Araba, Şırnak’ın o heybetli dağlarının eteklerine doğru kıvrılan sakin bir yolda ilerleyip bağ evinin kapısında durdu. Şehrin gürültüsünden uzak, gözlerden ırak bu özel mekân, gecenin karanlığında ışıl ışıl parıldıyordu. Azad arabadan inip her zamanki centilmenliğiyle kapımı açtı. Elimi tutup beni arabadan indirirken gözlerindeki o gizemli tebessüm hâlâ duruyordu. Bağ evinin geniş, ahşap terasına çıktığımızda gözlerime inanamadım. Teras, Cudi Dağı’nın o haşmetli siluetine ve aşağıdaki vadinin gecedeki sakinliğine bakıyordu. Masanın etrafı taze beyaz güllerle donatılmış, yerler küçük mumlar ve loş fenerlerle süslenmişti. Hafifçe esen gece rüzgârı, arka planda çalınan yumuşak bir bağlama ve keman melodisine karışıyordu. Üstelik etrafta ikimizden başka hiç kimse yoktu. Şaşkınlıkla etrafıma

