Gidiyorduk. Hem de gerçekten Dalya ve ben yarın akşam uçağı ile İtalyaya gidiyorduk. Babama olan biten her şeyi anlatma fırsatını ancak gece geldiğinde bulabilmiştim. Babam da benim adıma çok mutlu olmuştu ama imkan vermediği için gidişime oldukça üzülmüştü bize çıkacağını hiç düşünmüyordu ve şimdi tam tersi olmuştu ondan bir ay ayrı kalmak bana da buruk gelse de yine gülümsedim. Oda benim moralimi bozmamak için gülümsedi birbirimize sarıldığımızda kafamı omzuna yasladım içimden bir ses gideceğimi ama oradan dönemeyeceğimi söylüyordu. İçimdeki sesin saçmalığına gülerken göz devirdim eninde sonunda döneceğim tek yer kürkçü dükkanı olacaktı.
Babamla ayrıldığımızda kırk günün acısını bu gece birlikte uyuyarak çıkartmaya karar vermiştik. Babamla onun odasına çıktığımızda onun yatağına uzanmıştık babama sıkıca sarıldığımda kokusunu içime çektim onu kırk gün içinde o kadar çok özleyecektim şimdiden bütün kokusunu içimde biriktirmek istiyordum. Canım babam benim annemden sonra bize hem annelik hem babalık yaptı bıkmadan usanmadan ilgilendi her sorunumuza koşturdu her zaman bizim için en iyisi neyse onun için çabaladı babamı bu yüzden çok seviyordum mükemmel bir insan olduğu için.
Bütün geceyi birlikte uyuyarak geçirdiğimizde sabah Alanın ikimizin üzerine atlamasıyla uyanmıştık. İkimize sinsi sinsi bakarken kollarını göğsüne birleştirip sitem etmeye başladı. "Teesüf ederim ama siz bensiz mi uyuyordunuz?"dediğinde derince gerneştim ve esnedim.
"Aynen öyle yaptık Alacığım."diye dalga geçtiğimde elini saçlarıma uzatıp çekiştirmeye başlamıştı biz iki kardeşin kötü huyu da buydu işte birbirimize uyuz olur saçımızı başımı yolardık. "Çek o kazma ellerini!"diye çığlık attığımda bende onun saçlarına giriştim.
"Asıl sen çek ellerini!"diye cırladı Ala.
"Kızlar saçmalamayın!"diye bağırdı babam aramıza girip bizi ayırmaya çalışıyordu Alayı belinden tutup yataktan zorla çekerek indirdiğinde birbirimizden kopmuştuk Ala yataktan inmeden önce bacağını bana doğru salladığında tekmesi burnuma gelmişti. Hafif bir çığlık atarken elim burnuma gitti ikisi de şaşkınca kalırken elime sıcak bir şey damlamaya başlamıştı elimi hafifçe burnumdan çektiğimde kan olduğunu fark ettim. Akan kan yorgana bulaşmadan yataktan kalktığımda banyoya koşturmaya başlamıştım.
"Abla iyi misin!"
"Alaca!"ikisi de arkamdan gelirken lavabonun başında dikilmiştim suyu açtığımda ellerimi ve burnumu temizlemeye başladım babam kenardan kağıt havlu alıp bana verdiğinde burnuma tutmuştum.
"İyi misin kızım?"diye telaşla konuşan babam ile birlikte kafamı sallamakla yetindim.
"Abla çok özür dilerim."diye mırıldanan Alaya döndü bakışlarım kaşlarım çatılırken ona çok kızgın olduğumu fark ettim az kalsın burnumu kıracaktı.
"Dileme Ala dileme! Sen benden hiç bir şey dileme."diye cırladığımda banyodan çıkmıştım kendi odama girdiğimde çalışma masama oturdum ve aynadan kendime bakmaya başladım hala kanıyor mu diye peçeteyi biraz çektiğimde hafif bir akıntı olduğunu görmemle tekrar bastırdım. Bilgisayarımı tek elimle açarken diğer elimle peçeteyi tutuyordum bacağımı stresle sallarken bilgisayarın şifresini açıp girdim. Görüntülü chat sayfasına girdiğimde Dalyayı aradım üç kez aramıştım uykulu gözlerle anca açabilmişti yatakta elindeki telefonu kendine tutarken uykulu gözlerle bana baktı burnumdaki kanlı peçeteyi gördüğünde gözleri şokla açılmıştı.
"Burnuna ne oldu?"diye bağırdığında omuz silktim.
"Ala zede oldum sayılır ona çok kızgınım."
"Aman allahım burnunu mı kırdı?"kafamı iki yana sallarken göz devirdim.
"Tabi ki hayır burnumu falan kırmadı ama acıyor daha doğrusu sızlıyor."
"Yolculuk arifesi yapılacak iş mi şimdi bu!"diye çemkirdiğinde göz devirdi bende umursamazca omuz silktim.
"Boş ver ben bavulumu hazırlayıp kahvaltıya ineceğim bence sende yap son dakikaya bırakma."
"Ahh lütfen anne beş dakika daha uyuyayım."diye dalga geçtiğinde yüzümü buruşturup çağrıyı suratına kapatmıştım. Bilgisayardan youtubeye girip güzel pop bir şarkı açıp burnumu kontrol ettim kanamasının geçtiğinden emin olduğumda burnumu tekrar yıkadım ve odama dönüp dolabımın üstündeki valizimi indirdim. Yeni aldığım kıyafetlerimle birlikte yanımda götüreceğim çoğu şeyi de katlayıp valizime koymuştum. Adı bile Dehşet olan Otelde bizi nasıl bir şeyler beklediğini bilmediğim için odamdaki dolaptan el fenerimi de almıştım elektro şok cihazım ve biber gazımı da eklediğimde hazırdım. Aslında savaşa gitmiyordum ama her an her yerden bir sapık çıkabiliyordu o yüzden tedbirli olmak biz kadınların mecburiyetindeydi.
Ahh böyle mecburiyeti siksinler! Küfür ettim evet evet ben küfür ettim ahh neden ağzımdan kaçtı ki bir anda ah pardon ağzımdan değil aklımdan niye geçirdim ki sen ince ve nazik bir kızsın Alaca ne demek küfür etmek lütfen tadımız kaçmasın! Kendi düşüncelerime gülerken valizimi kapatmaya çalışıyordum valizin üzerine çıkıp oturarak zorla fermuarı kapattığımda valizimi çeke çeke merdivenlerin başına getirmiştim. Koca valizi kaldıramadığım için merdivenlerden nasıl indireceğimi düşünüyordum babam banyoda olmalıydı banyodan sesler geliyordu aşağıda magazin programını izleyen de Ala olduğunu göre iş başa düşüyordu. Valizime sert bir tekme attığımda kırılmaması için içimden dua etmeye başlamıştım valizim merdivenlerden yuvarlanarak en sonda büyük bir gürültü ile düştüğünde hızlıca aşağıya indim.
Valizin kırılıp kırılmadığını kontrol ettim kırılmadığından emin olduğumda hızlıca yerden kaldırıp sürükleyerek kapının önünde bırakmıştım. İşim bittiğinde salona bir göz attım tam tahmin ettiğim gibi Ala hanım camış gibi yayılmış magazin izliyordu pazar sürprizlerini bu kadar derinden takip eden birini daha görmemiştim. Pes diyerek mutfağa ilerledim ve kahvaltı hazırlamaya başladım malzemelere çıkarttım firütözde patates kızarttığımda aynı zamanda pankek yapmıştım pankek aşığı olan bir insan olarak yaparken resmen içim gitmişti. Yememek için kendimi zor tutuyordum hepsini pişirip kenara bıraktığımda hızlı bir şekilde kahvaltılıkları dizip çay demlemeye başladım Ala ile dönene kadar konuşmak istemiyordum beni çok kızdırmıştı.
Ona olan öfkemi kafamdan atarken hazırladığım kahvaltıya odaklandım ve ekmek kestim. Patates için dolaptan sosları çıkarttığımda çatal bardak ve servis tabağı koymuştum masaya. Babam banyodan çıktığında üzerini değiştirip aşağıya inmişti onu sofraya devam ettiğimde gıcıklığına Alayı çağırmamıştım onu da babam çağırdığında bacak bacak üzerine atıp tabağımı doldurmaya başladım. Tek tek her şeyden tadıp yerken boş midemi doldurarak kendimi huzurlu hissediyordum yemek yemek resmen terapi gibiydi ve insanın yedikçe yiyesi geliyordu. Masadaki her şeyi üç kişi silip süpürdüğümüzde bulaşıkları babama ve Alaya bırakıp salona geçtim. Koltuğa uzandığımda televizyonun kumandasını açıp magazin programını değiştirdim ve başka şeyler izlemeye başladım. Derince iç çekerken hafta sonu verilen gündüz kuşağı dizilerinden birinde durdum öylesine bakıyordum. Biraz göz gezdirdiğimde sıkılıp kapatmıştım merdivenlerden çıkacaktim ki kapı çalmıştı kapıya dönüp hızlıca ilerledim ve açtım.
"Tünaydın gadasını aldığım."Emine teyze şen şakrak sesiyle içeriye girdiğinde kocaman gülümsemiştim.
"Hoş geldin Emine teyzoş."
"Temizliğe geldim kuzum canınız ne çekiyor bugün akşama ne pişireyim size?"dediğinde omuz silktim.
"Sen ne yapsan güzel olur Emoş teyzem."yanaklarını öptüğümde koşturarak merdivenlerden yukarıya çıkmıştım hızlı adımlarla odama girdiğimde bilgisayarımın başına oturdum ve oyuna girdim. Sanırım bir ay boyunca en çok bilgisayarımdaki online oyunları özleyecektim. Bir kaç dakika sonra aşağıdan gelmeye başlayan süpürge sesiyle Emoşun çoktan temizliğe başladığını anlamıştım kocaman bir tebessüm ederken kenarda duran kulaklığımı alıp taktım ve Zulaya girdim. Kızlar silahçılık oynar mı demeyin sakın ben müptelasıyım çünkü insan oynaya oynaya bir şekilde pro olmanın yolunu buluyor. Uçak saatine kadar bir şekilde kendimi oyalamam gerekiyordu yoksa sabırsızlıkla ölürdüm bir kaç saat içinde havalimanına gitmek için yola çıkmam gerekiyordu o saate kadar kendimi böyle oyalamalıydım.
Vura vurula oyunu defalarca kez tekrarladığımda saate bakmayı tamamen unutmuştum oyun dünyasındayken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum bile bakışlarım saate döndüğünde uçağımın kalkmasına bir saatimin kaldığını fark ettim. Korku ile oturduğum sandalyeden fırlarken dolabımın kapaklarını açtım ve alel acele siyah taytımla kalçalarıma kadar inen sarı ince kazağımı giydim saçlarımı gelişi güzel at kuyruğu yaptığımda siyah spor ayakkabılarımı giymiştim. Sırt çantamı alırken içine cüzdanımı telefonumu şarjımı kulaklığı kimliğimle pasaportumu tıktım. Alel acele koşarak aşağıya indiğimde babamı arıyordum evin içinde dört dönerken kazayla Emine teyzeye çarpmıştım özür dilerken salondaki babamın yanına koşturdum.
"Baba baba geç kalıyorum hemen çıkmama lazım hemen hemen!"diye aceleyle konuştuğumda ayaklanmıştı üzerindeki spor kıyafetleri değiştirmeden cüzdanını ve arabanın anahtarlarını aldığında tek eliyle benim kaldıramadığım valizi almıştı birlikte evden çıktığımızda garaja yürüdük. Babam valizimi arabanın bagajına atarken ben çoktan koltuğa geçmiş kemerimi takmıştım bile babam da sürücü koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırmıştı hızlıca garajdan çıkarken yetişmek için allaha dua ediyordum eğer yetişemezsem Dalya beni kıtır kıtır doğrardı.
"Hadi baba hızlı!"diye telaşla konuştuğumda güldü.
"Sakin ol güzelim birazdan orada olacağız geç kalmayacaksın."diye mırıldandığında sürmeye devam etti şansımıza yolların boş oluşu da oraya hızlıca varmamızı sağlamıştı. Valizimin tutma yerini açtığımda babamla vedalaşıp koşarak güvenlikten geçtim ve biletlerimi onaylatıp valizimi teslim ettiğimde uçağımın anonsunun olduğu yere koşturmaya başladım kapı kapanmadan önce yetiştiğimde biletimi kestirip içeriye geçmiştim hızlıca koltuğuma ilerlediğimde dolu ve öfkeli gözleriyle bana diken Dalya ile yetişmenin mutluluğundan ağlayacaktım. Hızlıca kalkıp bana sarıldığında bende ona sarılmıştım kollarımı ona dolarken derince gülümsedim.
"Yetişemeyeceksin sandım."diye sızlandığında ondan ayrılıp koltuğuma oturdum.
"Bir an bende yetişemeyeceğim sandım Dalya."
"Neden geç kaldın bu kadar?"diye sitem ettiğinde haklıydı o oyuna fazla kaptırmıştım şimdi bunu ona söylersem başıma kakar dururdu.
"Dalmışım saati son anda fark ettim."dediğimde kolumu samimice sıktı.
"Yetiştin ya boş ver."
"Aynen öyle."diye mırıldandım. Sırtımı koltuğa yaslarken Dalya sırt çantasından iki tane boyun minderi çıkartmıştı birini bana verdiğinde boynuma taktım yolculuk boyunca boynum ağrımazdı artık. Derince iç çekerken çantamdan kulaklıklarımı ve telefonumu çıkartıp müzik dinlemeye başladım telefonumu uçak moduna aldığımda gözlerimi yumdum titreşen koltuğumu hissettiğimde gözlerimi aralamıştım tepede yanan kemerinizi takın sinyal lambası ile kemerimi bağladığımda tekrar gözlerimi kapatıp kendimi şarkıya bıraktım. Uçağın kalkış hızını hissederken dudaklarım memnuniyetle kıvrılmıştı kendimi iyiden iyiye müziğin akışına bırakırken büyün yolculuğu uyuyarak da geçirebileceğimi düşünüyordum. Dinlediğim müziğin adı da şeydi hmm evet evet hatırladım Yüz Yüzeyken Konuşuruz - Sen Varsın Diye.
Seni bir kere görsem belki rahatlar içim Yıllar oldu görmedim, belki de biraz özledim Nasıl bir sevdaysa ancak kalbimi dağladım
Seni kaybedip ağladım Üstümden sanki trenler geçti, yine el salladımBelki sen varsın diye Belki duyarsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi beBelki sen varsın diye Belki duyarsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi beBir yere varacak hâlim yok saatim geç oldu Buradan kaçabilenler gitmiş çok göç oldu Nereye gizlenmiş bilmem bu işin anahtarı Çoğumuzun berbat hayatları Birden durdum bak içimden geldi, nasıl da afalladımÇünkü sen varsın diye Orada sen varsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi beBelki sen varsın diye Belki duyarsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi beGel saklanacak bir yer bulalım İkimiz bir, sen benim sırdaşım ol Bak ne kaldı inadından Seni soludum dumanımdan Sen benim yanlışım olBelki sen varsın diye Belki duyarsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi beBelki sen varsın diye Belki duyarsın diye Beni anlarsın, soru sormazsın Ah, yetmedi mi be
Gözlerimdeki ağırlık ve içimdeki basık karanlık çökerken dürtüldüğümü hissettim gözlerimi araladığımda Dalya bir şeyler söylüyordu playlistimde çalan saçma sapan müziği kapatıp kulaklığı çıkarttığımda uçakta sadece ikimizin kaldığını fark etmiştim. Dudağımı ısırırken göz devirmişti oturduğum koltuktan kalktığımda hızlıca uçağın çıkışına ilerledim koşar adım çıktığımızda valiz bekleme yerine kadar yürümüştük. İtalyada olduğumuza hala inanamıyordum üstelik iki arkadaş şehir dışı falan da değil baya baya yurt dışıydı resmen iki yetişkin gibi tatil yapacaktık!
Ben valizimi bulduğumda Dalya biraz daha beklemişti oda bavulunu bulduğunda hızlıca almıştı. Beraber çıkışa ilerlerken biletlerle birlikte gelen davetiyeye bakıyordu davetiye de yazan adresin neresi olduğunu bilmediğimiz için bir taksi çevirmiştik. İkimizde taksiye bindiğimizde Dalya elindeki davetiyeyi taksiciye verip adresi göstermişti taksici kafasını usulca sallayıp sürmeye başladığında Milano havalimanından çıkmıştık. Bir buçuk saatlik bir taksi yolculuğundan sonra resmen ormanın ortasındaki izbe taştan yapılma bir otele gelmiştik. Otelin bahçe duvarları da taştan yapılmaydı üstelik kocamandı bırak tırmanmayı oranın ardından dışarıya bir şey fırlatmak bile imkansız görünüyordu tıpkı kale surları gibiydi. Dalya taksiciye parasını ödediğinde yanıma gelmişti elimi tuttuğunda birlikte bahçedeki açık devasa demir kapıdan içeriye ilerledik. Kuru yapraklarla dolu ürkütücü bahçeyi geçtiğimizde taştan otele ilerledik.
Dalya otelin tahta kapısını tıklattığında kapıyı çekilişi yapan kadın açmıştı bize güler yüzle bakarken konuşmaya başladı. "Merhaba signoralar size nasıl yardımcı olabilirim?"dediğinde elimizdeki iki otel biletini ona uzatmıştık. "Ahh size odalarınızı göstereyim lütfen beni takip edin."içeriye ilerlediğinde bizde peşi sıra ilerlemiştik içerisinin ürkütücü tahta bir mimarisi vardı aydınlatma çok loş olduğu için mumlarla takviye yapılmıştı. Birlikte gıcırdayan tahta merdivenleri çıktığımızda etraftaki eski siyah beyaz resimlere eski taplolara ve şamdamlara baktık çoğu yerde el yapımı örümcek ağları vardı ama tıpkı gerçekçi gibiydiler tek fark dokunduğunuzda parçalanmıyordu. Her yer ep eski ve tozlu görünmesine rağmen zerre kötü bir koku yoktu.
Bizi bir tahta kapının önüne getirdiğimde demir bir anahtar uzattı ikimize de eski köy evlerinin anahtarı sitilinde bir anahtardı. "Bu anahtar bir tek sizin odanızın kapısını açar lütfen kaybetmeyin başka yok."diye sızlandığında kafamızı sallamakla yetinmiştik odanın kapısını araladığında içeriye adımladık. Kapının dibinde duran kiriş tahtadan ve biraz da uzun olduğu için düşmemek için ayağımızı hafif kaldırarak girmek zorunda kalmıştık valizlerimizi odaya soktuğumuzda ardımızdan kapıyı kapatmadan önce tekrar konuştu.
"İyi eğlenceler çocuklar bu arada akşam yemeği bir saat sonra."dediğinde çıkmadan onu durdurdum.
"Bizden başka kimse yok mu?"
"Muhtemelen yoldadırlar ama otelin yarısı geldi."diye cıvıldadığında kapıyı kapatıp çıkmıştı. Gözlerimi odanın içinde gezdirirken eski demir yaylı iki tek kişilik yatak vardı eski olması çok hoştu ve aşırı rahattı altındaki baza değilde el yapımı yün yataktı. Eski zaman battaniyelerinden vardı hani şu insanın üzerine atıldığında kırk kilo ağırlığında olanlardan. Odadaki şifonyerin üzerinde oldukça eski ama hala çalışan bir saatle eski bir ev telefonu vardı hani şu döndürerek numarayı girdiklerimizden. Duvardaki eski sararmış aile resimlerini incelerken tahta dolaba döndüm Dalya ile iki tarafı paylaşıp eşyalarımızı yerleştirdiğimizde hazırdık. Yerleşmemiz bir kaç saat sürerken odadaki pis aynayı peçete ile silmiştim aynanın tozunu aldığımda daha güzel görünüyordu. Eski bir sanat eseri olduğu belli olan etrafı gümüş işlemelerle kaplı büyük bir boy aynasıydı Dalya ile karşısına geçtiğimizde Dalya elindeki telefonu kaldırıp güzel bir selfie çekmişti. İkimizde kıkırdarken fotoğrafımı annesine göndereceğini söylemişti ama bir an duraksadı.
"Hat çekmiyor."diye mırıldandığında güldüm.
"Türkiye hattını çıkart."
"İyi de çıkarttım zaten."
"O halde buranın ormanın ortasında olmasından kaynaklanıyordur boş ver hadi yemeğe inelim."elini tuttuğumda birlikte odadan çıkmıştık ne olur ne olmaz diye odanın kapısını kilitlediğimizde birlikte merdivenlerden aşağıya inmiştik. Kol kola koridordan geçtiğimizde yemek odası olduğunu düşündüğümüz yere ilerledik kocaman bir masada on beş tane sandalye vardı sanırım hepimiz birlikte yemeliydik. İtiraz etmeden yan yana olan iki sandalyeye oturduğumuzda diğer insanlara gülümsedik bütün sandalyeler dakikalar sonra dolduğunda otel görevlisi olan MS.Pekin bize arabasıyla getirdiği yemekleri servis etmeye başlamıştı. Herkesin kendi damak tadına uyan şeyler vardı beni en çok bu şaşırtmıştı tabağımda yeşil mermicek yemeği ve karnıbahar kızartması vardı Dalyanın tabağında da aynısı vardı diğerleride şaşırmışa benziyordu muhtemelen onlarında hoşlandığı yemekler karşılarında duruyordu.
Bu oldukça tuhafıma giderken tekrar Dalya ile göz göz gelmiştik Dalya çatalını alıp yemekten bir lokma alıp çiğnediğinde memnuniyetle gülümsedi onunla beraber bende yemeğe başladığımda bizden cesaret alan diğerleri de yemeğe başlamıştı ki karşımda oturan çocuk bana dönüp konuşmaya başladı.
"Adın ne?"dediğinde hafifçe gülümsedim.
"Alaca Alkım."dediğimde kısa bir şok yaşamıştı.
"Türksün şükür ben ve kardeşimde Türküz ah kendimizi tanıtmadık ben Ayaz Giray oda ikizim Bağdaş Giray."dediğinde bende Dalyayı işaret ettim.
"Oda benim en yakın arkadaşım Dalya Haki."
"Memnun oldum Dalya."deyip elini nazikçe öpmüştü Bağdaş denen çocuk bu beni güldürürken Dalya vıcıklığına göz devirip elini çekmişti.
Diğerleri biraz daha soğuk gibiydi sanırım henüz ortama alışamamıştık doğrusu bende alışmamıştım muhabbetimiz ve tanışıklığımız kısa sürerken herkes önündeki yemeğe odaklanmıştı çatalım karnıbaharları yuvarlarken stresle bacağımı sallıyordum benim stresim diğerlerini de strese sokuyor gibiydi. Bacağımı salladığım için oturduğum sandalye de sallanıyordu yemeğimle oynamayı bıraktığımda sırtımı sandalyeye yasladım.
"İyi misin?"diyen Ayaz'a çevirdim bakışlarımı.
"İyiyim sanırım evden uzak olmak beni biraz gerdi."diye mırıldandım. Kafasını anlayışla salladığında gülümsemekle yetindi yapabileceği bir şey yoktu zaten özlem dediğin şey öyle kolayca giderilmiyordu. İlk kez evimden uzakta değildim ama ne zaman evden uzaklaşsam mideme kramplar girerdi ve alışana kadar da her gece eziyet gibi geçerdi sancılar içinde uyuyamazdım buda benim fobimdi sanırım. Yemeğini bitirenler kalkıp giderken fena halde dalmıştım Dalya beni dürtüklemese oturmaya devam edecektim birlikte kol kola girdiğimizde odamıza yönelmiştik. Saat geç oluyordu ama bu gece Dalya uçak yorgunluğu yüzünden erken uyumak istemişti odaya girdiğimizde kapıyı kilitlemiştim ama sonra saçma gelmişti ne de olsa kırk gün bu otelden çıkmak yoktu bir şey olsaydı zaten meçhulü kaçamazdı ki.
Kapıyı kilitlemekten vazgeçip yatağıma yöneldim büyük yorganı kaldırdığımda altına girdim ve uzandım yorganı üzerime çektiğimde tavanı izliyordum. Dudaklarımı dişlerken düşünmeye başladım acaba babamlar şimdi Ala ile ne yapıyorlardı? Onları gerçekten çok özlemiştim ve Ala ile küs ayrıldığım için pişmandım keşke kardeşimle de sarılıp mutlulukla ayrılsaydık. Neyse olan oldu artık geri döndüğümde bir şekilde gönlünü alırdım tavanı izlemeye devam ederken gerginlikten uyuyamıyordum mideme hakim olan krampların varlığını bir kez daha hissettiğimde derince yutkundum. Yorganın içinde bile stresle bacağımı sallıyordum bana iyi geliyordu sanki stresim azalıyor gibi hissediyordum bir nevi alışkanlık olmuştu bende bacağımı sallamadan duramıyordum. Böyle tuhaf tuhaf alışkanlıklarımın olduğu doğrudur ama şuan hiç biri aklıma gelmedi böyle şak diye düşündüğümde aklıma hiç bir şey gelmiyordu.
Off nasıl geçecekti bütün gece ben nasıl uyuyacaktım ki uyuyamazdım uyusam da kabus göreceğimi biliyordum hep böyle olurdu zaten. Babamı aramayı düşündüm ama belki de çoktan uyumuştur? Genelde yarın işe gideceği için erkenden uyurdu o yüzden onu rahatsız edemezdim sabah arardım öyle konuşurdum. Kollarımı göğsümde bağlarken bu eski zamandan kalma yorganın altında ezildiğimi hissettim eziliyordum ama en azından üşümüyordum. Dalya yorgana panda gibi sarılmış kafasına kadar çekmiş horul horul uyuyordu ve işin şakası değil de gerçekten horlaması beni cinnete sürüklüyordu acaba şuradaki eski saati kafasına atsam horlaması kesilir miydi? Hiç sanmıyorum bence cennet mahallesindeki pembe taktiği ile ağzına para tıkamayıp çorap tıkmalıydım çünkü ben pembe kadar bonkör değildim. Aslında bu çorap sokma fikri güzel gelmişti ama boğulmasından korktuğum için hiç bir şey yapmadım ve göz devirip ona sırtımı döndüm iyiden iyiye uyuyamayacağımı anladığımda yataktan kalkıp çantamı aldım ve içinden telefonumla kulaklığımı çıkarttım.
Kulaklığımı telefona taktığımda kafamı yastığa yasladım ve müziğin akıcılığını dinlemeye başladım. Kafamı yastığa yaslarken uyuya kalmayı umuyordum ama bir türlü uyuyamıyordum saatler geçmişti eğer biraz daha uyuyamazsam sabah olduğunda ayakta uyuyor olacaktım. Derince esnerken elimle ağzımı örttüm ve müziğin sesini yükselttim Dalyanın ilk defa böylesine horladığını duyuyordum sabah ona horluyorsun desem kafamı kırardı herhalde acaba onu videoya mı çekseydim? Evet evet bunu yapacaktım. Yataktan kalktığımda kameramı açtım ve Dalyanın horlamasını kaydetmeye başladım hafifçe kıkırdarken onu uyandırmamaya çalışıyordum videoyu çektiğimde kapatmıştım sabah kalktığımda ona gösterecektim böylece üzerime sıçramayacaktı.
Tekrar yatağıma girdiğimde yorganı üzerime çekmiştim bakışlarımı pencereye çevirdiğimde günün doğumunu izliyordum. Müziği tekrar fullediğimde gözlerimi yummuştum içimde korkunç bir özlem vardı utanmasam babamı özledim evimi özledim yatağımı özledim diye ağlamaya başlayacaktı. Hayır Alaca sen güçlü ve dirayetli bir kızsın dayana bilirsin alışa bilirsin sakin kal sakın ağlama eğer ağlayacak gibi olursan babanı ara o sana yardımcı olur onun sesini duymak seni rahatlatır şimdi derin bir nefes al Alaca derin derin nefes al kendine gel ancak kendini motive ederek uyuya bilirsin. Yorganı avuçlarımın arasında sıkarken derince yutkundum ve kafamı boşaltmaya çalıştım ruhumu müzikle dinlendirirken aklımdan da geçirdiğim tek şey müzik sözleri olmalıydı.
Midemin kasıldığını hissederken aynı anda midemin de bulandığını hissettim elimi ağzıma götürürken bir kaç kez ardı ardına yutkundum en sonunda böyle olmayacağını anladığımda yataktan kalktım ve odanın camını açtım odanın büyük pervazına oturduğumda dizlerimi kendime çektim ve kafamı dizlerime yasladım. Dışarıyı izlerken gözlerim dolmuştu babamı aramak istiyordum insan kaç yaşında olursa olsun evini özlüyordu işte. Bir kez daha yutkunurken tek elimle gözlerimi sildim ve bakışlarımı gün doğumuna çevirip gülümsedim.
Dışarıda bir gölge gördüğümde kaşlarım çatılmıştı sanki dışarıda yürüyen bir adam vardı meraklı kafamı pencereden dışarıya uzattığımda etrafa bakınmaya başladım. Bir gölge görmüştüm ama etrafta başka kimse yoktu kafamı biraz daha dışarıya çıkarttığımda gür bir düşme sesi duymuştum yerimde irkilirken camdan düşmemek için son anda tutunmuştum ufak bir çığlık attığımda Dalya korkuyla yatağından sıçramıştı.
"Alaca iyi misin?"diye yatağından fırladığında beni tutup geriye doğru çektiği an göz göze gelmiştik. Otel görevlisi Pekin Bey sabaha karşı çöpleri eski çöp konteynırına fırlatmıştı buz gibi bakışlarını gözlerime diktiğinde zorla yutkunduğumu hissettim tüylerim diken diken olurken Dalyaya çevirdim bakışlarımı.
"İyiyim."
"Sen aptal mısın? İnsan niye camın pervazına çıkar oturur aşağıya düşmek mi istiyorsun?"diye bağırdığında bakışlarımı tekrar dışarıya çıkartmıştım çöp konteynırının oralarda hiç kimseyi göremediğim iyiden iyiye gerilmiştim. Dalya pervazdan inmeme yardım ettiğinde kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum, adamın beni orada bekleyecek hali yok ya çöpünü atıp içeriye geçti işte çok takmamalısın böyle şeyleri Alaca.
"Uyuyamamıştım biraz orada oturayım dedim ne var bunda dışarıda bir şey dikkatimi çeti uzanıp bakmak istedim az kalsın düşüyordum olan bu."diye mırıldandım.
"Ne kadar rahat anlatıyorsun sen öyle ya? Olan buymuş vay canına az kalsın ikinci kattan düşecektin yakınlarda hastane de yoktu artık beyninin pekmezini akıtmış olurdun ölüp giderdin şuracıkta."
"Abartma istersen Dalya."diye sızlandım.
Yatağıma ilerleyip girdiğimde sırt çantasının içinden bir ilaç çıkardı ve yarısını kırıp bana uzattı kaşlarım çatılırken ilacı aldım. "Bu da ne?"
"Uyku ilacı yarısını kırdım uyumanda yardımcı olur seni kahvaltıya ben kaldırırım."dediğinde kafamı sallamakla yetindim ilacı içtiğimde komodinde duran su bardağına sürahideki suyu döktüm ve içmeye başladım. Kafamı yastığa koyduğumda yine midemde bir kramp oluşmuştu ama uyku ilacının etkisiyle birlikte kendimi uykuya bırakmıştım.
Gözlerimi araladığımda pervazın üzerinde duruyordum bahçeden geçen aynı gölgeyi gördüğümde bu kez tutunarak eğilmiştim. Dışarıdaki gölgeyi arıyordum onun Pekin Bey olduğundan emin olmak istiyordum içimden bir ses burada hiç de normal şeyler olmadığını söylüyordu. Korku ile etrafa bakınırken gözlerim gölgeyi takip etmeye başlamıştı arka taraftaki eski zaman havuzlarına benzer havuzun içi kanla doluydu kaşlarım çatılırken oraya birinin eğildiğini gördüm.
Bu Pekin Bey değildi ama kim olduğunu da anlayamıyordum bana arkasını dönmüştü. "Hey!"diye bağırdığımda bana döner gibi olmuştu ama duraksadı tam olarak dönmemişti karanlık yüzünden onu göremiyordum biraz daha eğilmiştim ama nafile bir türlü görünmüyordu bende tekrar bağırdım. "Hey sana diyorum!"diye çığlık çığlığa bağırdığımda bana dönmeden konuşmaya başladı.
"Sıkı tut."dediğinde kaşlarım çatılmıştı yanına inmeye karar verdiğimde pervazdan aşağıya inmek için bacağımı yere uzatmıştım ama karşımda Pekin Beyi bulunca korkuyla irkildim bir anda beni omuzlarımdan tutup ittiğinde camdan aşağıya düşmüştüm. Sırtım yerdeki taş zemine çarpmasının etkisiyle ağzımdan büyük bir kan birikintisi sıçramıştı acıyla çığlık atarken bir anda yataktan fırlamıştım.
Elimle saçlarımı düzeltirken derin nefesler alıyordum bakışlarımı Dalyaya çevirdim hala uyuyordu. Sanırım bende uyuya kalmış ve kabus görmüştüm yaşanılan her şey kabustu yani! Hızlıca yataktan kalktığımda üzerime hırkamı giydim ve odadan çıkıp merdivenleri koşarak indim. Otelden çıktığımda arka bahçeye ilerledim arka bahçenin giriş kısmında duvarın dibindeki konteynıra atılan büyük çöp poşetinin fırlatılma sesini duyduğumda korkuyla dona kalmıştım. Aynı anı tekrar mı yaşıyordum yoksa hala bir rüyanın içinde miydim?
Koşar adım oraya doğru ilerledim çöp konteynırının içine baktığımda içinin kan ile iğren. atık etlerle kaplı olduğunu gördüm burnuma gelen feci koku ile öğürmeme engel olamazken hızla arkamı döndüm ve öksürmeye başladım. Havuzun olduğu yere koştum havuz suyu eskisi gibi normaldi ellerimi suya sokup yüzüme çarptım bir kaç kez çarptığımda kapattığım gözlerimi aralamıştım havuz suyunun tekrar kanla kaplandığını ve benim de her yerimin kan olduğunu gördüğümde çığlık attım. Tam arkamı dönerken o adamı görmüştüm yine çizmelerini ve mavi kot pantolonunu kafamı kaldırıp yüzüne bakamadan kafamı kan dolu havuzun içine soktuğunda deli gibi çırpınmaya başladım.
"Alaca!"
Çırpındıkça çırpındım canım yanıyordu nefes alamıyordum.
"Alaca dedim kalk!"
Hızla yataktan fırladığımda beni dürtükleyen Dalyaya baktım resmen kan ter içinde kalmıştım. Elimle anlımdaki teri silerken dudağımın üzerinde bir sıvı hissetmiştim ter olduğunu düşünüp elimi oraya götürdüm parmaklarıma bulanan yapışkanımsı sıcak sıvı ile burnumun kanadığını fark ettim Dalya endişeyle bana baktığında derince iç çektim.
"Sanırım kabus ve gerginlik yüzünden böyle oldu merak etme iyiyim."diye mırıldandığımda kafasını sallamıştı. "Kısa bir duş alırsam iyi olacak."yataktan kalktığımda ayaklarımı sürüyerek odanın içindeki küçük banyoya ilerledim. Her şey gibi banyo da eski zamandan kalma gibiydi bu nostaji hoşuma giderken eskiden yaşayan insanlar gibi kendimi hissetmiştim. Musluktan sıcak suyu kovaya doldurduğumda soyundum ve maşraba ile kafamdan aşağıya ılık suyu dökmeye başladım. Burnumdan akan kanın aslında Ala vurduğu için olduğunu düşünüyordum ama geçmişken neden kanasın ki tekrar hayır gerçekten de gerginlik ve stres yüzünden olmalı bir de gördüğüm o anlamsız kabus yüzünden. Hayatımda hiç bu kadar korkunç bir kabus görmemiştim acaba hala uyuyor muydum? Kendimi cimciklediğimde hafifçe inledim kolumu ovarken tekrar su dökmeye başladım güzelce sabunlandığımda sabunun ne kadar güzel koktuğunu fark ettim adını bilmediğim değişik bir çiçek gibiydi çok da ferahlatıcıydı.
Hafifçe gülümserken kenarda asılan temiz görünen havluyu giydim ipini bağlarken banyodan çıkmıştım. Dalya üzerindeki pijamaları çoktan değişmiş yatağının üzerine uzanmış telefonundaki oyunlardan birisiyle oyalanıyordu. Bende dolaba doldurduğum çamaşırları aldığımda üzerimi değiştirmiştim iç çamaşırlarımı giydiğimde kot şortumu ve gri omzumun yarısını açıkta bırakan bir kazak giymiştim ayaklarıma da siyah sporlarımı geçirdiğimde saçlarımı havlu ile kurutmaya başladım. Burada kurutma makinesi olmadığı için havluyla ne kadar kuruta bilirsem o kadar kurutmuştum. Çekmeceden saç bandını aldığımda saçıma yerleştirmiştim nemli saçlarımı tarakla açıp salık bıraktığımda hazırdım. Birlikte Dalya ile odadan çıktığımızda odanın kapısını kilitlemişti kol kola girdiğimizde kahvaltı için aşağıya inmiştik yemek odasına girdiğimizde Pekin Beyi görmem ile irkilmiştim hala gördüğüm rüyanın etkisindeydim.
"Kahvaltı dışarıda yapılacak hava bugün çok güzel."demişti donuk sesiyle Dalya ile birbirimize bakarken sesimizi çıkartmadan dışarıya ilerledik bahçeye çıktığımızda organik kahvaltıyla hazırlanmış mükellef sofra çekti dikkatimi. Bakışarım Ayazı bulduğunda hafifçe gülümsemiştim oda bana tebessüm ettiğinde kıyafetleri dikkatimi çekti mavi kot pantolon ve aynı çizmeler rüyamdaki beni kanlı havuzda boğmaya çalışan adamın ta kendisi gibiydi. Saçmalama Alaca sadece aptal bir rüya ve aptal bir tesadüf hepsi bu. Derin bir nefes alırken yanımıza gelmişti onun peşinden Bağdaş da geldiğinde ikisi aynı anda konuşmuşlardı.
"Günaydın kızlar."
"Günaydın böyle koro halinde konuşmanız oldukça çekici."diye mırıldandığımda Dalya hafifçe koluma vurdu.
"Günaydın."diye mesafeli bir sesle konuştu Dalya. Yanımıza bir kaç kişi daha geldiğinde tanışmaya başlamıştık çift oldukları belli olan kız ve erkek yanımıza geldiğinde kendilerini tanıtmışlardı.
"Selam ben Sindy Börlen oda erkek arkadaşım Cake Lowrence."diye kendisini ve sevgilisini tanıttığında bende kendimi ve Dalyayı tanıtmıştı Ayaz ve Giray kardeşler de birbirini tanıttıklarında bir kaç kişi daha gelmişti neredeyse otelin tamamıyla tanışmıştık hatta içlerinde bir Türk daha vardı. Efsan Ilgım diye bir kız ve yabancı erkek arkadaşı Sam Andy ile tanışmıştık. Kahvaltıya geçtiğimizde herkes açılmış olacak ki konuşmaya başlamıştık otelde diğer kalanların da adlarını öğrenmiştim mesela. Elisa Lola, Rany Sand bu iki kız arkadaş aynı bizim gibi kanka olarak gelmişlerdi tatil ve adrenalin adına buradalardı. Emma Roller, Çars Arora da çift olarak gelmişti iki nişanlı olarak tatil için burayı seçmeleri de ayrı bir garipti gerçi bizim burada olmamız da garipti. Emily Nightwing burada tek başına kalan tek kızdı ortama ayak uydurmaya çalışıp şimdiden kendine bir sürü dost edinmişti ve en son ki çiftimiz Caroline Dex ve Robert Candydi.
Bizim dışımızda otelde kalan otel sahibi Piyale Hanım ve otel görevlisi Pekin Bey vardı. Böylesine her şeyin yerli yerinde olduğu ürkütücü havasına rağmen loş ve sakin nostaji saçan bir otelde kafa dinlemek varken insanlar neden kırk günün sonunda kaçsınlar ki? Bence bu işte bir iş vardı acaba bizi korkutup kaçırmaya mı çalışacaklardı bilemiyordum. Telefonlar çekmediği için babamı da arayamıyordum beni oldukça merak edecekti ama yapacak bir şeyim yoktu buradan çıkamazdım o Hawai tatilini riske etmek istemiyordum. Asla rüyamda bile göremeyeceğim tatili bu otelde kırk gün geçirerek kazanacaktım o yüzden pes etmek yoktu!
Ölmek var dönmek yok gayrı! Hahaha işte şimdi tam kuruluş Osman dizisine döndü repliğim neyse arkadaş gidebildiğim yere kadar giderim gideremediğim yere kadar olanı kader sayılır oradan dönerim. Dalya ile kendimizden oldukça emindik burada kalabilirdik hatta yoğun sınav döneminden sonra burada kafa dinlemek oldukça zevkli olacaktı otelin keşfedilecek bir sürü yeri vardı ve bizde keşfetmeye meraklı insanlardık. Masada her ülkeye göre kahvaltı vardı acaba bunları bir yerden mi alıyorlardı yoksa hepsini Pekin Bey mi hazırlıyordu? Bu koca otelde çalışan tek kişi Pekin Bey miydi? Buda oldukça ilginçti işte koca oteli nasıl çekip çeviriyordu. Bacağımı stresle sallarken düşünmeye başladım bu adam bu yüzden bu kadar erken kalkıyordu bütün işleri yetiştire bilmek için mi? Vay canına baya çalışkan bir adammış gerçi oldukça da ürkütücüsü bir havası var bizden oldukça uzun ve kalıplı birisi sesi konuşması her şeyi buz gibi artı olarak da aşırı ürkütücü insan onunla konuştuğunda veyahut göz göze geldiğinde bile tüyleri diken diken oluyordu.
Tabağıma yemek istediğim şeyleri doldurduğumda bir parça ekmek alıp kahvaltımı etmeye başladım ekmek bile resmen köy ekmeğiydi ve harika bir tadı vardı. Burada ekşi mayalı ekmeği nereden bulmuştu bunlar? Ahh gerçekten ekşi mayalı ekmeğe aşık bir insandım ve burada bunu tatmak beni oldukça memnun etmişti. Kahvaltı bitene kadar herkes kendi kurduğu guruplama da sohbet çeviriyorlardı bizim gurubumuz da şimdiden belliydi. Ben, Dalya, Ayaz, Bağdaş, Sindy ve Cake. Birlikte altımız da çok iyi anlaşıyorduk. Aramızda ufak bir sohbet dönerken hepsi nereden geldiklerini anlatıyorlardı mesela Ayaz ve Bağdaş kardeşler buraya İzmirden gelmişlerdi ikisi de yirmi altı yaşında Üniversite bitirmiş gençlerdi biz ise bu sene yeni Üniversiteye başlayacaktık. Sindy ile Cake de Üniversite tatilini fırsat bilip çift olarak buraya gelen ikinci üçüncü şanslılardandı. Birlikte güzel bir kahvaltının ardından Ayaz Pekin Beyden mutfağı kullana bileceğimizi öğrenmişti. Ayazla birlikte mutfağa girip malzemeleri ve kileri kurcalamıştık Ayaz sıcak çikolata yapmayı bildiğini söylediğinde heyecanla gülümsemiştim. O malzemeleri hazırlayıp sıcak çikolata yapmaya başladığında bende belimi tezgaha yaslayıp onu izliyordum. Oldukça yakışıklı bir adamdı Ayaz siyah saçları karamel rengi gözleri dolgun dudakları ve hafif çilleri ile aşırı tatlı bir havası vardı siyah saçları havalanmış gibiydi çillerinden öpesim gelmişti bir an gülümsediğinde iki yanağında çıkan gamzeleri fark etmiştim. Ağzım açık gamzelerine bakarken bana dönmesiyle bakışlarıma çeki düzen vermek zorunda kalmıştım hafifçe boğazımı temizlerken yakalanmışlığın verdiği utançla hafifçe gülümsedim.
"İstersen biraz daha dikizleye bilirsin ben görmemiş gibi yaparım."dediğinde göz dediğinde göz devirmiştim.
"Hahaha çok komik gerçekten!"kollarımı göğsümde birleştirirken kaynayan sıcak çikolataya baktım altı bardağa pay ettiğinde bardakları tepsiye koymuştuk tepsiyi bahçeye götürürken bizimkilerin oturduğu çimlerin yanına gelip tepsiyi yere bırakmıştım. Benimle birlikte Ayaz da yere oturduğunda herkes sıcak çikolatalarını almıştı bende avucuma sıcacık bardağı aldığımda ellerimin buz gibi olduğunu hissetmiştim bardakla birlikte ellerim de ısındığında sıcak çikolatayı dudaklarıma götürüp ufak bir yudum aldım. Sıcak çikolatanın ağzımda bıraktığı tat beni mesut ederken tadı damağıma yayılmıştı bile hafifçe üfleyip soğuttuğumda bir yudum daha almıştım. Sıcak çikolatanın güzelliği ile bakışlarımı Ayaza çevirmiştim.
"Çok güzel olmuş."diye mırıldandım.
"Bir şey değil."diye karşılık verdi Ayaz.
"Gerçekten şahane olmuş ne kadar güzel yapmışsın bir ara tarifini mutlaka isterim."diye cıvıldadı Sindy.
"Ben sana kendi ellerimle öğrenip yaparım güzelim."diye karşılık verdi Cake. Birbirlerine sarıldıklarında Sindy kafasını Cakenin göğsüne yaslamıştı. Çok yakışan bir çifttiler o kadar tatlı ve şirin görünüyorlardı ki onlara imrenmeden edememiştim nazar etmemek açısından içimden maşallah çektiğimde bakışlarımı bardağıma çevirdim ve bir yudum daha aldım. Aralarındaki hoş sohbeti dinlerken aklıma yine o gördüğüm kabus gelmişti parmaklarımı bardağın etrafında çevirip döndürürken belimin ağrıdığını hissettim muhtemelen soğuk çarpmıştı beni bu yüzden de belim tutulmuştu. Göz devirirken hafifçe belimi hareket ettirdim acırken bir yandan da kıtlama sesi gelmişti derince gerneştiğimde esnemiştim dün gece hiç iyi uyuyamamıştım keşke o uyku ilacını baştan alsaydım diyeceğim ama uyuduğum dakikalar bile korku filminin içindeymişim gibi geçmişti ilk günüm burada oldukça hoş geçerken ilk gecem kabus gibi geçmişti acaba bu gece nasıl uyuyacaktım ya yine kabus görürsem? Yok canım görmem herhalde ilk gecenin gerginliğinden olmuştur her daim olacak değil ya olmaz yok.
Kendi aklım bile bana oyun oynuyordu resmen tekrar kabus görmenin vereceği stresi düşündüm bu gece de kesin uyuyamayacaktım. Bardağımda soğumaya yüz tutmuş sıcak çikolatayı dudaklarıma götürdüm ve bir yudum daha aldım azalan sıcak çikolataya bile üzülmüştüm resmen tadını çok beğenmiştim keşke bir bardak daha olsa diye düşünürken sıcak çikolatanın yansımasından Pekin Beyi görmüştüm tüylerim diken diken olurken burnumdan akan kan damlası sıcak çikolatanın içine damlamıştı...