hep buraya gelirim, küçükken babam abimle beni balık tutmaya getirirdi buraya.
En mutlu olduğumuz zamanlardı, abimle yarış yapardık resmen kim daha çok balık tutacak diye. Şimdi duyduğum o acı gerçekleri kaldıramıyorum, derin bir boşluktayım, galiba yok olup gitsem kimsenin de umrunda olmaz en iyisi en mutlu anılarımın olduğu yer de yok etmeliyim kendimi, giderken bir kaç mutluluk kırıntısı da benimle gelir hem. Köprünün demir, soğuk korkuluklarına yaklaştım. Bacağımı kaldırıp diğer tarafa atarken, ensemden iki el tuttu beni.
‘Dur be kızım ne yapıyorsun sen?’ dedi yaşlı bir ses.
‘Bırak amca beni, ne olur, bırak bitsin çilem’ dedim ağlayarak.
‘Dur be güzel kızım, gel buraya otur bakalım’ dedi ben geri çekip bir tabure verip oturttu.
Nefes nefese kalmıştım. Yaşlı adamın yüzüne yeni bakabilme fırsatım olmuştu.
Gözleri akşamın karanlığı gibi koyu, ton ton bir adamdı.
‘Anlat bakalım nedir senin derdin?’ dedi.
‘Keşke anlatabilsem, ama yok olmuyor’ dedim usulca.
‘Anlatmazsan içinde patlar, haberin olsun. Bak kızım benden sana zarar gelmez, ben emekli yarbay Cengiz Canovalı, sana bir yardımım dokunabilir belki’ dediğin de ona sebepsizce bir güven duygusu besledim.
‘Memnun oldum ben de Çağla, ama ben bundan üç dört saat öncesine kadar ailemden gizli girdiğim üniversite sınavını başarılı bir şekilde geçmişim, hem de çok yüksek bir puanla, ailemle paylaşmak için eve gittiğimde
hayatımın acı gerçeğini öğrendim, ben aile bildiğim insanları tanıyamamışım, yıllarca anne bildiğim kadın annem değil, babamınsa gençlik hatası olduğumu öğrendim, evden o şekilde çıktığım halde aramadılar bile beni bakın’ dedim telefonumu göstererek.
‘Kaç yaşındasın Çağla’ diye sordu.
‘19’ dedim.
‘Peki Çağla hayatını düzene sokabileceğin bir şansın varken elinde neden hayatını sonlandırmak istiyorsun ki? Şimdi güzel bir üniversite için ayrılsan evinden, sonra güzel bir meslek sahibi olup, kendi rotanı çizsen nasıl olur? Haklısın insan kaderini seçemez, anne babasını seçemez ama kendi kaderine kendisi yön verebilir’ dedi.
Kafamda milyonlarca soru dağıldı sanki bu sözle. Devam etti konuşmaya.
‘Bak kızım ben yıllarca asker eğittim, sivil hayata daha yeni yeni alışıyorum, ömrümün yarısı dağlarda, askeriye de geçti. Yaşamak çok güzel kızım bak aklını başına al. Bak kaç küsür yaşıma geldim, şurada balık tutmanın zevkini yeni yaşıyorum. Önünde uzun bir yol var. Eğer o evden çıkacaksan, kendi kaderini yaşamak için çık, bu şekilde değil’ dedi.
Biraz daha konuştuk, bana numarasını verdi. Eşi ile tanıştırmak istedi. Hiç çocukları olmamış, hem mesafeli, hem de bir baba gibi şefkati vardı. O kadar huzur buldum ki onunla konuşurken, üniversite tercihlerimi beraber yapma sözü verdim ayrılırken yanından.
Şimdi kendi kaderimi yaşama zamanıydı. Gerçeklerle yüzleşip, kendimi yaşamaya verecektim.
Eve geldiğim de konuşmaları hiç duymamışım gibi yaptım, onlar da meraklı gözlerle beni izlediler. Sessizlerdi, alışılmışın dışında ilk defa ev bu kadar sessizdi.
Odama geçtim, kimse gelmedi arkamdan. Vereceğim tepkiyi merak ediyorlardı. Ama ben derin sessizliğimin arsında yapacağım üniversite tercihlerini düşünmeye başlamıştım.
********
Çağla, küçük masanın üzerinde duran tercih kılavuzuna bakıyordu. Rakamlar, bölümler, şehirler birbirine karışıyordu sanki. Önünde yepyeni bir hayat duruyordu ama hangi yola sapacağını bilemiyordu. Kalbi sıkışıyordu; yanlış yapmaktan, pişman olmaktan, en çok da yine “başaramazsın” denmesinden korkuyordu.
Cengiz Yarbay karşısında dimdik oturuyordu. Elini sakince masanın üzerine koydu, gözlüğünü hafifçe düzeltti.
— Çağla, dedi. Sen sıradan bir kız değilsin. Zorlukla büyümüşsün, yük taşımışsın. Ama hâlâ ayaktasın. Bu çok değerli bir şey.
Çağla’nın gözleri doldu. Dudaklarını ısırarak başını eğdi.
— Ama ben… ben gerçekten yapabilir miyim bilmiyorum. Onların gözünde hep başarısız, istenmeyen biriydim.
Cengiz sesini sertleştirmeden, ama kararlı bir şekilde konuştu:
— Onların gözündeki Çağla’yı boş ver. Sen kendine ne diyorsun? Sen kendi gözünde kimsin?
Çağla ilk kez bu soruyla irkildi. Gözlerini yarbaya kaldırdı. Kalbi hızla çarpıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı.
Cengiz, kılavuzdan bir sayfayı işaret etti.
— Burada senin için bir yol var. Kolay değil. Çok çalışacaksın, çok yorulacaksın. Ama sonunda kendi ayakların üzerinde duran, disiplinli, güçlü bir insan olacaksın. Burası: Milli Savunma Üniversitesi.
Çağla’nın nefesi kesildi sanki. Asla düşünmediği, ama bir anda kalbine dokunan bir ihtimaldi bu. İçinden geçenleri bastıramadı:
— Asker olmak… ben?
Cengiz gülümsedi.
— Evet, sen. Çünkü sen pes etmeyi göze almadın. Haliç’te o köprünün üstünde bile savaşmayı seçtin. Senin yerin sıradan sıralarda değil. Sen meydanlarda, zorluklarda, mücadelede var olacaksın.
Çağla’nın içinde bir şey kırıldı, yerine yepyeni bir güç doğdu. Babasının “gençlik hatası” sözleri kulaklarında yankılanıyordu. Bu kez o sesin üzerine kendi sesini bindirdi:
— Ben hata değilim. Ben kendi yolumu seçeceğim.
Kalemi eline aldı, kılavuzun üzerine eğildi ve elleri titreyerek MSÜ’yü ilk sıraya yazdı.
O anda sanki hayatının en ağır yükü kalktı sırtından. İçinde yeni bir ateş yanıyordu.