Kızlar bir anda sustu, Derin heyecandan fincanını masaya öyle bir çarptı ki neredeyse kahvesi dökülecekti.
"Aç hoparlöre! Çabuk!" diye fısıldadı Melis.
Boğazımı temizleyip telefonu açtım.
"Efendim abi?"
"Lavin?" dedi Demir, o her zamanki derin ve güven veren sesiyle.
Arkadan hafiften kağıt hışırtıları geliyordu, belli ki ofisteydi.
"Nasılsın fıstığım? Başın ağrıyor mu?"
Kızlar birbirine bakıp ağızlarını kapatarak sessiz çığlıklar atarken ben ciddiyetimi korumaya çalıştım.
"Biraz... Ama iyiyim. Kızlar geldi şimdi, kahve içiyoruz."
"Öyle mi? Melis ve Derin mi? Nereyi kazandı bizim afacanlar, belli oldu mu?"
"Oldu abi... Üçümüz de Megakent'teyiz! Hayalimiz gerçek oldu."
Demir kısa bir süre sustu, sonra o içten gülüşünü duydum.
"Hadi ya? Şanslıyız desene, üçünüzü birden tek bir koruma çemberine alabilirim o zaman.
Tebrik et kızları benim yerime."
"Teşekkür ederiz Demir abi!" diye bağırdı Derin dayanamayıp telefonun dibine girerek.
Demir güldü.
"Madem öyle, Megakent'in üç perisi bu zaferi kutlamak için alışverişe çıkmak ister mi?
Okul başlamadan eksik gedik neyiniz varsa halledin.
İsterseniz ben gelip götüreyim sizi, işim yok, isterseniz şoför yollayayım.
Ne dersin Lavin, ihtiyacın olan bir şey var mı fıstığım?"
"Ay abi, çok sağ ol. Biz şimdi kızlarla oturuyoruz, belki akşamüzeri çıkarız biraz hava almaya."
"Hadi ya?" dedi Demir, sesi anında o bildiğim otoriter tona büründü.
"Akşam geç saate kalmayın güzelim, gece çıkamazsınız öyle kendi başınıza.
Erkenden çıkın, işiniz bitince de haber ver; gece ben şoför yollar aldırırım sizi oradan."
"Tamam abi, haberleşiriz," diyip kapattım.
Kızlar anında üzerime çullandı.
"Kızım 'gece çıkamazsınız' dedi! Başkası dese zorbalarım ama Demir abi yapınca çekici geliyor." dedi Melis gülerek.
"Ama alışveriş fikri harika. Lavin, ben eve gidip üstümü değiştiremem şimdi, senden giysem."
"Ben de!" dedi Derin. "Lavin, senin şu dolabı bir talan edelim mi? Bize bir şeyler ayarla da kombinimiz hazır olsun."
Ayağa fırladım. "Hadi bakalım, geçin odaya! Bugün, benim dolabımı patlatıyoruz!"
Odama girdiğimizde yatağın üzerine onlarca kıyafet saçıldı.
"Derin, sen şu siyah deri ceketi al, altına da benim koyu jeanlerden giy.
Melis, sana şu beyaz crop ve oversize gömlek tam olur altına bir şort giyersin," diyerek kızlara komutlar yağdırıyordum.
"Lavin, sen ne giyeceksin?" diye sordu Melis, elinde bir elbiseyle dans ederek.
"Ben mi?" dedim muzipçe. "Ben yeni aldığım şu eteği giymek istiyorum ama, dur bakayım benim vintage kovboy botlarla kahverengi tonları uyuyor mu."
''Cuk oturdu kızım, bir de şurada beyaz gömlek vardı belden oturtmalı, heh şu bunu da giy.''
Hemen üzerimi değiştirip yaptığımız kombini, üzerime giydim.
"Eyvah..." dedi Derin makyaj masama otururken.
"Demir Karahan bu gece yine bir sabır sınavı verecek desene!"
Odada kahkahalar ve kıyafet denemeleri havada uçuşurken, bir yandan hazırlanıyor bir yandan da akşamın planını yapıyorduk.
Tam kapıdan çıkmaya hazırlanırken telefonum tekrar titredi. Bu sefer bir mesajdı.
DEMİR: "Hazırlanırken kabanını yanına almayı unutma Lavin. Akşam hava serinler, o ince kıyafetlerle üşümeni istemeyiz."
Kızlara döndüm, telefonu gösterip sırıttım. "Kızlar, Karahan radarları açmış. Bu akşam bize baskın atabilir!"
Kızlar telefonun ekranına üşüşürken ben kıkırdayarak telefonu çantama tıktım.
"Görüyor musunuz? Adam daha evden çıkmadan kabanımın hesabını yapıyor," dedim aynada son bir kez kendime bakarken.
Belden oturtmalı beyaz gömleğim ve kahverengi tonlarındaki mini eteğim, vintage kovboy botlarımla tam bir "şehirli kovboy" havası yaratmıştık.
Derin makyaj masamda eyelinerını çekmeye çalışırken bir yandan da söyleniyordu.
"Kızım adamın içine doğuyor herhalde ne giyeceğin. Neyse, hadi bitirelim artık, çıkalım şu evden."
"Derin," dedim ona dönerek, "bu arada yarına bir planınız var mı seninle Ersin'in? Özel bir şeyler yapacak mısınız?"
Derin elindeki kalemle gözünün kenarına bir nokta koyup durdu.
"Ne planı kızım? Ben erken plan sevmem biliyorsun, son dakikacıyım ben. Hem okul telaşında Ersin'i biraz erteleyebilirim."
Tam o sırada Melis odanın ortasında ayağa kalktı, elindeki ruju yavaşça masaya bıraktı. "Aaa! Derin... Şaka yapıyorsun değil mi? Kızım yarın Sevgililer Günü! Unutmuş olamazsın!"
Derin aynadan bize bakakaldı. "Ne? Sevgililer Günü mü? Yarın mı?" Bize doğru yavaşça döndü, yüzündeki o 'eyvah' ifadesi paha biçilemezdi.
"Kızlar... Benim aklımdan tamamen çıkmış! Ersin kesin bir şeyler ayarlamıştır, o böyle günleri hiç sektirmez. Acaba o bana ne aldı?"
"Kızım asıl soru o değil!" dedi Melis heyecanla yanına gidip onu sarsarak.
"Asıl soru; sen Ersin'e ne aldın? Kaç yıllık ilişkinizde ilk defa mı unutuyorsun?"
Derin elindeki eyelinerı masaya fırlattı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Ben kime söylüyorum ya? Aklımdan çıkmış diyorum! Okul telaşı, Megakent stresi derken hiçbir şey almadım! Rezil olacağım çocuğa. Acil çıkmamız lazım, hemen! Alışveriş merkezi kapanmadan Ersin'e hediye bulmalıyız!"
"Sakin ol küçük balık," dedim gülerek Derin'in koluna girip onu ayağa kaldırırken.
"Daha yeni başladı gün. Önce şu makyajını temizle de yamuk eyelinerla hediye seçmeye çıkmasak daha iyi olacak gibi. Melis, sen de çantanı al, Megakent'in üç perisi operasyon için sahaya iniyor!"
"Ay kızlar valla elim ayağım titriyor," dedi Derin, bir yandan çantasını toparlayıp bir yandan odanın içinde dönerken.
"Ne alacağım ki şimdi? Saat mi alsam? Yok, geçen doğum gününde aldım. Parfüm? Ay onu da aldım... Lavin, Demir abi olsa ne isterdi mesela? Oradan pay biçelim!"
"Demir mi?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Demir'e bir şey beğendirmek, deveye hendek atlatmaktan zordur herhalde.
Ama Ersin daha duygusaldır, ona özel bir şey buluruz. Hadi, yolda düşünürüz!"
Evden bir kasırga gibi çıktık.
Anneannemin resim kursuna uğramayı ihmal etmeden, o meşhur apartman boşluğunda topuklu botlarımızın sesini yankılatarak kendimizi dışarı attık.
Akşam Demir'in bizi alacağını bilmek içimde tatlı bir telaş yaratıyordu ama şimdiki görevimiz daha mühimdi: Derin'i bu 'unuttum' felaketinden kurtarmak!
AVM’nin o gürültülü ama enerji dolu atmosferine daldığımızda, Derin’in paniği hala yatışmamıştı.
"Önce kahve," dedim otoriter bir sesle, "kafa açmamız lazım, yoksa rastgele bir mağazaya dalıp Ersin’e bornoz takımı falan alacaksın bu gidişle. Alacak başka bir şey kalmamış."
Girişteki o meşhur kahvecinin bahçesine kendimizi attık.
Üçümüz de telefonları çıkarmış, sanki gizli bir istihbarat operasyonu yönetiyormuş gibi ciddiyetle ekrana gömülmüştük.
Kovboy botlarımı masanın altına uzatıp arkama yaslandım ama gözlerim harıl harıl internetteki
"Erkek arkadaşa alınacak en anlamlı hediyeler" listelerindeydi.
"Bakın," dedi Melis, ekranını bize çevirerek.
"Şu markanın gümüş bileklikleri çok popüler, üzerine tarih falan da yazdırılabiliyor. Ersin böyle şeyleri sever, tam onun tarzı."
Derin dudak büktü, parmağıyla ekranı hızla kaydırıyordu.
"Bileklik mi? Ay yok, onu geçen sene Sinan’a almıştı, şimdi pişti olurlar. Bak, şu tasarım tişörtü alsak? Ersin’in sevdiği o grubun sınırlı üretim serisiymiş. Çok cool duruyor."
"Derin, Sevgililer Günü bu kızım," dedim kaşlarımı kaldırarak. "Tişört biraz fazla 'aga' işi kalmaz mı? Daha duygusal, baktığında seni hatırlayacağı bir şey olmalı."
"Ay ne bileyim Lavin! Demir abi olsa ne alırdın onu söyle bari, oradan ilham alayım diyorum sana," diye sızlandı Derin.
"Demir mi?" dedim gülerek. "Demir’e ben sevgililer günü hediyesi alamayacağıma göre, imkansız görev demek. Muhtemelen ona bir şey almazdım, onu şaşırtacak bir deneyim yaşatırdım ben..."
Biz hararetle hediyeleri tartışırken, Derin’in arkasındaki cam bölmenin ordan gelen tanıdık silüetleri fark ettim.
Önce Ersin’in o meşhur sarı saçlarını, sonra yanında devasa bir gölge gibi duran Talha’yı ve nihayet bizim grubun neşesi Sinan’ı gördüm.
"Kızlar..." dedim sesimi alçaltarak ama gözlerimi onlardan ayıramıyordum.
"Eyvah ki ne eyvah..." dedim dişlerimin arasından.
Derin hala ekrana bakıyordu. "Ne oldu? Stok mu bitmiş tişörtte?"
"Hayır Derin," dedim, çenemle tam arkasını işaret ederek.
"Senin hediye krizinin öznesi, yanındaki koruma ordusuyla tam arkanda bitmek üzere. Ersin, Talha ve Sinan... Kadro tamam, buraya geliyorlar!"
Derin’in elindeki telefon neredeyse kahve fincanının içine düşecekti.
Melis’le aynı anda arkamıza yaslanıp, "Hiçbir şey konuşmuyoruz, çok normaliz," pozu takındık ama Derin’in ensesinden yükselen o 'yakalandım' ateşi resmen buraya kadar geliyordu.
Ersin, yüzünde bir gülümsemeyle Derin’in sandalyesine doğru eğilip Derin'in yanağına bir öpücük kondurdu, Sinan çoktan Melis’in yanındaki sandalyeyi kapmıştı bile.
Talha ise hızla yanıma oturup kolunu sandalyemin sırt yaslama yerine koydu.
Gece baskını bekliyorduk ama gündüz baskınına hiç hazır değildik!
Umarım bir yerlerden Karahan çıkmaz diye dua etmeye başlamıştım bile.