2 . Bölüm :Kaderin Ayak İzleri

805 Words
Nefes, her geçen gün biraz daha özgürleştiğini hissediyordu. Ama bu özgürlük, yalnızca içinde biriktirdiği isyanla şekillenen bir özgürlükten ibaretti. Dış dünyada, hayat olduğu gibi devam ediyordu; köydeki insanlar, Nefes’i hala eski haline göre izliyor, nişanlısı Ali ile ilişkilerinin nasıl gideceğini merak ediyordu. Ancak Nefes, artık kimseyi umursamıyordu. Bir sabah, Emin Ağa kahvaltı masasında yine sessizce otururken, Nefes odaya girdi. Bugün, babasına karşı koyma kararı almıştı. Kafasında belirlediği planı uygulamaya koyacak, bu zoraki nişanı iptal ettirecekti. Çünkü artık başka bir seçeneği yoktu. “Nefes,” dedi Emin Ağa, gözlerini ona dikerek. “Bugün, Ali’nin ailesiyle buluşacağız. Bütün bu işler bitecek. Senin için en iyi çözüm bu.” Nefes, babasının yüzüne bakarak derin bir nefes aldı. O an, içinde kocaman bir boşluk vardı. Bir yanda babasının katı, sert kararları, diğer yanda ise kendi isyanını susturmak için verdiği mücadele. İçindeki her şey sanki birbirine girmeye başlamıştı. Ama bugün bir şeyleri değiştirecek, yolunu bulacaktı. “Babam, ben bu nişanı istemiyorum,” dedi Nefes, sesini titretmeden. “Bu benim hayatım, benim kararım. Kimse benim yerime karar veremez.” Emin Ağa, Nefes’in söylediklerini bir an için şaşkınlıkla dinledi. Onun ağzından çıkan ilk sözlerdi bunlar. Daha önce hiç karşısına dikilmeyen kızının bu şekilde konuşması, Emin Ağa’yı öfkelendirmişti. Ancak, yüzüne yansıyan öfke, aynı zamanda korkuyu da gizliyordu. Çünkü yıllardır Nefes’in sessizliğine alışmıştı; bu kadar cesur bir çıkış, onu hazırlıksız yakalamıştı. “Nefes, sen kim oluyorsun da benim kararlarımı sorguluyorsun?” dedi sert bir şekilde. “Benim söylediğim olacak. Sen sadece bir çocuksun, daha ne bileceksin?” “Benim bedenim, benim kararım,” dedi, sesini daha da yükselterek. “Ve bu nişan, benim geleceğimi çalmaktan başka bir şey değil.” Emin Ağa, Nefes’in gözlerinde hissettiği kararlılığı gördü. Yıllarca kontrol altında tutmaya çalıştığı bu kızı, sonunda bir şekilde kaybetmek üzere olduğunu fark etti. Kızının bu kadar dirençli olduğunu hiç düşünmemişti. Ancak, o an bir şey fark etti: Nefes, yalnızca bir kız değil, kendi yolunu seçmek isteyen bir insandı. Ancak Emin Ağa, hâlâ en güçlü kararı veren kişiydi. “Bu konuda başka bir şey duymak istemiyorum, Nefes,” dedi ve sözlerini bitirdi. Nefes, gözlerinde öfkeyle ve korkuyla babasına bakıyordu. İçindeki isyan, yavaşça vücudunun her noktasına yayıldı. Gözlerinden bir yaş damlası süzüldü ama o an kendini, bu acıya karşı susmaktan başka hiçbir şey yapamayan bir köle gibi hissetmedi. “İstemiyorum!” diye bağırmıştı. Her şeyin son noktasıydı. Ama babası, bir canavara dönüşmüştü. Emin Ağa, öfkeyle kendini kaybetti. Gözleri bir anda kan çanağına döndü, öfkesini kontrol edemedi. “Ne diyorsun sen? İstemiyorsun ha?” dedi, sesi titriyordu. “Sen kimsin lan? Babana karşı çıkıyorsun, dilini koparırım!” Nefes, bir adım bile geri gitmeden gözlerine bakmayı sürdürdü. Ama o an, babasının elleri havada belirdi. Bir saniye sonra, babasının güçlü eli, Nefes’in yanaklarına bir şiddetle vurdu. Nefes yere düştü, başı yere çarptı, ama gözlerinden acı geçmedi. O an, acısı, haykırışı değil, tam tersine suskunluğu halini almıştı. "Akıl mı kaldı senin?" diye bağırdı babası, kendisini kaybetmiş bir şekilde. "Aklını başına al, Nefes! Hadi, bakalım! Akıl versin sana! Bu kadar büyüdün de ne oldum diyeceksin! Kendi bildiğini okuyacaksın, ha?" Nefes yerde kalmıştı, ama gözlerinden korku yoktu. İçindeki isyanın sesi, artık onu tanıyordu. Bir kez daha doğrulmak için derin bir nefes aldı, ama başka bir şey yapamadı. Babası, ona hiç fırsat vermedi. Aniden Nefes’in kollarından yakaladı ve zorla onu sürüklemeye başladı. Yavaşça arka odalara, karanlık bir kilere doğru götürdü. Her bir adımda, içindeki korku ve öfke daha da büyüdü. “Burada kalacaksın!” dedi Emin Ağa, sesini bastıramayarak. “İki gün boyunca yemek de yok, su da yok. Sadece kendinle baş başa kalacaksın. Aklını başına alırsın.” Kapı bir çarpma sesiyle kapandı, kilit sesi ise Nefes’in kalbini derin bir boşluğa doğru çekti. Annesinin çaresizce kapıya vurduğu, babasına yalvardığı sesler kulaklarında yankılandı. Ama Nefes, o anda sadece kendi içindeki gürleyen fırtınayı duyuyordu. İçerideki karanlık, ona başka bir şeyden çok daha fazla şeyi hatırlatıyordu: Burası, yıllardır içinde büyüyen isyanın simgesiydi. O kilitli oda, aslında kendi ruhunun bir yansımasıydı. Ve Nefes, bir şekilde bu zincirlerden kurtulmayı bilmeliydi. İki Günün Ardından İki gün boyunca içeride, annesinin sesinden başka hiçbir şey duymadı. Kapıdan gelen her bir ses, Nefes’e bir adım daha yaklaşıyor gibi hissettiriyordu. Yalnızlık, acı ve açlık, hep birlikte bir araya gelip onu eziyordu. Ama Nefes, yılmadı. İçindeki öfke, her geçen dakika biraz daha büyüdü. Gözlerini kapadığında, babasının sert bakışlarını, annesinin çaresiz gözlerini gördü. Ama bir anlık düşüncesi bile, ona olan inancını kaybettirmedi. Hemen ardından gelen cesaret, Nefes’in tüm varlığına yayıldı. İki günün sonunda, Emin Ağa tekrar odanın kapısını açtı. “Nefes,” dedi. “Hazırlıklara başlayacağız. Bir şekilde dinlendin mi?” Nefes, babasına gözlerinin içine bakarak, sessizce cevap verdi. Yorgundu, açtı, ama kararlıydı. “Hayır, dinlenmedim. Ama biliyorum ki bu zorbalıkla baş edebilirim. Bu nişan olmayacak.” Emin Ağa, kızının kararlılığını bir an için gözlerinde hissetti. Ama yine de, kendini tutarak, “Bugün her şey yoluna girecek, Nefes,” dedi. “Artık bu işten kaçış yok.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD