Yemekhanede akşam telaşı vardı; metal tabakların şakırtısı, askerlerin birbirine laf atışmaları arasında Çağla ve en yakın arkadaşı Tuğçe yan yana oturmuş, sıraya girmişlerdi. Çağla hâlâ parkurda Kaan’ın laf sokmalarını düşünüyordu.
Tuğçe dirseğiyle hafifçe dürttü.
“Yine suratını asmışsın. Yoksa Kaan mı kafana takıldı?”
Çağla kaşlarını çattı. “Saçmalama Tuğçe. Onunla uğraşacak vaktim mi var?”
Tam o sırada arkalardan tanıdık bir ses duyuldu.
“Eee çömez, yemeğini de tek başına yiyemeyecek misin? Arkadaş desteği lazım tabii…”
Çağla dönüp baktığında, Kaan elinde tepsisiyle sırıtıyordu. Tuğçe hemen savunmaya geçti:
“Çağla çömez falan değil, sen kendi botlarını doğru düzgün bağla da sonra başkalarına laf at!”
Kaan kahkaha attı. “Vay, korumalara da ihtiyacı varmış demek. İyiymiş, iyiymiş…”
Çağla dişlerini sıktı, ama sonra sakin görünmeye çalışarak tepsisini aldı. “Kaan, senin için sorun yok. Ama benimle uğraşmaya devam edersen, günün birinde bu çömez dediğin kişi seni sollarsa şaşırma.”
Tuğçe kahkahasını tutamayıp ekledi:
“O gün geldiğinde sana en önden bakarız Kaan. Notunu çoktan aldık!”
Kaan hafifçe başını eğdi, göz kırparak masasına yöneldi. Arkasından seslendi:
“Benim eğlencem sizsiniz kızlar, sakın bozmayın bunu.”
Çağla ve Tuğçe birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.
Çağla ile Tuğçe kendi aralarında kıkırdıyor, Kaan da arka masadan sürekli laf yetiştiriyordu. Ortam neredeyse küçük bir meydan muharebesine dönecek gibiydi. Tam Çağla, Kaan’a keskin bir cevap verecekken, yemekhanenin kapısı gürültüyle açıldı.
İçeri giren Komutan sert adımlarla yürüyordu. Bir anda bütün uğultu kesildi, tabak sesleri bile durdu. Herkes toparlandı, dikleşti.
Komutan bakışlarını yavaşça salonun üzerinde gezdirdi. Çağla, Tuğçe ve Kaan’ın olduğu masaya yaklaşınca kaşlarını çattı.
“Burası pazaryeri mi evlatlar? Çene yarıştırmak için mi geldiniz, yoksa eğitimde harcadığınız enerjiyi geri kazanmak için mi?”
Kaan hemen ayağa kalktı, toparlanmaya çalıştı. “Emredersiniz Komutanım, sadece küçük bir… şeydi.”
Komutan gözlerini kısıp Kaan’a dik dik baktı. “Küçük şeyler büyük disiplinsizliklere yol açar. Sen, son sınıf Kaan, örnek olacağına işin eğlencesindesin.”
Sonra Çağla’ya döndü. Çağla istemsizce yutkundu.
“Sen de Çağla, bu laubaliliklere ortak oluyorsun. Asker dediğin önce disiplinli olur, sonra rekabetçi. Anlaşıldı mı?”
Çağla ve Tuğçe aynı anda, “Anlaşıldı Komutanım!” dediler.
Komutan sert adımlarla ilerlerken arkasından şu cümleyi bıraktı:
“Bir daha yemekhanede gürültü istemiyorum. Aksi halde parkuru gece yarısı tekrar koşarsınız.”
Kapı kapandıktan sonra herkes sessizce nefes aldı. Tuğçe fısıltıyla Çağla’ya eğildi:
“Gördün mü, Kaan yüzünden az daha gece parkurunda sürünecektik.”
Çağla dudaklarını büküp sessizce tabağına baktı, Kaan ise karşı masadan belli belirsiz gülümseyerek göz kırptı
Sinir oluyordu, bu Kaan’a haddini bildirmenin zamanı gelmişti.
Yemekhaneden çıkan kalabalık koridoru doldurmuştu. Tuğçe, Çağla’nın koluna girip kulağına eğildi.
“Ben şu üst sınıftan notları alayım, sen beni burada bekleme. Birazdan buluşuruz.”
Çağla başını salladı, “Tamam,” dedi. Tuğçe hızlı adımlarla uzaklaşırken Çağla yalnız kaldı.
O sırada karşıdan Kaan belirdi. Elinde defteri vardı, belli ki o da çıkışa gidiyordu. Göz göze geldiler. Kaan’ın yüzünde yine o alaycı, sırıtkan ifade vardı. Ağzını açtı, belli ki bir şey diyecekti.
“Çö—”
Çağla sertçe elini kaldırdı, gözleriyle Kaan’ı susturdu.
“Bir kelime daha edersen Kaan, gerçekten sabrımı taşırırsın. Yeter artık! Ben senin oyuncağın değilim.”
Kaan bir an duraksadı, beklemediği bir tepkiydi. Dudaklarının kenarı titredi, ama bu sefer gülümsemekle ciddi kalmak arasında kararsız kaldı.
Çağla gözlerini kısıp ekledi:
“Eğer beni sürekli küçümseyip eğlence malzemesi yapmaya devam edersen, bir gün sana öyle bir ders veririm ki unutamazsın. Anladın mı?”
Koridordaki loş ışık ikisinin yüzüne vuruyordu. Kaan başını hafifçe yana eğdi, sesi alçalmıştı:
“Demek bana kafa tutuyorsun ha… Cesaretini beğendim, Çağla.”
Çağla ise hiç geri adım atmadan dik durdu. “Cesaret değil bu, saygı talebi. Sen öğrenene kadar da karşında duracağım.”
Kaan, kısa bir sessizlikten sonra gülümsedi, ama bu kez sırıtma değil daha ciddi bir gülümsemeydi. “Güzel. Göreceğiz bakalım.”
Aralarındaki hava bir anda daha gergin ama aynı zamanda başka bir şeyle dolmuştu…
Çağla sert sözlerini bitirip tam arkasını dönmek üzereydi ki Kaan’ın sesi onu durdurdu.
“Tamam, çömez…” dedi alçak bir sesle.
Çağla kaşlarını çattı, geri dönüp tersleyecekti ki Kaan devam etti:
“Başka bir şey deneyelim o zaman. Tanışalım mı?”
Çağla şaşkınlıkla gözlerini kırptı. “Ne? Sen benimle zaten haftalardır uğraşıyorsun, hâlâ tanışmadığımızı mı söylüyorsun?”
Kaan hafifçe omuz silkti. Bu kez yüzünde o alaycı sırıtma yoktu.
“Ben sana hep takıldım ama… gerçekten adını doğru düzgün duydum mu? Ya da sen benimle tek kelime bile ciddiyetle konuştun mu? Sanırım hayır. Belki de yanlış başladık.”
Çağla istemsizce durdu, bu ani dönüş kafasını karıştırmıştı. Gözlerini kısmış, onun blöf yapıp yapmadığını anlamaya çalışıyordu.
“Senin oyunlarından biri değilse… adım Çağla. Zaten biliyorsun.”
Kaan hafifçe gülümsedi, elini uzattı.
“Ben de Kaan. Memnun oldum… bu kez gerçekten.”
Koridorda kısa bir sessizlik oldu. Çağla, onun uzattığı eli birkaç saniye süzdü. İçinde hâlâ öfke vardı ama bu beklenmedik teklif, kalbinde küçük bir tereddüt de yaratmıştı.
Kaan uzattığı eli beklerken, Çağla kararlı bir şekilde durdu ve gözlerini ona dikti.
“Hayır Kaan. Elimi sıkmayacağım.”
Kaan şaşkın bir şekilde kaşlarını kaldırdı.
“Ne? Neden?”
Çağla derin bir nefes aldı, sesini sert ama sakin tutarak devam etti:
“Bence sen kendine odaklan. Bu benim ilk senem, kendi yolumu çizmeye çalışıyorum. Senden küçüklerle değil, kendi işine odaklanmanı beklerim. Benimle zaman kaybetmene gerek yok.”
Kaan bir an sessiz kaldı. Bu kez alaycı bir gülümseme yoktu, sadece hafifçe başını salladı.
“Anladım… Hadi bakalım, Çağla. Yolunu çiz, senin dediğin gibi.”
Çağla arkasını dönüp koridorda yürümeye başladı. Tuğçe o sırada köşeden gelmişti ve Çağla’nın yanına yetişti.
“Ne oldu?” diye fısıldadı Tuğçe.
Çağla sadece omuz silkti, gözlerinde kararlılık parlıyordu.
“Hiç. Sadece Kaan’a bir ders verdim. Kendime odaklanacağım, başkalarının beni sinir etmesine değil.”
Koridor boyunca adımları kararlıydı; arkasında bıraktığı Kaan ise bir süre sessizce bakakaldı, gözlerinde karmaşık bir ifade vardı.
Koridorun köşesini dönerken arkasında hafif bir ses duydu.
“Tamam, sen kazanıyorsun… Ama bu seferlik.”
Çağla dönüp bakmadı, sadece adımlarını hızlandırdı.
Ama Kaan’ın o sesi ve bakışı, aklından hiç çıkmayacak gibi duruyordu.
Ve böylece koridor sessizleşti, ama aralarında çözülmemiş bir gerilim bırakmıştı…