Zaten İstemiyordunuz

1237 Words
Cengiz Yarbay’ın telefonuyla uyandım sabah. ‘Alo, Çağla kız, tercihler açıklanmış, ben baktım senin yerine, ama sen kendin bak bakalım, ben söylemeyeceğim,’ dedi. ‘Yaa Cengiz baba lütfen söyle, çok heyecanlıyım şuan’ dedim. Ona Cengiz Baba demem çok hoşuna gidiyordu. Eşi Ayten teyzeye de Ayten Anne diyordum. Kısa süre de bana o kadar güzel aile sıcaklığı hissettirdiler ki ölene kadar onlara minnettar olacağım. İçeri geçip bilgisayarı açtığımda ‘Sabah sabah rüyanda mı gördün bilgisayarı’ dedi babam. ‘Hayır tercihler açıklanmış ona bakacağım’ dedim soğuk bir sesle. ‘Ya kızım boşuna uğraştın, kazanamazsan üzülme, çalışırsın bir işe yerleştiririm ben seni’ dedi. Kendi öz babamın bana layık gördüğü hayata bak dedim içimden. Annem geldi sonra yanıma oturdu, iki yıllık gelirse gitme sakın iki yıllık bir okul için bir masraf yaptırma bize ‘ dedi. O an ekranda ki o yazı kurtarıcım olmuştu işte. Temelli gidiyorum, kına yakarsınız artık dedim içimden. ‘Çağla Çıralı ilk tercihiniz olan MSÜ’ye yerleştiniz’ yazıyordu. İkisi de mort olmuş bir şekilde birbirlerine bakıyordu. ‘Yok artık ebesinin nikahı, kızım sen manyak mısın, sen kim askerlik kim yapamazsın’ dedi babam. ‘Ya saçmalamışsın Çağla, iki hafta sonra ben yapamıyorum gelin beni alın dersin’ dedi annem. Ona hala anne diyorsam, bunca yıl ekmeklerini yedim, beni istemeyip yurda bile bırakabilirdi. Bu yüzden öz olmasa da o benim annemdi, beni sevmese bile. Babam çalıştığı müteahhitlik firmasında sekreteri olan o kadınla aldatmış annemi. Öz annem olacak o kadın babamın boşanmayacağını anlayınca beni kapıya bırakıp, Hollanda’ya kaçmış. Peşine düşmek istemiyorum asla, beni bırakıp gitmesi, beni istememesini asla affetmem. ‘Sakin olun, ben asker olacağım, hem zaten beni istemiyordunuz diye biliyorum, en azından gözünüzün önünde olmam’ dedim. ‘Eminsin yani?’ diye sordu annem. ‘Hiç olmadığım kadar’ dedim. Aslında onlar bilmese de Yarbay Cengiz babam, özel bir izinle aldırmıştı beni buraya, şu an bu sadece onlar için göz boyamaydı. Ben bile fazla detay bilmiyordum, bana sürekli spor yaptırıyordu, eğitim veriyordu Cengiz baba, okumam gereken kitapları dahi kendisi seçip veriyordu. ‘Eğer bir çocuğum olsaydı, onu da böyle eğitmek isterdim’ diyordu hep. Şimdi ben tıp kazansam ve ya başka bir bölüm onlara yük olacaktım, sürekli masraf yapacaklardı istemeye istemeye. Cengiz baba bana burs bile ayarlamıştı, hatırı sayılır bir kaç dostundan. Bazen ne iyilik ettim de karşıma böyle biri çıktı diye düşünmeden edemiyordum. Okul kaydına bile kendi elleriyle götürdü beni. O kadar heyecanlıydım ki, kendi ailemin yokluğunu önemsemedim bile. Ayten annem de aynı şekilde yanımda destek olmaya gelmişti bana. Kaydımı yaptırıp çıktığımızda; ‘Eee Çağla Kız, hava da mı karada mı?’ diye sordu Cengiz baba. Anlamadım önce, ‘Nasıl yani’ diye sordum. ‘Havacı mı olacaksın, yoksa karacı mı?’ diye sordu. ‘Aslında hiç düşünmedim ama ben galiba sizin gibi karacı olacağım baba, çünkü bu saatten sonra tek idolüm sizsiniz’ dedim gülerek. Telefonu çaldı o sırada, gülerek açtı telefonu. ‘Ooo Vural efendi sen beni arar mıydın?’ dedi. Karşısında ki kişi kimse baya güldürdü. ‘Oo öyle mi? Hayırsız gelmiyorsun ki Irmak kızımla, torunlarımı alıp nerden haberim olsun?’ dedi. ‘Tamam tamam en kısa sürede gelin, bekliyorum’ dedi kapatırken. Ayten anne, Vural nasılmış, Irmak, ikizler nasıl? Diye sordu. ‘İyilermiş, epeydir beklediği bir operasyon vardı onum haberi gelmiş, ona seviniyordu’ dedi. Neyse geldiklerinde seni de tanıştırırım Çağla, Irmak ingilizce öğretmeni, Vural da yeni binbaşı oldu’ dedi. ********* Sabah erkenden kalktığımda yüreğim göğsümden çıkacak gibiydi. Yatakhane daha yeni tanıştığım kızlarla doluydu ama herkesin yüzünde aynı gergin ifade vardı. Çarşaflar muntazam katlanmış, dolaplar askeri düzenle dizilmişti. Ben bile dün gece sabaha kadar uğraşıp her şeyi defalarca kontrol ettim. Zil çaldığında koğuş birden ayaklandı. Koşar adım içtima alanına çıktık. O an yüzlerce öğrenci aynı anda dizilince, üniformaların gürültüsüz uyumu ve ayak seslerinin yankısı bana tarifsiz bir güç verdi. Ama aynı anda midemde düğümler oluştu; burası artık bir oyun değildi, gerçekten asker olacaktık. “Hazııııırol!” sesi gökyüzünü yarar gibi patladı. Bir üstteğmen önümüzde duruyordu. Sert bakışları hepimizin kalbine işledi. “Bugün ilk gününüz. Burada kendinizi ispatlayamazsanız, gerisi zaten gelmez. Yorulacaksınız, acıkacaksınız, belki ağlayacaksınız ama tek bir şeye alışacaksınız: emirlere harfiyen uymaya!” Sırtımdan terler boşaldı. Göz ucuyla yanımdaki kıza baktım; o da titriyordu. İçimden “yalnız değilim” dedim. İlk dersimiz temel disiplin eğitimiydi. Güneş alnımıza vururken saatlerce dimdik ayakta durduk, adım atışlarımızı tekrar ettik. Ayak tabanlarım yanıyordu ama dişlerimi sıktım. Çünkü babamın “iki hafta sonra geri dönersin” sözleri hâlâ kulağımdaydı. Dönmeyecektim. Öğle arasında yemekhaneye girdiğimde, metal tepsilerin tıkırtısı arasında tek başıma oturdum. O an kalabalığın içinde yapayalnız hissettim. Kaşığıma dokunamıyordum. Tam o sırada arkamdan sert ama tanıdık bir ses geldi: “Çağla kız! Dik otur, asker dediğin çökmüş durmaz!” Döndüğümde Cengiz Baba’nın beni uzaktan izlediğini gördüm. Göz göze geldiğimizde kaşlarını kaldırdı, ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. İçimde birden güç hissettim. Omuzlarımı düzelttim, derin bir nefes aldım. Yemekhanede tepsime bakarken sessizlikle cebelleşiyordum. Çorbanın buharı yüzüme vuruyor ama kaşığı elime almıyordum. Etrafımdaki gruplar çoktan birbirine kaynaşmaya başlamıştı. Ben ise koca kalabalığın içinde tek başımaydım. Birden yanımda bir ses duydum: “Burada boş yer var mı?” Başımı kaldırdım. Uzun boylu, ince yüzlü, kahverengi gözlü bir kız gülümseyerek bana bakıyordu. Saçları düzgünce topuz yapılmıştı ama gülüşünde sivil hayattan kalma bir samimiyet vardı. “Tabii, buyur otur,” dedim. Tepsisini bırakıp karşıma oturdu. Kaşığını çorbaya daldırırken bir yandan da bana göz kırptı. “Ben Tuğçe” dedi. “Sivaslıyım. Sen?” “Çağla… İstanbul” dedim. Sesim biraz cıkız çıktı. ‘Öyle mi? İstanbul gibi metropol bir şehirde yaşayana bu eğitimler, dokunmaz. Zaten survivor gibi bir hayat yaşamışsın sen’ dedi. İlk defa biri bana cesaret veriyordu. İçimden gülmek geldi. “Umarım öyledir,” dedim. Tuğçe eğildi, sesini kısarak fısıldadı: “Bak, ben daha ilk günden anladım. Sen buraya boşuna gelmemişsin. Hemen belli oluyor, gözlerinde bir hırs var.” Sözleri içimde bir yere dokundu. Daha dün ailemin gözümün içine baka baka “iki hafta sonra bırakır gelirsin” dediğini hatırladım. Onların göremediğini bu kız nasıl olmuştu da ilk bakışta fark etmişti? O gün, yemekhanede Tuğçe’nin bana gülümsemesiyle içimdeki yalnızlık biraz olsun dağıldı. Belki de ilk defa, burada gerçekten dost bulabileceğime inandım. Akşam olduğunda koğuşa döndük. Gün boyu komutlar, koşular, disiplin derken ayaklarım zonkluyordu. Yatakhanedeki ışıklar birer birer kapanırken herkes yorgunluktan sessizleşmişti. Üstümdeki battaniyeyi çekip başımı yastığa koydum ama uyumak kolay değildi. Düşünceler beynimde cirit atıyordu: Gerçekten dayanabilecek miyim? O sırada yan yatağımdan fısıltıyla bir ses geldi. “Uyumadın mı Çağla?” Kafamı çevirdim. Tuğçe battaniyenin altından bana bakıyordu, gözlerinde uykusuz ama sıcacık bir ifade vardı. “Uyuyamıyorum,” dedim. “Çok şey düşündüm bugün.” Tuğçe hafifçe gülümsedi. “Ben de. İlk gün kolay değil. Ama alışacağız. Baksana, ikimiz de buradayız. Demek ki bir sebebi var.” Bir süre sessizlik oldu. Sonra Tuğçe derin bir nefes aldı. “Benim ailem buraya gelmemi istemedi. Kız başına askerlik de neymiş dediler. Ama ben küçüklüğümden beri üniforma hayali kuruyordum. Şimdi buradayım, ne olursa olsun vazgeçmeyeceğim.” Onu dinlerken içimde bir sıcaklık yayıldı. Aynı benim hikâyemdi bu. Başka bir şehirden, başka bir evden gelen bir kız, aynı yalnızlığı hissetmişti. “Benimkiler de istemedi,” dedim sessizce. “Babam ‘yapamazsın’ dedi, annem ‘iki haftaya pes edersin’. Ama tam da bu yüzden buradayım. Onlara kanıtlamak için.” Tuğçe doğruldu, battaniyesini omzuna alıp bana biraz daha yaklaştı. “O zaman birbirimize söz verelim,” dedi. “Kim pes etmek isterse, diğeri onun elinden tutacak. Burada dostluk olmadan kimse ayakta kalamaz.” Gözlerim doldu. İlk kez biri bana yanındayım demişti. Elini uzattı, ben de sıktım. “Söz,” dedim. Işıklar tamamen söndüğünde artık korkmuyordum. Yatakhanenin soğuk duvarları arasında yeni bir aile bulduğumu hissettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD