Karahan'ın Masadaki Gölgesi

1021 Words
O kadın, Demir'in dünyasına ait olduğunu her santimiyle haykırıyordu. O meşhur plaza kadınlarından biriydi işte; kusursuz, iddialı ve belli ki Demir'in ilgisini çekmeyi başarmış biri. "Lavin?" dedi Talha tekrar. Eli, masanın altından dizime hafifçe dokundu. O dokunuş, beni o daldığım karanlık kuyudan çekip çıkarmaya çalışan bir can simidi gibiydi. "İyi misin?" "İyiyim," dedim buz gibi bir sesle. Bakışlarımı onlardan koparıp önümdeki kahveye diktim. "Neden iyi olmayayım ki?" Sinan, Talha'nın parmakları arasında can çekişmesine rağmen hala fısıldamaya çalışıyordu: "Abi valla billa o kadın Sinem değil mi? Hani şu baş mimar olan? Demir abiyle geçen dergide kapak olmuşlardı." Sinem... İsmi duymak, geçen akşam okuduğum o mesajın zihnime bir kor gibi düşmesine neden oldu. "Bu gece ekileceğimi bilseydim, dün gece seni asla bırakmazdım..." Mesajın sahibi, şu an Demir'in yanında, onun koluna hafifçe çarparak yürüyen o kadındı demek. Ersin masadaki gerginliği dağıtmaya çalışarak araya girdi: "Gençler, hadi kalkalım artık. Talha, hadi aslanım, dükkana geçmemiz lazım." "Siz gidin," dedi Talha, gözlerini benden ayırmadan. "Ben Lavinleri bırakırım." "Gerek yok Talha," dedim, sesimdeki titremeyi gizlemek için bardağımı sıkıca kavrayarak. "Demir alacak bizi. Zaten buradaymış baksana." Demir ve Sinem, bizim oturduğumuz tarafa doğru yaklaşıyorlardı. Demir’in bakışları kalabalığı tararken, masamızda bir saniyeliğine duraksadı. O an, havada asılı kalan o elektrik hattını herkes hissetti. Demir, yanındaki kadının bir şeyler söyleyip gülmesine rağmen adımlarını yavaşlattı ve doğrudan bizim masaya yöneldi. Talha’nın sandalyemin arkasındaki kolu kaskatı kesildi. Ersin ve Sinan bir anda toparlanıp ayağa kalktılar. Demir, masanın başında durduğunda, o devasa gölgesi hepimizi içine aldı. Sinem ise Demir’in hemen yanında, zafer kazanmış bir edayla süzüldü. "Gençler," dedi Demir. Sesi, dün gece sahildeki o pürüzlü yumuşaklıktan eser barındırmayan, mesafeli ve otoriter tondaydı. Bakışları önce Sinan’a, sonra Ersin’e, en son da yanında oturduğum Talha’ya kaydı. Talha’nın kolunun sandalyemde, neredeyse omzumda olduğunu gördüğü an, o çene kasının nasıl bir titremeyle sıktığını gördüm. "Demir abi, hoş geldin," dedi Ersin toparlanmaya çalışarak. "Biz de kızlarla kutlama yapıyorduk." Demir cevap vermedi. Bakışlarını sonunda bana çevirdi. Benim o "şehirli kovboy" kombinim, mini eteğim ve vintage botlarım... Gözleri üzerimde yavaşça gezinirken, bir an için o hırçın bakışı gördüm ama hemen yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı. "Kutlama bittiyse Lavin," dedi, her kelimesini tek tek vurgulayarak. "Kalk, gidiyoruz." Sinem araya girdi, o yapmacık ama etkileyici sesiyle: "Aaa Demir, bu meşhur Lavin mi? Ne kadar da tatlı bir kızmış. Merhaba canım, ben Sinem." Elimi uzatmadım. Sadece hafifçe başımı salladım. "Merhaba." "Lavin bizimle kalacak," dedi Talha aniden. Sesi her zamankinden daha dikti. "Biz onu bırakırız." Demir, Talha’ya doğru yarım bir adım attı. Aralarındaki o güç savaşı, masadaki oksijeni tüketiyordu. "Talha," dedi Demir, sesini alçalttığında her kelimesi masada çınlamaya devam etti. "Sana karışmamanı ilk söyleyişim değil diye hatırlıyorum. Lavin kalk." "Abi biz alışverişe çıkacaktık..." diye araya girmeye çalıştı Derin. "Başka zaman Derin," dedi Demir, gözlerini Talha’dan ayırmadan. "Lavin, çantanı al. Arabada bekliyorum." Sinem, Demir’in koluna girip hafifçe çekiştirdi. "Hadi Demir, işimiz var geç kalacağız. Lavin ve arkadaşları da kendi başlarının çaresine bakabilirler bence, kocaman insanlar sonuçta." Demir’in bakışları, Sinem’in koluna dokunduğu yere kaydı. Sonra tekrar bana baktı. O an aramızda konuşulmayan binlerce kelime geçti. Bu sefer, o alıştığı kız olmayacaktım. Dün gece kulağıma "tehlikeliyim" diye fısıldayan adamla, şu an karşımda duran ve yanında o kadını taşıyan adam arasındaki bu uçurum canımı yakmıştı. Bardağımı elime alıp, pipeti dudaklarıma yerleştirdim. Gözlerimi Karahan'dan ayırmadan bir yudum içtim. Bardağımı masaya yavaşça bıraktım ve arkama yaslandım. Bakışlarımı Karahan'ın o koyulaşan gözlerine diktim; korktuğumu görmesine izin vermeyecektim. "Gelmeyeceğim," dedim. Sesim beklediğimden daha kararlı, daha pürüzsüz çıkmıştı. Masadaki herkes bir an nefesini tuttu. Sinan’ın ağzı hafifçe aralandı, Talha ise sanki bir mucizeye tanıklık ediyormuş gibi bakışlarını bana çevirdi. Demir’in çehresi, sanki mermerden yontulmuş gibi bir anda dondu. "Anlamadım?" dedi Demir. Sesi artık sadece otoriter değil, buzun altındaki bir lav akıntısı gibi tehlikeliydi. "Anladın abi," dedim, 'abi' kelimesini özellikle vurgulayarak. Sinem’in o süzülen bakışlarına karşı dik durmaya çalıştım. "Arkadaşlarımızla bir planımız var. Derin’in halletmesi gereken önemli bir işi var ve ona yardım edeceğim. Biz daha yeni oturduk, konuşacak çok şeyimiz var." Sinem, sanki çok komik bir şey söylenmiş gibi ince bir kahkaha attı. "Ayy Demir, gençlik işte... Ne kadar da dik başlılar değil mi?" Demir, Sinem’in varlığını tamamen yok sayarak bir adım daha yaklaştı. Masaya doğru eğildiğinde, gölgesi bütün fincanları kapladı. Talha'nın bacağımda duran elini gördüğünde bakışlarını oradan ayırmadan, sadece benim duyabileceğim ama masadaki gerilimi iki katına çıkaran o boğuk sesle konuştu: "Lavin, sabrımı mı sınıyorsun? Sana arabada bekliyorum dedim. İkinci kez söylemeyeceğimi biliyorsun." "Ben de sana gelmeyeceğimi söyledim," dedim, çantamın sapını sıkıca kavrayarak. "Senin de bir toplantın varmış galiba, geç kalma istersen. Bizim işimiz uzun sürer. Kendi başımızın çaresine bakabiliriz, kocaman insanlarız sonuçta." Sinem'in az önce benim için kullandığı cümleyi ona iade ettiğimde, kadının yüzündeki o zafer ifadesi bir anlığına çatladı. Demir’in gözleri Sinem’in koluna girdiği yere, sonra tekrar benim dik duran omuzlarıma kaydı. Öfkesi o kadar somuttu ki, havayı yumruklasam bir şeye çarpacakmışım gibi hissettim. Talha, bu sessizlikten cesaret alarak hafifçe doğruldu. "Duyduğun gibi, Lavin kalmak istiyor. Zorlamasan iyi olur." Demir’in bakışları Talha’ya döndüğünde, masadaki o ince camdan denge tamamen tuzla buz oldu. Demir, Talha'nın üzerindeki o baskın bakışını bir an bile çekmeden, dişlerinin arasından fısıldadı: ''Sen...'' derken lafını kesip, ''Keyifli sohbetler size de abicim...Bir kere daha ekmesen iyi olur Sinem'i.'' dediğimde gözleri gözlerime kenetlendi. Bakışları bir anlığına Sinem’e kaydı; kadının yüzündeki o "bu kız nereden biliyor?" şaşkınlığı, Demir’in öfkesini bir kat daha katladı. Demir, masadan ellerini sekip ''İyi eğlenceler Lavin.'' dedi ve arkasını döndü. Sinem'in topuklu sesleri eşliğinde uzaklaşırken masada öyle bir sessizlik kaldı ki, kendi kalp atışımı duyabiliyordum. Onlar görüş alanımızdan çıkar çıkmaz Sinan, ciğerlerine giden ilk oksijenle birlikte sandalyesine yığıldı. alnındaki teri eliyle silerken. "Bunun da götü kalkmış he...'' dediği anda hepimiz aynı anda gülmeye başladık, ortamın kaskatı havası dağılıverdi. Melis, Sinan’ın bu ani cesaretine göz devirerek ona döndü. "Az önce titriyordun Sinan, ne oldu şimdi? Demir abi köşeyi dönünce sana bir güç geldi sanki?'' "Ne titremesi Melis? Ben sıramı bekliyordum, Lavin'e bir şey daha deseydi..." dedi Sinan, hemen toparlanmaya çalışarak göğsünü kabartıyordu ki Ersin lafını kesip ''Masada ahkam kesme şimdi oğlum! Gördük biz." Talha ise hala kaskatıydı. Bakışlarını uzaklaştıkları yönden çekip bana çevirdi. Dizimin üzerindeki eli hala oradaydı; az önceki dokunuşu şimdi daha sıkı, daha korumacıydı. Kulağıma eğilerek ''Lavin, biz biraz konuşalım mı seninle?'' dedi sıcacıktı sesi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD