Yolun Hep Bana Çıksın Lavin

1189 Words
"Burada bekle," dedi sesi pürüzlü bir şekilde. Arabadan inip uzaklaştığında, az önce aramızdaki o elektrikli havanın yerini denizin serinliği almıştı. Birkaç dakika sonra elinde iki karton bardakla geri geldi. Kahvelerin dumanı gecenin karanlığına karışıyordu. Kapıyı açıp birini bana uzattı. "Şu alkolün etkisini biraz dağıtalım. Yoksa bu gece ikimiz için de iyi bitmeyecek," dedi, sesi her zamanki o otoriter ama bu sefer biraz daha mesafeli tınısındaydı. Kahveden bir yudum aldım, sıcaklık içimi ısıtırken ona döndüm. "Abi... Biraz yürüyelim mi? Arabanın içi çok dar geliyor." Demir bir süre denize baktı, sonra bana. Gözlerinde hala o çözemediğim hırçın ama sahiplenici bakış vardı. "Pekala. Ama kabanının önünü kapat, hava serin." Arabadan indik. Topuklularımın asfalt üzerindeki tıkırtısı dalga seslerine eşlik ediyordu. Kabanıma iyice sarıldım ama rüzgar bacaklarıma vurdukça ürperiyordum. Demir bunu fark etmiş olacak ki, hiçbir şey söylemeden kolunu omzuma attı ve beni kendine doğru çekti. "Hala titriyorsun," dedi, sesi rüzgarla birlikte kulağıma ulaştı. "Heyecandan mı soğuktan mı ben de bilmiyorum," diye mırıldandım. "Az önce arabadaki o sessizlik... Neden sustun?" "Konuşsaydım, Lavin... Konuşsaydım muhtemelen geri dönemeyeceğimiz şeyler söyleyecektim. O yüzden susmak, o an yapabileceğim tek mantıklı şeydi." Yürüyüş yolunun kenarındaki korkuluklara yaklaştık. Denize karşı durduk. "Birlikte çalıştığım kadınlarından bahsediyorsun ya..." dedi Demir aniden. "Onların hiçbiri senin az önce yaptığın o dansı, o bakışı yapamaz. Çünkü onlar profesyonel, sense... Sen sahicisin. Ve bu sahicilik beni en çok korkutan şey." "Neden korkuyorsun?" diye sordum, ona iyice sokulup başımı omzuna yaslayarak. "Yıllardır yanındayım. Beni en iyi sen tanıyorsun." "İşte bu yüzden korkuyorum ya fıstığım," dedi, eliyle saçlarımı usulca okşarken. "Seni o kadar iyi tanıyorum ki, içindeki o büyüme sancısının beni ne kadar yakacağını da görebiliyorum. Sen Megakent’e gideceksin, yeni insanlar tanıyacaksın. Ben ise her akşam seni o kapının önünde beklerken içimdeki bu canavarla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum." "Canavar mı?" diye sordum kıkırdayarak. "Senin içinde sadece beni koruyan o koca adam yok mu?" Demir durdu, beni kendine çevirdi. İki elini de korkuluklara dayayıp beni arasına aldı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, kahve ve tütün karışımı kokusu başımı döndürdü. "Lavin müsade et, ben sadece seni büyüten, yanında olan, seni koruyan, koca adam olarak kalayım. O çerçeveden çıkarsak, Yeni Demir'i tanıyamazsın, öğrenemezsin güzelim benim, yapma." Rüzgar eteklerimi uçuştururken gözlerinin içine baktım. "Öğret o zaman," dedim fısıltıyla. "Tehlikeyi seninle deneyimlemek, bir başkasının güvenli limanı olmaktan daha cazip geliyor." Demir bir süre sustu, sonra alnını alnıma yasladı. "Sen gerçekten ateşle oynuyorsun. Ve ben bu tuzağa düşmeyeceğim..." Yürümeye devam ettik ama bu sefer ellerimiz birbirine değiyordu. Serçe parmağım onun eline her çarptığında kalbim ritim kaçırıyordu. Denizin iyotlu kokusu ve sert esen rüzgar, az önceki o ağır, itiraf dolu havayı yavaş yavaş dağıtırken Demir, parmaklarımızın arasındaki o gerilimi kırmak istercesine derin bir nefes aldı. Ellerini kabanının ceplerine soktu ve bakışlarını Boğaz'ın karanlık sularına dikti. Sesi artık daha kontrollü, daha o bildiğim "Demir Karahan" tonundaydı. "Üniversiteye başlayacaksın ama bizim bir eksiğimiz var Lavin," dedi aniden, konuyu tamamen başka bir yöne kırarak. "Hatta nasıl gözden kaçırdık şaşırıyorum." Başımı omzuna daha sıkı yaslayıp ona baktım. "Ne eksiği abi? Her şeyi planlamadık mı? Kayıtlar, kitaplar, çıkışta senin yanına gelmem..." "Araba," dedi, tek kaşını kaldırıp bana bakarak. "Derslerin yoğunlaşmadan, vizeler kapıya dayanmadan şu araba sürme işini halletmemiz lazım. Megakent’in kampüsü devasa, bazen ders aralarında bile oradan oraya koşturman gerekecek. Ehliyetini alalım, altına da şöyle güvenli bir şeyler ayarlarız." Kafam, denizin esintisi ve içtiğim o sert kahveyle yavaş yavaş yerine geliyordu. Az önceki o dumanlı, alkolün verdiği cesaret yerini daha berrak bir zihne bırakmıştı ama kalbim hala aynı tempoda çarpıyordu. "Ben mi süreceğim?" dedim kıkırdayarak. "Abi, sen benim park edemeyip ağladığım günleri hayal edebiliyor musun? Trafikte canavara dönüşürüm, bak söyleyeyim." Demir, o nadir görülen içten gülüşlerinden birini kondurdu yüzüne. "Sen zaten yeterince canavarsın fıstığım, trafikte bir tane daha canavar omdu kazanmandan zarar gelmez. Hem ben varken kaza falan yapamazsın, bizzat ben öğreteceğim sana." "Sen mi öğreteceksin? Ama Demir abi, sen çok sabırsızsın! İkinci viteste stop ettirirsem holdingdeki müdürlerine bağırdığın gibi bana da bağırırsın kesin." Demir durdu, bana doğru dönüp kaşlarını çattı. Gözlerindeki o az önceki karanlık ve hırçın ifade dağılmış, yerini daha korumacı ama yine de o derin hayranlığa bırakmıştı. "Sana hiç kıyabilir miyim ben? Kimseye benzemezsin sen. Ama öğrenmen şart. Kendi ayaklarının üzerinde durmanı istiyorum; ama bir yandan da... Yanıma atlayıp gelebil istiyorum." "Yine açıldı bizim sahiplenici Karahan modu," dedim gülerek, elimi göğsüne koyup hafifçe iterek. "Tamam, kabul. Ama ilk dersi yarın yapmayalım, bu baş ağrısıyla debriyajı bulamam ben." dedim ve yumruğumu uzattım. Yumuruğumla yumruğunu tokuşturup. "Yarın dinleniyoruz, anlaştık." dedi Demir, tekrar yürümeye başlayarak. "Yarın sadece pastanın kalanını ye, anneannenle okul alışverişi listesi yaparsın. Pazartesi sabahı ise... Karahan Sürücü Kursu açılıyor, hazırlıklı ol." "Pazartesi mi? Çok hızlısın abi!" "Zaman hızlı geçiyor Lavin," dedi sesi bir anlığına ciddileşerek. Elimden tutup beni kendi etrafımda döndürdü. Yeni rota araba olmuştu. "Sen büyümeden önce her şeyi halletmek istiyorum. Gerçi... artık çok geç galiba." dedi gülümseyerek. ''Biraz daha oturalım mı şurada?'' dedim kayalıkları göstererek. ''Güzelim, üşürsün diye gidelim diyecektim.'' ''Bir şey olmaz. Hadi gel.'' dedim çekiştirerek. O her zamanki titizliğiyle önce benim rahat etmemi sağladı, sonra yanıma, rüzgarı kesecek şekilde oturdu. Kabanının altına sığınıp koluna sımsıkı sarıldım. Başımı o güven veren omzuna yasladığımda, gecenin serinliği bile sıcak gelmeye başladı. "Biliyor musun," dedim, sesim dalga seslerine karışırken. "Bazen geriye bakıyorum da... Sen benim her yaşımın, her anımın en büyük şahidi ve destekçisisin. Annemle babamı kaybettiğim o karanlık günden beri, ne zaman gözümü açsam seni gördüm. Beni sen var ettin resmen. Anneannem senin sayende sağlığına kavuştu, ben senin sayende bugün bu bölümü kazandım. Sahip olduğum, gurur duyduğum ne varsa hepsini sana borçluyum." Demir bir süre sustu, sigarasını yaktı. Bakışları denizin karanlığında kaybolmuş gibiydi. Elini omzuma atıp beni daha da yakınına çekti. Derin bir nefes aldığında göğsünün yükselip alçaldığını hissettim. "Güzelim," dedi, sesi o kadar yumuşak ve derindi ki içim titredi. "Sen bana Tülay ve Sinan’ın dünyadaki en büyük hediyesisin. Sadece bir emanet değil, göz bebeğimsin. Baban o hastane odasında, son anlarında elimi tutup 'Lavin sana emanet kardeşim' dediğinde, o yükün ağırlığı kalbime oturmuştu. Ama o feci kazada ikisini de uğurladığımızda, cenazeden sonra senin o küçücük halinle yüzüme bakıp öyle umutlu, öyle masum bir gülümsemen vardı ki... İşte o gün kendi kendime yemin ettim." Hafifçe geri çekilip yüzüne baktım. Gözleri nemlenmiş miydi yoksa rüzgarın oyunu muydu, seçemiyordum. "Ne yemini?" diye fısıldadım. "Bu çocuk için, Lavin için kendimin en iyi versiyonuna ulaşmalıyım dedim. Sen benim yaşama sebebim oldun Lavin. Seni korumak, kollamak en büyük görevimdi. Ve bunu o kadar severek yapıyordum ki bir gün olsun bana yük olmadın. Ne zaman yorulsam, küçük kızımın bana umut ve sevgi dolu gülüşlerini hatırladım. Senin büyümeni, her adımını, her başarınla gururlanmayı bekledim. İnan bana, bir çocuğum olsa ancak bu kadar sevebilirdim. Senin mutluluğun için dünyayı karşıma alırım. Sen sadece başardıklarını bana borçlu değilsin; sen benim hayatıma kattığın o ışıkla asıl beni borçlandırdın." Gözlerimden yaşlar süzülürken ona daha sıkı sarıldım. "İyi ki varsın Karahan. Sen olmasan ben ne yapardım, nerede olurdum hiç bilmiyorum." "Şşş, ağlamak yok bu gece," dedi eliyle yaşlarımı silerken. "Sen artık kocaman bir üniversitelisin. Önünde muazzam bir gelecek var. Ben her zaman bir adım arkanda, gölgen gibi orada olacağım. Sen düştüğünde tutmak için, yorulduğunda yaslanman için... Ama artık kendi kanatlarınla uçmanın vakti geldi. Araba kullanmayı da bu yüzden öğrenmeni istiyorum; özgür ol, ama yolun her zaman bana çıksın Lavin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD