Özledim KARAHAN

1450 Words
Ayağa kalktım, dizlerim birbirine çarpıyordu sanki. Odama gidip laptopu aldığımda, ekranın yansımasında yüzümü gördüm; yanaklarım heyecandan al al olmuştu. Salona döndüğümde Demir, gömleğinin en üst düğmesini gevşetmiş, arkasına yaslanmış beni bekliyordu. Koltuğa öyle bir yerleşmişti ki, cüssesi bana bir koltuk yaratacak cinstendi. Yanındaki boşluğu işaret ettiğinde, o devasa gölgesinin içine sığınır gibi yanına çöktüm. Bilgisayarı dizlerimin üzerine koydum ama parmaklarım tuşlara basmıyor, havada asılı kalıyordu. Mini ev şortumdan, açıkta kalan bacaklarım heyecandan birbirine çarpıyordu. "Hadi fıstığım," dedi Demir, sesini yumuşatarak. "Aç şu sayfayı. Şifren neyse söyle ben gireyim, ellerin titriyor." Sayfanın yüklenme simgesi o lanet olası yuvarlak, ekranda dönerken zaman durmuştu sanki. Anneannem elindeki örgüyü bırakmış, gözlüklerini burnunun ucuna indirmiş, nefesini tutmuş bize bakıyordu. Ve ekran açıldı. Gözlerimi sımsıkı kapattım. "Bakamam abi, sen söyle... Lütfen kötü bir şeyse hemen söyleme, biraz dur." Demir bir an sustu. "Lavin..." dedi sesi titrer gibi. Bir yandan beni dürtüyordu, "Gözlerini aç güzelim." ''Açamam, olmuş mu söyle.'' ''Yavrum, gel gel de kendin gör.'' Heyecandan öleceğim zaten birde bu bacağıma temas ediyor. Sıcacık konuşuyor bayılmama az kaldı. Yavaşça gözlerimi açıp döndüm, MEGAKENT ÜNİVERSİTESİ- ULUSLARARASI İŞLETME BÖLÜMÜ YERLEŞTİNİZ Gözlerimi ekrandan alamıyordum. O an zaman durmuş, dünya dönmeyi bırakmış, sadece o beyaz sayfanın üzerindeki siyah puntolu harfler kalmıştı. Kazandığım üniversitenin adı, sanki ekrandan fırlayıp ruhuma sarılıyordu. Boğazıma bir yumru oturdu; hani o çok mutlu olduğunuzda gelen, yakıcı ama dünyanın en tatlı sızısı olan cinsten... "Kazandım... Gerçekten kazandım!" Kelimeler ağzımdan nasıl döküldü bilmiyorum ama o anki refleksle kendimi Demir'in boynunda buldum. Hiç düşünmedim; üzerimdeki solmuş şortumu, dağılmış saçlarımı, "ev üniformamın" salaşlığını... Sadece ona sığınmak, o devasa güven duygusunun içine gömülmek istedim. Demir abi hazırlıksız yakalanmıştı ama saniyeler içinde o güçlü kollarını belime doladı. Beni kendine öyle bir çekti ki, sırtım avuçlarının içinde kayboldu. Başımı o çok sevdiğim, her zaman taze odun ve hafiften pahalı bir parfüm kokan gömleğine gömdüm. Kalbinin atışını kulağımda duyabiliyordum; sert, ritmik ve güven verici. O an anladım ki, benim asıl kazandığım okul değil, bu kolların arasındaki o eşsiz sığınaktı. "Kazandın fıstığım," dedi sesi göğsünden yankılanıp ruhuma işleyerek. Senin için kazandım, yanına gelmek için demek istiyordum. Saçlarımın arasına bıraktığı o uzun, şefkatli öpücükle gözlerimi yumdum. "Ben sana güveniyordum, başından beri biliyordum bunu yapacağını." Yavaşça geri çekildiğimde elleri omuzlarımdan hemen kopmadı. Başparmağıyla yanağımdan süzülen bir damla yaşı sildi. Bakışlarında öyle bir gurur vardı ki, sanki kendi başarısıymış gibi parlıyordu gözleri. Benimle gurur duyduğunu görmek, içimi kıpır kıpır yapıyordu. O an yüzünde sadece o sert "Karahan" otoritesi değil, bana özel olan o yumuşacık, korumacı ifade vardı. "Anneanne!" diye çığlık attım, yerimden fırlayıp anneannemin boynuna atıldım. Anneannem, "Ah benim kuzum, ah benim akıllı kızım!" diyerek hem ağlıyor hem de beni sarsıyordu. Demir ayağa kalktı, bize bakıp gülümsedi. Masadaki mor kutulu pastaya uzandı. "Eee," dedi Demir, göz kırparak. "Boşuna mı aldık o yaban mersinli pastayı? Lavin, çayları koy da şu kutlamayı yapalım.'' dedi. "Hemen koyuyorum!" diyerek mutfağa nasıl uçtuğumu bilemedim. Ayaklarım yere basmıyor, kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Çay makinesinin düğmesine basarken ellerim hala titriyordu ama bu sefer korkudan değil, o tarif edilemez mutluluktandı. Salona döndüğümde Demir, pastayı masanın ortasına çıkarmış, bıçağı eline almıştı bile. Anneannem ise koltukta doğrulmuş, mutluluktan nemlenmiş gözlerini bizden ayırmıyordu. Demir bana bakıp gülümsedi; o öyle bir gülüştü ki, sanki tüm dünya o an sessize alınmıştı. "Gel bakalım güzelim benim," dedi, sandalyeyi benim için hafifçe geri çekerek. "Önce pastanı ye, sonra seninle ciddi bir konu konuşacağız." "Ciddi mi?" dedim, tabağına pastayı koyarken merakla yüzüne bakarak. "Kötü bir şey mi?" ''Kötü bir şey olsa bile ben size söyler miyim siz benim, en kıymetlilerimsiniz.'' dediğinde içimde ılık bir dalgalanma oldu. ''Bak şimdi Lavin okul benim şirkete çok yakın, okul çıkışlarında gelirsin iş dünyasının içinde geliş istiyorum sana da uyarsa.'' Bana uyarsa mı? Ben bu an için aylardır çalışıyorum. O üniversiteyi, çok iyi bir üniversite olduğu için seçtiğimi sanıyordu hala. ''Nermin anne, evde tek kalsan sıkılır mısın?'' dedi bir anda. ''Yok çocuğum neden sıkılayım?'' hep böyle uyumludur anneannem. ''Biz Lavinle bunu kutlamaya mı çıksak.'' dediğinde, kalkıp yerimde zıplamamak için zor duruyordum. ''Çıkın tabii.'' heyecandan kalkıp anneannemin yanaklarına kocaman iki öpücük kondurdum. ''Deli kız, git hazırlan bari. Demir oğlum bu bir saate anca hazırlanır.'' dediğinde gülmeye başladılar. ''Hazırlan çok güzel bir yere götüreceğim seni.'' dedi Demir. ''Nereye gideceğiz? Ne giyeyim?'' diye sordum odaya giderken. "Zevkine güveniyorum Lavin, istediğini giy," dedi Demir, sesindeki o kadife tonla. "Sadece sürekli sağını solunu çekiştireceğin, içinde rahat edemeyeceğin bir şey olmasın. Şık olmak serbest, ona göre." Tam odama yönelecekken arkamdan seslendi: "Fıstığım, bir de şunu şarja takar mısın? Bitmek üzere." Elindeki telefonu bana uzattığında kalbim yine tekledi. Parmaklarımız birbirine değdiğinde o tanıdık elektrik vücuduma yayıldı. Telefonunu aldım, "Tamamdır," deyip odama uçtum. Odama girer girmez kapıyı arkamdan kapattım ve sırtımı sert ahşaba yasladım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, sanki göğüs kafesimi delip dışarı fırlayacaktı. Nefes nefese kalmıştım. Sadece birkaç metre ötemde, salonda Demir beni bekliyordu ve biz ilk defa, gerçekten "baş başa" bir geceye çıkacaktık. Bu zamana kadar hep anneannem vardı, hep aile yemekleri, hep o "abi" korumacılığı... Ama şimdi durum başkaydı. "Hazırlan, seni çok güzel bir yere götüreceğim," demişti. Sesi o kadar derinden, o kadar sahiplenici gelmişti ki, dizlerimin bağı çözülmüştü. Onu sadece bir koruyucu olarak değil, bir erkek olarak gördüğümü kendime itiraf etmekten kaçtığım her an, şu an bu kapının ardında üzerime yıkılıyordu. Hemen telefonu prize taktım. İlk başta niyetim Demir’in dediği gibi diz boyunda, zarif ve çok da iddialı olmayan bir elbise seçmekti. Ama tam dolabıma yönelmişken telefonun ekranı mutfağın loşluğunda parladığı gibi odamda da parladı. Bir mesaj... Üstelik ekranda ismi açıkça yazıyordu: Sinem. Merakıma yenik düşüp ekrana eğildim. Okuduğum satırlar beynime kan sıçratmaya yetti: "Bu gece ekileceğimi bilseydim, dün gece seni asla bırakmaz, kaçırırdım... Özledim Karahan." Erotik bir imayla biten o mesaj, içimdeki tüm mutluluğu bir anda zehirli bir kıskançlığa dönüştürdü. Sinem mi? Dün gece mi? Demek "fıstığım" derken, bir yandan da bu "plaza kadınlarıyla" vakit öldürüyordu. Ellerim titremeye başladı ama bu sefer heyecandan değil, safi öfkeden. "Öyle mi Demir Karahan?" diye fısıldadım aynadaki kendime. "Sürekli sağını solunu çekiştireceğin bir şey olmasın dedin, öyle mi?" Daha demin elimde tuttuğum o "hanım hanımcık" elbiseyi hırsla yatağın üzerine fırlattım. Dolabın en arka köşesinde duran, aslında bir düğün için aldığım ama giymeye cesaret edemediğim bordo çıtı pıtı elbiseye uzandım. İnce boyundan bağlamalı askılı, vücudumu bir koza gibi saran, etek kısmı tiril tiril uçuşan, göğüs dekoltesi tam kararında ama bacak boyu oldukça iddialı olan o parça... Hızla üzerime geçirdim. Elbise göğüslerime bir eldiven gibi oturduğunda, az önceki o "küçük kız çocuğu" Lavin gitmişti. Makyaj masasına oturdum; yanaklarıma o elbiseyle uyumlu şeftali tonlarında bir allık sürdüm, gözlerimi dumanlı bir makyajla belirginleştirdim. Dudaklarıma ise en iddialı parlatıcımı sürdüm. Saçlarımı omuzlarımdan aşağı dümdüz bıraktım. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım. Elbisem ile, hem masum hem de son derece kışkırtıcı görünüyordum. Demir’in o " Sinem" mesajını unutması için elimden geleni yapacaktım. Telefonu şarjdan hızla çektim. Mesaj hala orada, sanki bana gülüyordu. Sinirle ekranı kapattım ve odamdan çıktım. Salona doğru yürürken topuklu ayakkabılarımın parkede çıkardığı o özgüvenli tıkırtı Demir’in bakışlarını televizyondan alıp bana çevirmesine neden oldu. Demir, koltukta yayılmış telefonunu beklerken beni gördüğü an, yüzündeki o rahat ifade bir anda dondu. Elindeki çay bardağını masaya bırakırken yutkunduğunu gördüm. Bakışları ayakkabılarımdan başlayıp, bacaklarımda uzunca bir süre takılı kaldı, sonra elbisemin askılarına ve en son makyajlı yüzüme çıktı. Gözleri koyulaşmıştı. Karşısında gördüğü şeye inanmakta güçlük çeken bir adam vardı artık. "Lavin?" dedi, sesi her zamankinden daha boğuk, daha pürüzlüydü. "Bu halin ne?" Elimdeki telefonu masaya, tam önüne sertçe bıraktım. "Hazırım," dedim, sesimdeki iğneleyici soğukluğu gizlemeyerek. "Çıkmıyor muyuz?" ''Bu halde mi?'' dedi yavaşça koltuktan kalkarken. ''Hevesimi kırma Demir abi.'' dedim saçlarımı geri atıp kokumu odaya yaydım. Derin bir nefes aldı, ''Üzerine, geçen birlikte aldığımız kabanı giy.'' dedi cüzdanını masadan aldı toparlanıyordu. ''Kürkümü alacaktım ama.'' ''Lavin kaban.'' noktayı koydu kral. Ben odamdan kabanımı alırken anneannemin elini öpüyordu. Çantamı, kabanımı kaptığım gibi odadan çıktım. ''Bir saati geçti, bugünün şerefine görmezden geliyorum prenses." dedi ve yanağımdan makas aldı. "Hadi oradan, daha kırk üçüncü dakikadayım!" dedim gülerek. Anneannemi öptüm ve evden çıktık. Birlikte merdivenlerden indik, o her zamanki gibi önümden yürüyüp apartman kapısını benim için tuttu. Siyah kocaman arabasına bindiğimizde, içindeki o ferah deri ve kolonya kokusu beni anında mayıştırdı. Demir emniyet kemerini takıp motoru çalıştırdı ama hemen hareket etmedi. "Demir abi, nereye gideceğiz?" dedim, sesimi olabildiğince yumuşak tutmaya çalışarak. Emniyet kemerini takmış, heyecandan yerimde duramazken başımı yan dönüp Demir’e baktım. Demir, vitese attığı elini sıkılaştırıp derin bir nefes aldı. Gözlerini yoldan ayırmadan, "Valla fıstığım, şu kıyafeti görene kadar bir yerlerde eğleniriz, diye düşünmüştüm..." dedi ve duraksadı. Sonra bana bir bakış atıp. "Şu an sadece eve geri dönüp seni odana bırakasım var." dedi. "Ya hayır! Demir abi lütfen gidelim," dedim koluna hafifçe dokunarak. "Bak üniversiteye başlıyorum artık. Büyüdüm ben. Elbet bir gün arkadaşlarımla, başkalarıyla buralara gideceğim. Başkasıyla gidip ne idüğü belirsiz yerlerde deneyimleyeceğime, seninle gideyim. En azından yanında güvende olduğumu bilirim. Kulübe gidelim, çok istiyorum. Şöyle yüksek sesli müzik, dans..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD