“BAŞ BELASI”

1099 Words
Defne karşısındaki ukala ve sinir bozucu adama hem irite olmuştu hem de bir an önce olup biteni anlayıp kontrolü eline alması gerektiğini hissediyordu. Sinirle yönünü değiştirdi, uzun adımlarla banyoya girdi ve kapıyı sertçe çarptı. Üzerindeki sabahlığı öfkeyle çıkarıp kenara fırlattı, ardından sıcak suyun altına geçti. Derin bir nefes aldı. Belki su, boğazına kadar dolmuş duygularını biraz olsun silebilirdi. Babası öleli henüz iki hafta olmuştu. Daha doğrusu… cezaevinden sadece cenazesi çıkmıştı. O soğuk yüzü, o sessiz tabut… Daha onun hapse girmesini bile hazmedememişken şimdi bir de ölüm gerçeğiyle boğuşuyordu. Taziye günlerinin ağır havası yeni dağılmıştı ki, karşısına bu dağ ayısı çıkmıştı. Suyun sıcaklığı bedenini sararken bir süre hareketsiz durdu. Gözlerini kapattı. Ama sonra, aniden soğuk suyu açtı. Tüm vücudu titredi; dudaklarından istemsiz bir çığlık yükseldi. O çığlık Şahin’i yerinden sıçrattı. Refleksle banyoya yöneldi, kapıyı hızla açtı. Defne gözlerini açtığında onu kapıda gördü. Gözleri büyüdü, elleriyle mahrem yerlerini kapatmaya çalışırken panikle bağırdı: “İmdaaat! Sapııık!” Şahin irkilerek geri çekildi. “Ulan madem iyisin, ne diye bağırıyorsun?!” diye homurdandı, sinirle kapıyı kapattı. Defne’nin, alışkanlıkla kapıyı kilitlemeyi unutmuş olması şimdi başına dert olmuştu. Duştan çıkar çıkmaz bornozunu hızla geçirdi üzerine, önünü bağladı ve öfkeyle dışarı fırladı. Koltuğa yayılmış Şahin’i büyük bir rahatlıkla kol düğmelerini takarken buldu. “Bana bak, seni parçalarım ben! Banyoma dalmak da ne demek, manyak mısın sen?!” diye patladı Defne. Şahin dönüp ona baktı, umursamaz bir gülümsemeyle, “Bağırdın, bir şey oldu sandım! Hem zaten buhardan bir şey görünmüyordu,” dedi. Sesindeki hayali kırıklığını belli ederek. Defne’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. “Sadece soğuk su açtım!” diye haykırdı. Şahin’in dudaklarının kenarı kıvrıldı, yüzüne o meşhur hınzır gülüşü yerleşti. “İhtiyacın mı vardı ki?” Ayaklarıyla sinirden yeri tepen Defne giyinme odasına yöneldi. İçeri girmesiyle şaşkınlığı bi kat daha arttı. Giyinme odasında kıyafetlerinin yanında Şahinin de kıyafetleri vardı. “Şakaysa da bu kadar olamaz iyice bokunu çıkardınız!” Dedi. Üzerine hızla giyinirken alelacele bi elbise geçirip giyinme odasından fırladı. Odada Şahini tekrar görünce hızla odasından fırlayıp, “Amcaaaa!” Diye bağırarak merdivenleri inmeye başladı. Salondan çıkan Ferayı görünce, “Feray abla, amcam nerde?!” Diye seslendi. “Avukatla birlikte çalışma odasındalar Defne hanım,” Defne beklediği cevabı alınca hızla giriş kattaki koridora yönelip çalışma odasına hızlı adımlarla ilerledi. Kendince “avukatın olması iyi… şimdi ben yapacağımı bilirim!” Diye geçiriyordu. Kapıyı hızla açıp içeri sinirle daldı. “Amca! Garip şeyler oluyor! Odamdan yabancı bir adam çıkıyor! Yetmezmiş gibi ‘karımsın’ diyor! Bu evde neler oluyor, korumalar ne işe yarıyor!” Atıf, koltukta geriye yaslanmış, yorgun bir nefes verdi. Aile avukatı Rahmi Bey ise masasındaki evrak yığınlarına göz gezdiriyordu. “Biz de o adamı inceliyoruz, Defne!” diye çıkıştı Atıf, sesi sertti. Defne elini beline koyup öfkeyle ileri atıldı. “İncelemek mi? Adam resmen bana karımsın diyor! Duştan çıkmış benim odamda geziyor! Bu nasıl bir rezalet!” Ne Atıf’tan ne Rahmi Bey’den bir açıklama gelmeyince, ortamdaki sessizlik daha da ağırlaştı. Sonunda Atıf, ellerini yüzüne sürüp başını iki yana salladı. “Bak Defne, işler zaten yeterince karışık. Halletmeye çalışıyoruz ama elimiz kolumuz bağlı. Abim ölmeden önce… tüm mal varlığını o herifin üstüne geçirmiş. Sizin nikâh meselesini incelemeye fırsat olmadı bile… önceliğim şu an Aksoyluların mal varlığı!” Sözler Defne’nin içinden bir şeyleri çekip aldı sanki. Dizlerinin bağı çözüldü, olduğu yere çöktü. Ne demekti şimdi bu? Babası, hayatı boyunca onun için ördüğü her şeyi bir yabancıya mı bırakmıştı? Peki ya kendisi? O da mı göz göre göre devredilecek bir maldan ibaretti? “Şimdi bunların hiç biri şaka değil mi…” Defne gözlerini hiç yerden kaldırmadan kendi kendine mırıldandı. Hala aklı almıyordu. Babası neden böyle bir şeyi yapmış olsun?! Defne hangisine üzülüp hangisine şaşıracağını karıştırmış durumdaydı. Şahin elleri cepte kendine güvenen ağır adımlarla çalışma odasına ilerledi. “Karıcım beni neden beklemedin?” Derken yaklaşıp koltukta oturan Defnenin yanındaki boş yere kuruldu. Atıf içinde kabaran bi öfkeyle karşısındaki adamı incelerken masaya sertçe vurmasıyla kâğıtlar savruldu. “Hooop dedik kendine gel o eline ayar veririm senin!” Atıf tiksinerek karşısındaki mahalle ağızlı adama bakarak, “abim bunu nasıl yaptı bilmiyorum! Kandırdın mı veyahutta kandırdınız mı?! Ama onca malı mülkü asla sana bırakmaz! Hele işlerini!” Diye dişleri arasından tısladı. Şahin çatılmış kaşlarıyla ayağa kalkıp, “bana bakın bundan sonra karşımda saygısızlık istemiyorum! Holdingin yüzde yetmiş hissesi de tüm gayrimenkulleriniz de artık bana ait!” deyip Defneye döndü, “birde sen, sende bana aitsin!” Defne belliki usülsüz kıyılan nikahı söylemek için ağzını açtı. “Ama ben seninle ne…” Cümlesi yarım kalan Defne Şahin tarafından susturuldu. “Amca bey! Sizi dışarı alalım karımla konuşacaklarım var!” Dediğinde atıf ellerini masaya koyarak, “bu ne cüret! Kendi…” deyip kaldı. Şahin iki elini de masaya koyarak eğildi. Bakışlarıyla Atıfa meydan okuyordu. “Aynen öyle Atıfcım! Kendi evin değil! Benim evim! Şimdi beni karımla baş başa bırakın!” Dedi. Atıf, Şahinin sert uyarısıyla geri çekilmek zorunda kaldı. Mırıldanarak avukatla birlikte çalışma odasından dışarı çıktı. Defne, amcasıgilin çıkmasıyla gözlerini üzerinde yükselen iri adama çevirdi. Gözlerinin mavisi kendisine kilitlenmiş sıktığı çene kasları belirgindi. Defne sinirle ayağa kalktı. “Bana karım deyip durma! Seninle benim hiç bir bağlantım yok bu saçma iş nasıl oldu bilmiyorum bile!” Diye çıkıştı. Şahin göğsüne gelen kıza eğilerek, “ama karımsın! Resmi kayıtlar da, tıpkı her şeyin benim olduğu gibi senin de benim olduğunu söylüyor!” “Nasıl oldu bilmiyorum ama bu bi saçmalık! Eğer sana karılık edeceğimi düşünüyorsan…” Defne cümlesini tamamlamadan Şahin bi kahkaha savurdu. “Kadınlık… ve sen… hemde bana??” Defne her kelimesinde bi kahkaha atan adamı izlerken başını gururla yukarı dikti. “Bana bak dağ ayısı sana zaten kadınlık etmem ben! Biran önce boşanmak istiyorum! Bu saçmalığa son verelim zaten bu nikahın nasıl olduğu bile belli değil!” “Hay hay… hemen boşanalım. Allahtan evlilik sözleşmemiz var.” Dedi. Defne eliyle karşısındaki adamın sertçe göğsüne bir tane yapıştırdı ama adam kaya gibiydi. “Ya sen ne sözleşmesinden bahsediyorsun senin neyin varda sözleşme diyorsun! Bunların hepsi benim babamın, benim!” Diye kükredi. “O eline koluna sahip çık yoksa alırım senin alevini!” “Çıkmazsam ne olur haaa! Çıkmazsam ne olur?! Ortada hiç bir sebep yokken babamı cezaevine gönderdim ben…Yetmedi amcamlar hayatımıza dahil oldu… Yetmedi 2 hafta önce babamın ölüsü o uğursuz yerden çıktı…Şimdi de sen gelmiş karımsın diyorsun… Ben kimim ya! Ben neyim ya!” Defne için bu yaşadıkları artık bardağı taşıran son damla olmuştu. Hayatına sessiz bi yalnızlık çöküyordu. Her kelimesinde karşısındaki yabancıya yumruklar geçirmeye çalışıyordu. Son cümlelerini söylerken gözleri karardı, başı döndü… Şahin öfkeyle kendisine bağırıp saldıran kızın kriz geçirdiğini anlayıp yere düşmesin diye belinden kavrayıp kucağına aldı. Kucağında küçücük beden kendisini bırakırken, “işimi zorlaştırma, baş belası!” Diye kendi kendine söylendi Şahin.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD