Oradan çıkar çıkmaz aracıma atlamış evin yolunu tutmuştum. Ter içinde kalan bedenimi suyun altında rahatlatmak şu an için istediğim ilk şeydi, ikincisi ise harcadığım enerjiyi yerine getirecek bir kahvaltıydı. Ne kaldı ki evden içeri adımımı atar atmaz burnuma dolan tereyağlı omletin kokusu bütün hücrelerimi harekete geçirerek karnımdaki gurultulara bir yenisini eklemek olmuştu. Bir elinde tahta kaşık omleti alt üst eden Sibel ve ardından ona sarılıp öpücüklere boğan Canın tiksinilesi manzarası... Evet evet kıskanılası değil kesinlikle tiksinilesi manzarasını görmeye dayanamayan gözlerim, acı ile sızlarken boğazımı temizleyerek ilk uyarıyı vermiş oldum. "Bari mutfakta uzak durun birbirinizden. Omlete hep vıcık vıcık aşk bulaştırdınız." demem ile bana dönen ikiliden, sadece Canın gözler

