Pervasızca savuşturulmamın ardından geldiğim yolu geri kat etmiştim. Masaya yaklaşmam ile ayakta beni arayan Can'ın öfkesi burnundan solumasına sebep oluyordu ve ben bunu bu uzaklıktan dahi görüyorsam küçük çaplı bir kıyamete hazır olmalıydım.
"Ulan, ulan buraya seninle gelen aklıma tüküreyim. Başıma bela mısın kızım sen."
"Evet bugün baş belası olduğumu söyleyen ikinci kişisin ve ben sanırım tatlı bir bela olma yolunda ilerliyorum." dedim umursamazca masaya oturarak.
"Ne diyorsun sen Elif, kim sana ne dedi. Kızım sende korku yok mu nerelere gidip geliyorsun böyle ne işler çeviriyorsun?" derken öfke ile bağırışını kimsenin duymasına imkân yoktu.
İkinci dövüş henüz başlamamışken ortamı avucuna alan müzik sesi oldukça yüksekti.
"Bir arkadaşı gördüm de selam vereyim dedim Can, bir şey yaptığım yok."
"Arkadaş mı?" dedi şaşkınlıkla gözleri açılıp elleri kız misali beline giderken.
"Hem de burada öyle mi? Ne o boksör arkadaşın var da benim mi haberim yok?"
"Evet neden olmasın."
"Kim lan bu?" dedi masadaki yerini alıp bedenini bana doğru eğerken.
"Demir Yumruk." dedim gözlerimi ondan kaçırırken.
"Yok artık." diyen Taner'in ağzından ardı sıra çıkan küfre karşın öfke ile bakarken "Terbiyesiz" dedim tiksinircesine.
"Sallama kızım, sen nereden tanıyacaksın onu."
"Laflara bak ya, niye ben tanıyamaz mıyım onu?" dedim Can'ın sözlerine karşın.
"Hadi ama Elif sen korkak bir kızsın, öyle bir dostun olamaz."
Sibel'in sözleri nedensizce zoruma gitmişken sırtımı sandalyeye yasladım ve "Bundan sonra korkaklıktan istifa ediyorum ve yarından itibaren boks derslerine başlıyorum." dedim gözlerim onlardan başka her yerde dolanıyordu.
"Ya sabır, ya sabır delirmek üzereyim. Kalkın gidiyoruz."
"Nereye ya, daha bir maçı daha var onu izleyeceğim." dedim elimi kolum birbirine dolanmış panik adeta ruhuma işlemişti.
"Kızı zorla getirdik zorla götürüyoruz iyi mi, ayarsız mısın kızım sen?"
"Hayır ayarsız olan Taner'in sevgilisi." dedim Can'ın tam da gözlerinin içine bakarken.
"Ben ayarsız severim güzelim, sorun yok." diyen Taner'in sözleri ile gözlerim öfke ile kapanmış ardından kıvılcımlar saçarak tekrardan açılmıştı.
"Sen sus." derken aynı şeyi Can'la söylemiş olmak hiç de hoşuma gitmemişti. Onunla aynı fikri bile paylaşacak kadar anlaşamadığımız kesindi.
"Tamam sakin olun." diyen Taner'i es geçerek Can'a döndüm.
"Neden gidiyoruz nereye gidiyoruz, daha boks izleyecektik."
"Baban aradı, telefonunu burada bıraktığın için sana ulaşamamış. Yoldaymış ve buraya geliyormuş. Yani anlayacağın sen bu kas yığınlarıyla resim çektirmeden o bizi basacak."
"Yok artık... Bu adam neden hep olmadık zamanlarda gelir ki." diye isyan ederek çantamı elime almış çoktan ayaklanmıştım.
"Ne oturuyorsunuz kalksanıza, eğer yakalanırsak tatilimi faturasız hatlar gibi bakiyesiz bırakır."
Ayaklanmış, Taner kişisini postalamış ve yola koyulmuştuk. Aklım hala oradaydı oysaki, turnuvanın galibi olduğunu görmek istiyor olmam kesinlikle anlaşılır bir şey değildi. En azından yarın için bir randevu kapmıştım ve tekrardan o güzel gözlerine bakabilecektim. Belki bu sefer gerçekten numarasını alır en azından giderken iletişim bağını sağlam tutardım. Aman tanrım fazlasıyla erkek düşkünü bir kız imajı çiziyordum, ama elimde değildi. Hayatımda ilk defa bu denli çekiliyordum bir erkeğe, hem de telefon şebekesinden hallice WiFi ağı kadar kuvvetli.
Babamın otel köşelerinde sürünmeyelim diye bir aylığına kiraladığı dayalı döşeli villaya adım atar atmaz, üstümüzü başımızı değiştirip ev moduna geçiş yapmıştık. Az sonra kapıda beliren babamı karşılamak için dışarıya çıkmış ve kapısını açan şoförünün yardımıyla dışarı çıkışını izliyordum. Annemin yıllar önce ölmesi ile yalnızlığa gömülen babamın, bütün hayat gayesi benimle uğraşmak olmuştu. Nereye gittiğimi bilmeli, kimlerle arkadaşlık kurduğumu öğrenip onayından geçirmeliydi. Gerçi Can gibi biriyle arkadaşlık etmeme izin veriyor oluşu onun sezilerini sorgulamama sebep oluyordu, fakat bunun tek nedenini Can'ın babası ile olan ahbaplığına bağlıyordum.
"Babacığım." dedim bahçe kapısına doğru ilerlerken ellerim açılmış ve boynuna sarılmıştı.
"Elifim, nasılsın kızım."
"iyiyim, hoş geldin."
Babam başıma şefkatli öpücüğünü kondururken, baba kokusunu derince içime çektim. Uzun zaman önce annemin kendine has kokusundan ve şefkatinden yoksun kalan benliğim, ondan kalan boşluğu doldurmaya çalışan adama sığınıyordu ve bunu yapabildiğini göstermek ister gibi her defasında ona hissettirmemeye çalışıyordum.
"Can ile Sibel nerede?"
"İçerideler babacığım." dedim onun kollarında verandaya doğru ilerlerken.
Bu esnada iti an çomağı hazırla misali kapıda biten yağcı Can, güzel bir yıkama yağlama cümlesi ile karşılama faslını başlatmıştı çoktan. Evet ben herkesle anlaşabilen bir insan değildim belki, fakat bu ukala herifi rencide etme dürtüsüne de engel olamıyordum.
İçeri geçmiş salonun farklı köşelerindeki koltuklara yayılarak, babamın geliş nedenini merak eder bir halde suratına bakıyor, konuşmasını bekliyorduk adeta. Sessizce oturan adamın üzerindeki takım elbisenin içinde bile rahat tavırlar sergilemesine aslında çoktan alışmıştım, çünkü onun için takım elbise neyse benim için de topuklu ayakkabı oydu. Bir hayat felsefesi gibi üzerime yapışan topuklularım yaşama sevincim, hatta bebeklerim diyebileceğim bir yere sahipti.
"Baba neden geldin?" derken, ayaklarımı koltuğa çıkarmış ellerim ile bacaklarımı sarmalamıştım.
"Bu ne biçim soru Elif." dedi, sert durmayı bile beceremiyordu bana karşı.
"Özür dilerim, ama merak ettim. Sonuçta daha bir hafta oldu biz buraya geleli, biliyorsun ki üç haftamız daha var."
"Biliyorum kızım, siz tatilin keyfini çıkarın. Benim yurt dışına çıkmam gerekiyor bir bilemedin iki aylığına. Gitmeden seni bir göreyim dedim."
"Ciddi misin?" derken büzülen dudaklarıma eşlik eden gözlerim çoktan buğulanmıştı. Oysa onun gidişlerine alışkın olmam lazımdı, fakat onsuzluk hiçbir zaman alışamayacağım bir şeydi.
"Kim bilir belki de tatiliniz bitmeden gelirim. Asma güzel yüzünü bakayım, siz eğlenmenize bakın."
Babamın dediğini başımla onaylarken "Siz merak etmeyin Haluk amca, Elif bana emanet." diyen Can'ın sözleri ile gözlerimi devirirken, bugün güzel gözlümün yanında yapamadığım hareketin ne kadar içimde kaldığını fark ettim.
"Biliyorum evladım, birbirinize mukayyet olun. Ben artık kalkayım."
"Bu kadar erken mi gidiyorsun, bari gece kalsaydın." dedim babamın ayaklanması ile yerimden kalkarken.
"Gitmem lazım Elif'im, kendine dikkat et. Bak herhangi bir sorunda hemen beni ara."
"Tamam baba." dedim son kez ona sarılırken.
Buruk bir şekilde vedalaşmamızın ardından geldiği gibi aracına binerek gözden uzaklaşmıştı. Annemden bana kalan tek yadigârdı ve aynı şeyi o da benim için söylerdi çoğu zaman. Bu güne kadar bir dediğimi iki etmeden ne istesem yapmış, buna rağmen ayaklarım üzerinde durmayı da ayaklarım üzerinde durmayı da öğretmişti. Evet, ben şımarık bir kızdım ama hiçbir zaman aciz olmamıştım. Her şeyden önce eğitimime önem veren babam, okulu bitirerek şirketin başında beni görmek istediğini her daim dile getirirdi. Sanırım tek çocuk olmanın en zor yanı da, ebeveynlerin beklentilerinin bir tek senin üzerine yoğunlaşmasıydı.
Salonda oturan ikiliyi baş başa bırakarak odama çıktım ve telefonu sabah erken bir saate kurduktan sonra kendimi yatağa bıraktım. Sanırım yarın onun yanında olmak beni şimdiden heyecanlandırıyordu. Ne kaldı ki gözlerini görmek bile yetiyorken, o göz rengine sahip olmak için nasıl bir gene sahip olduğunu sorgular bir şekilde buluyordum çoğu zaman kendimi.
???????
Sabah alarmın sesiyle zoraki bir şekilde kalkmış, rutin işlerimi hallederek dolabın başına dikilmiştim. Gideceğim spor salonunu daha önce görmüştüm. Lüks bir yer olduğu belli olurken, içerisindeki insanların kişiliklerinden bihaberdim. Tam da bu sebepten nasıl giyineceğim konusunda bir karara varamazken, kısa siyah taytımı ve mor sporcu atletimi üzerime geçirerek spor ayakkabılarımı giyindim.
Çantama koyduğum günlük kıyafetleri de elime alıp aşağı inerken, koridorun tam karşısında açık oda kapısından görünen ikilinin uykusunu bölmemek adına yavaş adımlarla ilerlemeye başlamıştım. Dış kapıyı da aynı yavaşlıkla kapatmamın ardından üşengeçliğimi bir kez daha ispat eder nitelikte, yakın olan salona gitmek için aracıma binmiştim.
Bir kaç sokak ötedeki spor salonunun park alanına bıraktığım araçtan iner inmez başımı kaldırarak 'Albayrak Fitness' yazısını görmem ile algılarım açılmış, dün geceden kesitler aklıma düşmüştü. Ne demişti spiker 'Ali Albayrak' demek ki bu spor salonu güzel gözlüme aitti. Şaşırmış mıydım peki? Elbette hayır, o bedenini ikinci bir deri gibi saran kaslarının oluşumuna katkıda bulunacak elbette bir yer olmalıydı.
İçeriye girer girmez insanı kendine hayran bırakan renklerin uyumuna şaşkınlıkla bakıyordum. Öyle kötü çocuk havaları olan simsiyah bir ambiyans yerine beyaz yüzeylerin üzerinden şerit halinde geçen bir çok renk adeta gökkuşağını andırıyor ve ortama ferah bir hava katıyordu.
Danışmadaki adamın yanına ilerlerken gözüme takılan spor aletlerinin bulunduğu yer, deyim yerindeyse tıka basa doluydu ve her bir aletin başında görevli olduğu belli olan çalışanlardan vardı. Dikkatimi toparlayarak adama döndüm ve gayet masum bir tebessüm takındım suratıma.
"Merhaba."
"Merhaba, hoş geldiniz."
"Ben Ali'ye bakmıştım."
Aklımdan geçirdiğim hani şu dün akşam sevgilim olan Ali kelimesiydi.
"Ali?" dedi adam sorgular bir şekilde bana bakarken.
"Ali Albayrak, namı diğer Demir Yumruk."
"Ne için bakmıştınız?"
"Kendisinin geleceğimden haberi var, söylerseniz sevinirim." dedim bıkkınlığımı simama yansıtmamaya çalışırken gülümsemem zoraki bir hal almıştı.
"İsminizi öğrenebilir miyim?"
"Elif." dedim ilk önce, ama sonrasında aklıma adımı dahi bilmiyor oluşu gelmiş ve bu nedensizce kalbimi kırmıştı. "Siz dün geceden derseniz o anlar." diye devam ettim, fakat adamın değişen yüz ifadesi ile kırdığım potun ne denli büyük olduğu kulaklarımda çınlama olarak varlığını göstermişti. Ah salak Elif dün gece ne demek, adam kim bilir ne sandı.
Kısa telefon görüşmesini o denli sessiz yapmıştı ki, ne zaman başlamış ne zaman bitirmişti hiçbir fikrim yoktu. Ardı sıra masasının olduğu yerden çıkarak yanıma gelmiş ve 'buyurun' diyerek önden yürümeye başlamıştı. O önde ben arkada ilerlerken merdivenlerden aşağı inerek, yukarıya nazaran daha da kasvetli bir ortama giriş yapmıştık.
Kese kâğıdı rengi duvarlar yeni boyanmış gibi parlak duruyor, kocaman salonda ortaya konulmuş bir ring ve kıyıda köşelerde bulunan kum torbaları vardı. Etraf fazlasıyla sessizdi ve bu beni korku filmlerinde birden ortaya çıkacak bir cismi bekler gibi tedirgin etmeye yetiyordu. En kötüsü ise boks dersi almaya gelmiştim, ama dayak yemeden eve gidip gitmeyeceğini sorgulamaya başlamıştım. Hayır yani en azından burnumun sağlam kalması gerekiyordu, çünkü estetiğe ihtiyaç duymak istemiyor olmam kesinlikle bıçak altına yatma korkumdandı.
Ringi geçtikten sonra küçük bir odada koltuklarda oturan dün geceki adamları ve spor kıyafetleri içerisinde onlara eşlik eden güzel gözlümü görmem ile biraz da olsun rahatlamıştım. Ayağa kalktı ve bana doğru yaklaşırken kalbim koşuya başlamış yarış atları gibi hızla atıyordu.
Yaklaştı, yaklaştı ve yine yaklaştı... Bu adam resmen ter kokuyordu, ama öyle tiksinilecek gibisinden değil. Bildiğin basbayağı kendine has dedikleri kokunun can bulmuş hali gibiydi. Ve o gözlerin gözlerim ile buluşurken arsızca kontağı kesmemesi... Yok yok bu adamın tek niyeti beni bitirmekti...
"Koçum Songül'ü çağır." dedi gözlerini benden ayırmazken ardımdaki adama seslendi ve adam onaylayarak yanımızdan uzaklaştı.
"Songül de kim?" dedim her zamanki gibi merakla.
"Hoş geldin baş belası, Songül senin eğitmenin. Bu arada spor ayakkabılar yakışmış" dedi.
Cümlesinin sonunda alay ettiğini belli etmek ister gibi gülümserken gözlerime bakıyor, gözlerime bakıyor olmasına rağmen ayakkabılarıma dikkat etmiş olması enteresandı.
"Yeni öğrenci bu mu?" diyen sesin geldiği yöne dönerken, güzel gözlümden zoraki ayırdığım bakışlarımı ardıma çevirmiş konuşan kadına bakıyordum.
Sporcu atletinin altından belli olan kasları bir kadına ait olamayacak kadar çoktu. Bana nazaran giydiği şorttan belli olan bacak kaslarına kadar tepeden tırnağa süzdüğüm kadının az sonra bana ders verecek olması mümkün değildi. Bakışları bile seni çiğ çiğ yiyeceğim diye bağırırken, benim buraya geliş hayallerim kesinlikle bambaşkaydı.
➡️ i********:: destina_destinaa