Sahildeki Fırtına

1287 Words
Talha’nın sesi, az önceki o kaskatı gerginliğin ortasında vaha gibi gelmişti. Masadaki o gürültülü neşeden sıyrılıp sadece ikimizin duyabileceği bir evrene geçtik sanki. Derin’e döndüm, gözlerimle izin ister gibi baktım. "Derin, ben Talha ile biraz çıkayım mı aşkım? Geliriz zaten, geç kalmayız," dedim. Derin, durumu çoktan kavramış olan o bilge bakışıyla gülümsedi. "Gidin tabii. Ama unutma beni, işiniz bitince ara. Ersin’le Talha birlikte çıkar zaten, biz de Melis’le devam ederiz sen gelirsin. Hadi gidin, kafa dağıtın biraz." Sandalyemi geri itip kalktığımda, Talha anında yanıma geldi. Hiç düşünmeden, belki de biraz Demir’e olan hırsımdan, Talha’nın koluna girdim. AVM’nin o boğucu, kalabalığından kaçar gibi kendimizi dışarı attık. Sahil yolu çok yakınımızdaydı. Denizden gelen o iyotlu rüzgar yüzüme çarptığında, Demir’in gidişiyle içime oturan o yumru biraz olsun gevşedi. Kayalıkların üzerine vuran dalgaların sesi, az önceki AVM gürültüsünden sonra bir şifa gibiydi. Talha ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktığında, sanayinin ve motor yağının o tanıdık, erkeksi kokusu burnuma doldu. "Neyin var senin Lavin?" dedi Talha. Yürüyüşümüz yavaşlamıştı, omuz omuza vererek denize karşı ilerliyorduk. Çenesi kasıldı. "Sıkıntı mı çıkarıyor sana Lavin? Doğruyu söyle. O adamın sana bakışları, seni bir malıymış gibi masadan kaldırmaya çalışması... Kim o? Kim olduğunu sanıyor da senin hayatına bu kadar ipotek koyabiliyor?" "Sıkıntı çıkarmıyor Talha, sadece her zamanki Demir işte," dedim, sesimi güçlü tutmaya çalışarak. "Otorite kurmayı seviyor." Talha durdu, beni kendine çevirdi. Elleriyle omuzlarımı kavradığında, o nasırlı ellerindeki sıcaklığı ceketinin üzerinden bile hissettim. "Bak, ben çocuk değilim. Sinan gibi geyiğe de vuramıyorum bu işi. O adamın sana bakışları, o sahiplenici tavrı... Sanki sen onun bir malıymışsın gibi davranıyor. Eğer sana bir zararı dokunuyorsa, seni kısıtlıyorsa bana söyle. Kim olduğuna, ne kadar güçlü olduğuna bakmam Lavin, karşısına dikilirim." Talha’nın bu korumacı hali, o saf sevgisi içimi acıttı. Ama korumanın dozu arttıkça, Demir'e olan o görünmez ama yıkılmaz sadakatim devreye girdi. Talha, Demir Karahan’ın kim olduğunu, bir bakışıyla neleri yerle bir edebileceğini henüz tam kavrayamamıştı. "Talha, o beni büyüten adam. Ailemi kaybettiğimden beri gölgem oldu benim," dedim, savunmaya geçerek. "Zararı dokunmuyor Talha, gerçekten. O beni koruyor, annemden babamdan kalan bir bağ o." "Koruyor mu?" Talha acı bir kahkaha attı. "Lavin, dün gece kulüpteydin değil mi? O bordo elbiseyle, o adamın önünde, züppelerin arasında dans ettin!" Donup kaldım. Kanım çekildi sanki. "Sen... Sen nereden biliyorsun kulübe gittiğimizi? Dans ettiğimi?" Talha eliyle çenesini sıktı, öfkeyle denize baktı. "Ne önemi var nereden bildiğimin? Yaşandı sonuçta değil mi? Demir seni o ortamlara o şekilde soktu! Herkesin gözü üzerindeyken senin o şekilde sergilenmene izin verdi!" "Nereden biliyorsun dedim Talha! Kim söyledi sana?" diye üsteledim, içimdeki huzursuzluk büyüyordu. "Umut!" diye bağırdı sonunda. "Umut oradaymış. Senin o şekilde dans ettiğini görünce, yanındakinin kim olduğunu bilmediği için bana haber verdi. 'Talha, Lavin burada, biriyle çok fena eğleniyor, bir sorun yaşamasın' dedi. Demir olduğunu öğrenince sustum, yuttum her şeyi. Ama bugün o masada sana olan tavrını görünce..." dedi yutkundu. "Lavin, ben senin için her şeyi yaparım. Gider onunla konuşurum, haddini bildiririm ona. Senin sahipsiz olmadığını anlar!" İçimde bir korku dalgası yayıldı. Talha’nın Demir’in karşısına çıktığı o anı hayal ettim; Demir’in o buz gibi bakışlarını, Talha’yı bir böcek gibi ezip geçişini... Talha’yı bu ateşin içine atamazdım. Ağzımdan o sert kelimeler dökülüverdi: "Talha, sen ne dediğinin farkında mısın? Demir’e bunları söyleyebileceğini mi sanıyorsun gerçekten? Onun karşısına geçip bu lafları ettiğin anda sana bilenmeye başlar. Seni saniyeler içinde, işinden eder, hayatını dar eder sana! Sakın... Sakın bir daha bunları aklından bile geçirme!" Talha ellerini omuzlarımdan yavaşça çekti. Bakışlarındaki o korumacı ateş, yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı. ''Onu benden üstün gördüğün için beni susturuyorsun. Onun gücünden korktuğun için bana 'sakın' diyorsun." "Öyle değil Talha," dedim, ona doğru bir adım atıp ellerini tutarak. "Sadece... kiminle dans ettiğini bilmeni istiyorum." "Ben kiminle dans ettiğimi biliyorum Lavin," dedi Talha, ellerimi bırakmadan bana daha çok yaklaşarak. "Ben çocukluğumdan beri seninleyim. O adamın sana vermediği o saf sevgiyi ben sana vermek için her şeyi yaptım... Kendini o karanlığın içinde yok etme." "Talha, ben senin iyiliğin için..." İki elinin arasına, yüzümü aldığında nefesi dudaklarıma çarptı. ''Bak güzelim, korkuyorum seni o büyük, karanlık dünyasının içine çekmesinden.'' dediğinde pes edercesine alnını alnıma yasladı. Parmak uçlarındaki o nasırlar tenimi okşarken içim sızladı. Talha’nın gözlerindeki o saf sevgi, beni saran o sıcaklık... Bir anlığına tüm dünyayı unutmuştum. Tam o anda, sahil yolunda bir lastik sesi kulaklarımızı tırmaladı. Siyah, devasa SUV kaldırıma neredeyse çarparak durdu. Demir Karahan. Arabadan öyle bir hırsla indi ki, kapının çarpma sesi sahilin sessizliğini bıçak gibi kesti. Ceketi yoktu, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı ve gözlerinden resmen ateş saçılıyordu. Vücudundaki her kas, öfkeyle gerilmişti. "LAVİN!" diye kükredi Demir. Sesi kayalıklar arasında yankılandı. Talha daha ne olduğunu anlamadan, Demir bir leopar çevikliğiyle yanımızda bitti ve Talha’yı yakasından tuttuğu gibi geriye, kayalıklara doğru savurdu. Talha’nın sert bir şekilde yere düştü, inlemesi rüzgarda kayboldu. Demir, Talha’nın üzerine yürüdü. "Sana..." dedi Demir, sesi yerin yedi kat altından geliyordu. "Ona dokunmamanı, bakmamanı, hatta onunla aynı havayı bile solumamanı söylemedim mi lan ben!" Ne zaman böyle bir şey söylemişti? Ne zaman karşılaşmışlardı? Demir’in sağ yumruğu havadaydı, Talha’nın yüzüne inmek üzereydi. Şoka uğramıştım ama içgüdülerim benden önce davrandı. Hiç düşünmeden kendimi araya attım. İki elimle Demir’in kaskatı kesilmiş kollarını tuttum, göğsümü onun o hızla inip kalkan göğsüne yasladım. Bütün gücümle onu geri itmeye çalıştım. "DUR! DOKUNMA ONA!" diye haykırdım, sesim titriyordu. Gözlerimden yaşlar boşanmaya başlamıştı bile. Demir’in bakışları kollarının arasındaki küçücük bedenime, sonra da yerden kanayan burnuyla kalkmaya çalışan Talha’ya kaydı. "Çekil aradan Lavin! Bu herif sana dokundu! Kimsin lan sen!" Talha kanlı burnuyla yerden doğrulmaya çalışırken bağırıyordu: "Vur lan! Vur korkmuyorum senden! Onun sahibi değilsin sen! Lavin, bırak onu! Bırak bana vursun gitsin!" "Yeter!" diye bağırdım, sesim keskin bir çığlığa dönüşmüştü. Başım dönüyordu, göğsüm sıkışıyordu. "Yeter artık! İkiniz de durun! Rezil oluyoruz!" Demir tekrar hamle yapacakken onu daha sert ittim, ellerim gömleğinin üzerinde yumruk oldu. "Yapmana izin vermem!" diye haykırdım nefes nefese. "Dokunma ona Karahan! Talha benim sevgilim! Buna izin vermem!" O an sahil sessizliğe gömüldü. Demir’in elleri kollarımda öyle bir sıkılaştı ki kemiklerimin sesini duydum. Bakışlarındaki o yıkıcı dehşet, öfkesinden daha korkunçtu. Yüzü mosmor kesilmişti, damarları şakağında belirginleşmişti. "Sevgilin?" dedi Demir. Sesi artık kükremiyordu; fısıltısı, yaklaşan bir felaketin habercisi gibiydi. "Sevgilin..." Eliyle kollarımı öyle bir sıktı ki canım yandı, ama sesimi çıkarmadım. Gözleri Talha’ya kaydı, sanki onu o an orada yok etmek ister gibiydi. Talha da o an ayağa kalkmış, burnundan akan kanı umursamadan Demir’e meydan okuyordu. "Evet, sevgilisi! Sana ne?!" "TALHA DUR!" diye haykırdım. ''Eğer ben istemeseydim, Talha yanımda, hayatımda olamazdı.'' ''Lan ne hayatı?'' diyerek Talha'nın üzerine tekrar yürümeye başlayınca, kontrolü tamamen kaybettim. Sinir krizi geçirmek üzereydim. "Yeter! Durun artık! Yapmayın!" Demir’in yüzündeki ifade kasvetli bir buz kütlesine dönmüştü. Gözlerindeki dehşet, yavaş yavaş daha koyu, daha öldürücü bir şeye evriliyordu. Beni kollarımdan sertçe kavradığı gibi arabasına doğru çekiştirmeye başladı. "Yürü Lavin! Arabaya!" dedi, sesi emir verir gibiydi. "Bırak beni! Demir! Bırak! Görmüyor musun burnu kanıyor Talha’nın! İyi değil! Bırak beni!" diye çırpınıyordum. Elimden kurtulmaya çalıştıkça daha sert kavrıyordu. Talha arkamızdan bağırıyordu: "Bırak kızı! Sana bırak diyor! Duymuyor musun?!" Demir bir an durdu, başını Talha’ya doğru çevirdi. Omuzlarının üzerinden Talha’ya öyle bir bakış attı ki, o bakış Talha’yı olduğu yere çiviledi. "Senle konuşan, sana soran olmadı," dedi buz gibi bir sesle. Sonra beni tekrar çekiştirmeye devam etti. Demir beni arabanın kapısına doğru hırsla sürüklerken, Talha yerden destek alarak doğruldu. Burnundan süzülen kan çenesine kadar inmişti ama gözlerindeki o inatçı parıltı sönmemişti. Zorla arabaya bindirildim. Demir sertçe kapıyı kapattı ve kilitledi. "Bırak kızı!" diye haykırdı Talha, sendelediği her adımda yere kapaklanacak gibi olmasına rağmen üzerimize gelmeye devam etti. "Sana bırak diyorum Karahan! O senin malın değil!" Dışarıda, Talha’nın çaresizce bize baktığını, kanlı burnuyla yetişmeye çalıştığını gördüm. ''İyi değil, Talha iyi değil görmüyor musun sen?'' diyerek çırpınıyordum ama nafile. Kalbim acıyla sızladı. Gözlerimden akan yaşlar, yanaklarımdaki rüzgarla soğuyordu. Demir gaza bastığında, Talha’nın görüntüsü de sahilin karanlığında kayboldu. "Bırak beni! Demir abi bırak! Ne yapıyorsun sen?!" diye bağırdım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD