Gelen kişi... Azad’dı. Hastaneden kaçmış gibi duruyordu; üzerinde hâlâ hasta kıyafetleri, pansumanlar ve eşofman vardı. Bacağını hafifçe sürüyerek arabadan indi, öfkeli gözlerle doğrudan bana baktı. Arkamdaki Fatma ablanın şaşkın sesi yükseldi: “Aman Allah’ım!” “Senin burada ne işin var? Hastaneden nasıl çıktın?” Gözlerinden adeta alev fışkırıyordu. Yanına gidip hemen koluna girdim, ağırlığını bana vermesini sağlayarak destek olmaya çalıştım. Birlikte yavaş adımlarla içeri geçtik. Onu dikkatlice salondaki geniş kanepeye oturttum. Ağrıdan kenetlediği elindeki silahı yavaşça alıp sehpanın üzerine bıraktım. Şaşkınlığımı ve endişemi kenara bırakıp dizlerimin üzerine çöktüm, ayaklarına doğru uzandım. “Şu ayakkabıları çıkarayım, rahat uzan. Bir yerin acıyacak, kanayacak yine...” Azad tek

