Belki Dikkat Çekmek İyidir Sayın Karahan

1331 Words
Demir, direksiyonu sıkan ellerini gevşetmeden bana doğru döndü. Bakışları, kabanımın arasından sızan bordo kumaşın iddialı bacak boyunda saniyelerce asılı kaldı. O meşhur sabır sınavlarından birini veriyordu ama bu sefer karşısındaki çocuk Lavin değildi. "Kulüp mü? Lavin, sen şaka mı yapıyorsun abicim?" dedi, sesi o kadar tok ve sertti ki bir an geri adım atacak gibi oldum. "Şu elbiseyle, o zifiri karanlık yerlere nasıl gidelim? Herkesin birbirine çarptığı, gözün gözü görmediği bir yere bu boyla mı gireceksin?" "E abi herkes öyle gidiyor! Hem sen yanımda değil misin?" Omuz silktim, Sinem'den gelen o ateşle mesajın hırsıyla sesimi biraz daha dikleştirdim. "Yoksa yanında taşımaktan utanacağın kadar kötü mü görünüyorum? Senin takıldığın kadınlar gibi değilim diye mi istemedin?" Nah değilim hepsinden daha temiz daha güzelim. Demir’in gözleri bir an kısıldı, kaşlarını çattı. "Lavin, lafı çevirip durma. Kötü göründüğünü söyleyen mi oldu? Aksine... Fazla 'iyi' görünüyorsun ve bu benim asabımı bozuyor. Benim yanımda sana kimse yan gözle bakamaz, o ayrı. Ama ben seni o kurtlar sofrasına bu halde nasıl sokayım?" "Gireceksem seninle gireyim abi, fena mı?" dedim, gözlerimi en masum halimle kırpıştırarak. "Söz veriyorum, yanından bir saniye bile ayrılmayacağım. Hem kabanımı da çıkarmam istersen, sadece müzik dinleriz. Lütfen... Hayatı seninle tanımak istiyorum, benim öğretmenim sensin." Işıklara geldiğimizde Demir, sabır çeker gibi başını koltuğa yasladı. Bir süre sessizce motorun uğultusunu dinledi. O otoriter bakışının altında ilk defa bir çaresizlik gördüm. "Bak, o kapıdaki korumalardan tut, içerideki garsona kadar herkes bana bakacak 'Karahan yanındaki bu kızı nereden buldu' diye. Seninle uğraşmaktan, millete ters ters bakmaktan iki dakika eğlenemem ben." "Demir abi..." dedim, sesimi en kedi halime getirip elini vitesin üzerinden yakaladım. Parmaklarımın sıcaklığı tenine değdiği an irkildi ama elini çekmedi. "Sen varken kimse bana bakmaya cesaret edemez ki. Sen koskoca Demir Karahan'sın. Hadi, kırma beni. İlk büyük kutlamam bu." Demir, tuttuğum elini ters çevirip parmaklarımı sıktı. Bakışları Sinem'in mesajını okuduğumu biliyormuşçasına derinleşti. "Çok fenasın biliyorsun değil mi? O çocuksu masumiyetin altına sakladığın şu dişiliğin beni bir gün bitirecek." Arabayı tekrar vitese taktı ve tekerlekleri ağlatarak yola fırlattı. "Tamam, gidiyoruz. Ama bir şartla; yanımdan ayrıldığın an, lavaboya bile gitsen kapısında ben beklerim. Anlaştık mı?" "Anlaştık kral!" dedim sevinçle, yerimde zıplayarak. ''Lavin... Ama şunu bil, o kulübe girdiğimiz an bütün radarlarım açık olacak. Şımarıklık istemiyorum." "Ay ne şımarıklığı abi! Sanki her gün kulübe gidiyorum," dedim, ellerimi heyecanla dizlerimin üzerine koyup. Elbisemin yukarı doğru toplanmaya meyilli kumaşını fark edince Demir’in bakışlarını üzerimde hissetmemek için kabanımın yakalarını iyice birbirine bastırdım. "Sadece... Dans etmek, yüksek sesli müzik dinlemek istiyorum. Üniversite hayatına hızlı bir giriş yapalım dedik." "Üniversite dedin de..." dedi Demir, sesi biraz daha yumuşayarak sakinleşmeye başladı. "Megakent'in o kampüsü çok geniştir. Kayıt işlerini ne zaman hallediyoruz? Bak sakın 'ben kendim hallederim' deme, o gün yanında olacağım." "Ya abi, sen koskoca Karahan Holding’in CEO’su olarak benimle öğrenci işlerinde sıra mı bekleyeceksin?" dedim ve kıkırdayarak yanağından makas aldım . "Millet seni görünce rektör geldi sanıp ayağa kalkar." "Gerekirse beklerim fıstığım," dedi, tek eliyle direksiyonu kavrayıp diğerini vitesin üzerine koyarak. "Hem senin bölümünde ne kadar züppe varsa şimdiden göz hapsine almam lazım. Dersler ağır, biliyorsun değil mi? Öyle kulüp kulüp gezmekle bitmez o okul." "Biliyorum herhalde! Dereceyle girdim ben, unuttun mu? Ayrıca hayatımda ilk defa kulübe gidiyorum. Duyan da her gece sokaklardayım sanar.'' ''Olamazsın güzelim.'' dedi ve bana dönüp muzip bir gülüş kondurdu. Demir elini vitesin üzerinden çekip kısa bir an için elimin üzerine koydu. Sıcacıktı. "Lavin, bu gece senin gecen," dedi, sesi müziğin üzerinden bana ulaşıp kalbime dokunarak. "Başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi düşünme. Sadece eğlenmene bak. Ben yanındayken sana kimsenin, hiçbir düşüncenin zarar vermesine izin vermem. Anladın mı beni?" "Anladım abi," dedim, içimdeki o kıskançlık sızısı biraz olsun dinerken. "Zaten senden başka kimseye ihtiyacım yok ki." "Güzel," dedi Demir, arabayı kulübün ışıklarının göründüğü caddeye saptırırken. "Şimdi şu kabanının önünü iyice kapat. Hazır mısın Karahan’ın fıstığı? Şov başlıyor." "Hazırım canım!" dedim ve aynadan kendime son bir kez bakıp gülümsedim. Bu gece sadece üniversiteyi değil, Demir Karahan’la ilk gecemizi de kutlayacaktık. Valenin önünde durduğumuzda, arabanın içindeki o yoğun sessizlik yerini dışarıdan gelen ritmik müzik gürültüsüne bıraktı. Demir, arabayı durdurur durdurmaz motoru kapattı ama inmeden önce son kez bana döndü. Bakışları kabanımın yakalarında gezindi. Sesi bir emirden çok, sanki bir hazineyi saklıyormuş gibi titizdi. Kapımı açıp indiğimde soğuk hava bacaklarıma çarptı ama Demir anında yanıma geldi. Daha ayaklarım yere tam basmadan elini belimin arkasına yerleştirdi. O kadar sahiplenici bir dokunuştu ki, aramızdaki o görünmez mesafe tamamen erimiş gibi hissettim. Vale, Demir’i görür görmez elindeki anahtarları bırakıp neredeyse hazır ola geçti. "Hoş geldiniz Demir Bey, hoş geldiniz," diyerek başıyla derin bir selam verdi. Gözleri bir anlık merakla bana kayacak oldu ama Demir’in o buz gibi, keskin bakışlarını fark ettiği an hemen önüne döndü. Kulübün girişindeki devasa, siyah kıyafetli korumalar bizi görünce aralarındaki fısıldaşmayı kesip anında toparlandılar. Demir’in adı bu şehirde sadece bir iş insanı ismi değil, bir saygı nişanesiydi. Koruma, Demir’in gözlerinin içine bakarak, "Demir Bey, buyurun. Köşe locanız sizin için hazırlandı," dedi ve ağır kapıyı bizim için araladı. Demir, güvenliğe sadece hafif bir baş selamı verdi. Ama yürürken beni öyle bir kendine çekti ki, omuzlarımız birbirine çarptı. "Sakın yanımdan ayrılma," diye mırıldandı kulağıma doğru. Nefesi saçlarımın arasından tenime sızınca içim ürperdi. "Buradaki herkesin gözü üzerimizde olacak, sadece bana odaklan." İçeri girdiğimizde bizi ilk karşılayan, ciğerlerimi titreten bas sesleri ve loş, mor ışıklar oldu. Demir’in elini belimde hissetmek, o kalabalığın içinde beni dünyanın en güvenli yerindeymişim gibi hissettiriyordu. Havada alkol, ağır parfümler ve o "gece" kokusu vardı. "Şuraya bak," dedim bağırarak, kulağına iyice yaklaşıp. "Her yer ne kadar parlak!" Demir, o korumacı ama karanlık gülüşüyle eğilip kulağıma fısıldadı: "Alışma sen, buralar sana göre yerler değil abicim.'' derken kulübün en üst katındaki o özel locaya doğru ilerledik. Demir, bir eliyle beni yönlendirirken diğer eliyle de kendisine selam veren birkaç tanıdığa selam veriyordu. Locaya ulaştığımızda, Demir kabanımı yavaşça omuzlarımdan sıyırdı. İşte o an, Sinem’in mesajını, Demir'in takıldığı tüm kadınları ve tüm dünyayı unutmak istedim. Bordo elbisem mor ışıkların altında epey koyu kalmıştı. Demir, elimden kabanı alıp arkadaki koltuğa bıraktı ve sonra dönüp beni baştan aşağı süzdü. Bakışlarındaki o hırçın hayranlık, kazandığım üniversiteden daha büyük bir zafer gibiydi. Demir, koltuğa her zamanki o yayılmacı ve hükmeden tavrıyla oturmuştu; kolunu benim oturacağım yerin arkasına, locanın kenarına boylu boyunca yasladı. "Eee Lavin," dedi, sesi müziğin gürültüsünü delip doğrudan zihnime ulaşan bir tınıdaydı. "Bu gece kuralları sen koydun. Biraz bir şeyler içip şu heyecanını mı bastırsak?" İçimdeki o Sinem hırsıyla, Demir’in beklediği o çekingen Lavin olmayacaktım. Cilveli bir gülüşle yanına sokuldum; tam kolunu yasladığı yerin dibine oturdum ve bacak bacak üzerine attım. Elbisemin etek boyu bu hareketimle iyice yukarı tırmanıp bacaklarımı tamamen açıkta bıraktığında, Demir’in bakışlarının bir anda nasıl karardığını gördüm. Demir, bir süre sessiz kaldı. Müziğin ritmine inat, bakışları bacaklarımda asılı kaldı. Sonra, sanki çok doğal bir hareketmiş gibi, boşta kalan eliyle yukarı toplanan bordo kumaşı yavaşça aşağı doğru çekti. Parmak uçları tenime değdiğinde vücudumdan bir elektrik akımı geçti ama o, elini hemen çekmedi. Kumaşı düzelttikten sonra parmaklarını dizimin biraz üzerinde bekletti. Çek elini, Demir çek. Eğilip kulağıma doğru fısıldadı, sesi bu sefer her zamankinden daha tehditkar ama bir o kadar da yakıcıydı: "Okulda da böyle şeyler giyip o züppeleri keyiflendirmeyeceksin değil mi abicim? Çünkü Megakent'e her sabah birilerini hastanelik etmek için gitmek istemem." "Bilmem abi," dedim, omuzlarımı hafifçe kaldırıp ona daha çok yaklaşarak. "Belki dikkat çekmek iyidir sayın Karahan." Demir’in çenesi kasıldı, tam bir şey söyleyecekken masanın başında bir gölge belirdi. "Demir Bey, hoş geldiniz! Sizi tekrar burada görmek ne büyük şeref," diyen garson, elindeki içecek menüsüyle eğilerek selam verdi. Bakışları bir anlık bana kaydı, Demir'in yanındaki bu iddialı kızı çözmeye çalışır gibiydi ama Demir’in elini dizimin üzerindeki o sahiplenici duruşunu görünce anında gözlerini kaçırdı. Demir, bakışlarını benden ayırmadan garsona buz gibi bir sesle cevap verdi: "Hoş bulduk. Bize en güzelinden bir kutlama masası kur. Yanına da meyve tabağı ve Lavin için... ne istersin fıstığım? Bu gece senin istediklerin olacak." Garson heyecanla siparişleri not alırken, ben Demir’in gözlerinin içine bakıp, "Sen ne içersen," dedim. Garsona gitmesi için işaret verirken kulağıma fısıldadı: "Ateşle oynamayı bugün mü öğrendin sen? Dikkat et Lavin, bu gece fazla cesursun." dedi ve burnumu iki parmağının arasına sıkıştırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD