Güneşin perdenin arasından sızan keskin ışığı, sanki beynimin içinde küçük davullar çalıyordu.
Gözlerimi aralamaya çalıştım ama göz kapaklarımın üzerinde tonlarca ağırlık vardı.
Alkolün o tatlı sarhoşluğu gitmiş, yerine "bir daha asla içmeyeceğim" dedirten o meşhur baş ağrısı gelip kurulmuştu.
Komodinimin üzerindeki suyumu yudumladım ve yatağa geri düştüm.
"Lavin! Hadi kuzum, uyan artık. Kahvaltı hazır, bak kimler geldi!"
Anneannemin mutfaktan gelen neşeli sesiyle yastığa biraz daha gömüldüm.
"Anneanne lütfen... Biraz daha," diye mırıldandım ama sesim çatallı çıkmıştı. Dün gece... Kayalıklar, Demir'in o derin itirafları, bordo elbisem...
Hepsi bir film şeridi gibi geçti aklımdan.
Zorlukla yataktan kalktım.
Aynaya bakmaya cesaret edemedim; saçlarım muhtemelen kuş yuvasına dönmüştü.
Üzerimdeki salaş tişörtü çekiştirip, gözlerimi uyuşukça kaşıyarak salona doğru "ölü balık" gibi yürümeye başladım.
Tam kapı eşiğinden kafamı uzatmıştım ki, evin içinde bir fırtına koptu.
"LAVİİİİİİN!"
Daha ne olduğunu anlamadan üzerime atılan iki gövdeyle sendeledim.
Melis ve Derin!
Çocukluğumdan beri hiç olmayan kardeşlerim yerine koyduğum, sırlarımı, gözyaşlarımı ve şimdi de geleceğimi paylaşacağım o iki çılgın...
"Ah benim güzellerim gelmiş!" dedim, bir yandan gözlerimi kaşımaya devam ederken bir yandan da onlara sarılmaya çalışarak.
"Siz ne ara geldiniz? Saat kaç?"
"Saat kaç mı? Kızım biz dün geceden beri seni arıyoruz!" dedi Melis, beni omuzlarımdan tutup sarsarak.
"Hani sistem çökmüştü? Hani bakamıyordun? Neredesin sen dün geceden beri?"
Derin çığlık atarak elindeki telefonu burnuma dayadı.
"Lavin, bak şuna! Bak çabuk! Üçümüz de Megakent'deyiz! Dilek feneri uçurduğumuz gün, gerçek oldu! Ben dedim size işe yarayacak diye. Üçümüzde aynı kampüsteyiz!"
Gözlerim bir anda fal taşı gibi açıldı.
O baş ağrısı sanki sihirli bir değnekle silinip gitmişti. "Ne? Aynı okul mu? Tutu mu yani hayalimiz? Hepimiz mi?"
"Hepimiz!" diye bağırdılar aynı anda.
Salonda öyle bir çığlık koptu ki, mutfaktan elinde çaydanlıkla çıkan anneannem gülerek bize bakıyordu.
"Aman yavaş, tavan başımıza çökecek!
Hadi geçin şu masaya da anlatın bakayım neler olmuş," dedi anneannem, masadaki taze pişmiş poğaçaları işaret ederek.
Masaya adeta uçtuk.
O kadar heyecanlıydık ki, kimse tabağına ne koyduğunu fark etmiyordu bile.
"Kızım ben Uluslararası İlişkiler, Melis İşletme, sen Uluslararası İşletme!
Derslerimizin çoğu aynı binada olacak, düşünebiliyor musunuz?" dedi Derin, heyecandan zeytini havada tutarak.
"Düşünebiliyorum!" dedim, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle.
"Birlikte okula gideceğiz, birlikte döneceğiz... Kantinde masa seçmemiz lazım!"
Melis muzipçe göz kırptı. "Eee, peki Karahan buna ne dedi? Dün gece kutlamaya çıkmışsınız herhalde Nermin anneanne söyledi, sesin soluğun çıkmadığına göre güüzel geçti?"
Boğazıma takılan çayı zorlukla yuttum. "Şey... Evet, biraz kutladık. Kulübe gittik." diye fısıldadım.
"NE? Kulübe mi?" Derin ve Melis birbirlerine bakıp aynı anda bağırdılar.
"Demir abi seni kulübe mi götürdü? O korumacı, 'diz altı etek giy' diyen adam mı?"
''Kızım susun delirdiniz mi?'' derken ellerimle dürtüyordum ikisin de.
"Valla götürdü," dedim sessizce kıkırdayarak, Demir'in o geceki hallerini hatırlayıp iç çekerek.
"Hatta dans bile ettik. Görmeliydiniz, sessiz olun kahvaltıdan sonra çıkarız, anlatacağım hepsini."
Anneannem salona girdi, masaya reçelleri dizerken yüzünde huzurlu bir ifade vardı.
"Ne güzel, birbirinize emanetsiniz işte kuzularım. Demir oğlum da rahat eder şimdi, 'Lavin orada yalnız' diye dertleniyordu. Üçünüz yan yana olunca aklımız kalmaz sizde."
"Aklın kalmasın tabii tontişim benim," dedi Melis, tabağına koca bir dilim peynir alırken.
"Biz okulun sert kızları olacağız kimse bize yaklaşamaz Nermin Sultan. Ama Lavin, okulun ilk günü için plan yapmamız lazım. Ne giyeceğiz, saçlarımızı nasıl yapacağız?"
"Kızlar daha kayıt günü var, durun!" dedim gülerek.
''Aşko kayıt yok, online halledecekmişiz onu.'' dedi Derin pişiyi ağzına tıkıştırırken.
''Kayöt önlöyn mıymış, küçük balina.'' dedim Derin'i cimdiklerken.
''Benimle dalga geçeceğine, sen oturda düşün Demir abinin şirkete çok yakın değil mi bizim kampüs?''
''Evet çok yakın neden ki?'' dedim kaşlarımı kaldırıp.
''Kızım seni asla rahat bırakmayacak, bizim esmer manitalar, iptal gibi görünüyor şimdiden.'' dediğinde anneannem de dahil hepimiz gülmeye başladık.
Ama içten içe içim kıpır kıpırdı.
Megakent Üniversitesi, en yakın arkadaşlarım yanımda ve arkamda dağ gibi duran bir Demir Karahan...
"Bu arada pazartesi günü Demir bana araba sürmeyi öğretecek, hemen gülmeyin sabırlı olacağına söz verdi." dedim işaret parmağımı kaldırıp kahkaha attım aniden.
Kızlar yine aynı anda donup kaldılar.
"Araba mı? Demir abi ve sabır kelimesi aynı cümlede mi?" Melis de kahkahayı bastı.
"Lavin, o ilk dersi videoya çekmelisin. Karahan Sürücü Kursu'nun ilk kurbanı!"
Kahvaltımız sevinç çığlıkları, şakalar ve gelecek hayalleriyle uzayıp gitti.
O sabah, o masada sadece karınlarımızı değil, ruhlarımızı da doyuruyorduk.
Hayat yeni başlıyordu ve biz, yan yanaydık.
Kahvaltının tuzu biberi olan o şenlikli gürültü, tabakların toplanma sesiyle birleşmişti.
Melis bir yandan zeytin tabağını mutfağa taşıyor, bir yandan da telefonundan üniversitedeki ders programlarını kurcalıyordu.
Anneannem ise odasından boya lekeli önlüğünü ve fırça çantasını almış, yüzünde o her zamanki hayat dolu gülümsemesiyle yanımıza gelmişti.
"Hadi kuzularım, size iyi oturmalar.
Benim sitenin resim kursu saati geldi, hoca gecikeni almıyor biliyorsunuz," dedi başındaki eşarbını düzeltirken.
Kızlar hemen anneannemin etrafını sarıp yanaklarına kocaman öpücükler kondurdular.
"Güle güle Nermin Sultan! En güzel tabloyu senin yapacağını biliyoruz," dedi Derin neşeyle.
''En güzel tablo sizsiniz güzellerim benim.'' dedi ve kıkırdadı.
Anneannem kapıya yönelirken bana döndü.
"Kuzum, eğer kızlarla dışarı çıkarsanız anahtarı yanına almayı unutma.
Dönüşte kapıda kalmayayım, anahtarı yanıma almadan çıkıyorum," dedi.
Hemen yanına gidip, ellerimin arasına yüzünü alıp o pamuk yanaklarından öptüm.
"Merak etme aşkım, hallederiz biz.
Zaten dışarı çıkarsam, çıkmadan önce kursa mutlaka uğrarım, seni görmeden, o güzel tablolarına bakmadan gitmem," dedim göz kırparak.
"Tamamdır güzel kızım, hadi size iyi sohbetler," deyip kapıdan süzüldü.
Anneannem çıkar çıkmaz evin havası bir anda değişti.
O "resmi" aile ortamı bitti, yerine dedikodunun en koyu tonu çöktü.
Kızlara döndüm, muzip bir ifadeyle kaşlarımı kaldırdım. "Mutfak toplanmış, kahveler benden! Geçin salona, en köpüklüsünden yapıyorum," dedim.
Dakikalar sonra ellerimde üç fincan dumanı tüten Türk kahvesiyle salona girdiğimde, Melis ve Derin koltuğa çoktan tünemiş, sabırsızlıkla bacaklarını sallıyorlardı.
Kahveleri masaya bıraktığım an, Derin adeta üzerime atıldı.
"Anlat! Çabuk anlat! İncığını cıncığını anlat Lavin! O telefon neden açılmadı? Demir abi kulübe girince ne yaptı? Kulüp fikri kimden çıktı?"
''Kızım bir nefes al.''
Melis kahvesinden büyük bir yudum alıp gözlerini fal taşı gibi açtı.
"Kızım bak, Demir Karahan’dan bahsediyoruz. Adamın kulüpte dans ettiğine inanmamız için senin bize kanıt sunman lazım. Ne giydin? Demi abi nasıl dans etti? Anlat hadi dökül!"
Kızların bu hallerine kahkahayı bastım, fincanımı elime alıp bağdaş kurarak karşılarına oturdum.
"Bakın şimdi... Olaylar beklediğinizden çok daha farklı gelişti," diye başladım söze.
"Ben bordo elbiseyi giyip odadan çıktığımda Demir'in yutkunması tüm salonda yankılandı resmen..."
"Ay çatlatma insanı! Devam et!" dedi Derin heyecandan fincanı masaya çarparak.
Gözlerimi kısıp o geceyi, Demir'in kulağıma fısıldadığı o pürüzlü sesini ve sahil kenarındaki itiraflarını düşünürken sesimi alçalttım. "Kızlar... Sanırım o eski Demir-Lavin dengesi dün gece tamamen tarih oldu."
İkisinin de ağzı aynı anda "Oooo!" diyerek açıldı.
Salon bir kez daha sevinç çığlıklarıyla yankılanmaya başlarken, kahvelerimizin dumanı en derin sırlarımıza eşlik edecekti yine.
Kahve fincanımı masaya bıraktığımda, kızların bakışları üzerime öyle bir kenetlenmişti ki sanırım biraz daha susarsam beni koltukla beraber mutfağa taşıyacaklardı.
Tam Sinem’in o berbat mesajını ve benim bordo elbiseyle yaptığım "savaş ilanını" anlatmaya başlıyordum ki, masanın üzerindeki telefonum o meşhur, tok sesiyle titredi.
Ekranda sadece tek bir isim vardı: "Demir Abi"