9. BÖLÜM (Hastane)

1443 Words
Mahsun ağa, Gece'nin haykırışlarını duymuş ve koşarak alt kata inmişti. Ardından gelen ev ahalisi umrunda bile değildi. Gece'nin neden bu kadar çok bağırarak ağladığını ve ona ne olduğunu merak ediyordu. Kalbi hızlanıyor, sıkışmaya başlıyordu fakat önemsemeden alt kata inip kapıyı açmaya çalıştı ama kapı kilitliydi. Arkasına dönüp Sibel'e bağırarak "Hemen odadan anahtarı getir." diyerek bağırdı telaşla. Sibel, Mahsun Ağa'nın sözü ile hızla odaya çıkıp her zamanki çalışma masasının çekmecesinde bulunan anahtarı alıp geri alt kata inmişti. Mahsun Ağa, Sibel'i beklerken kapıya vuruyor, Gece'ye sesleniyordu fakat genç kız onu duymuyordu. Elif Hanım, Mahsun Ağa'nın arkasından telaşla merdivenlerden inerken ağlamaya çoktan başlamıştı​. Korkuyordu. En az eşi kadar korkuyordu. Eskiye dönmek, o anları hatırlamak istemiyordu. Gece'nin yıkılışına bir kere daha şahit olmak, onlara unutulmaz an bırakırdı. Mahsun Ağa, Sibel'in getirdiği anahtar ile odanın kapısını açıp hızla içeri girmek istedi fakat odanın halini görünce olduğu yerde durmuştu. Gözleri odada dolandı. Her şey darmadağındı. Kırılan cam parçaları, yatak örtüsü, kıyafetler.... Sonra gözleri Gece'ye takıldı. Pencerenin önünde durmuş, bir şeye ulaşmak ister gibi elini kaldırmıştı. Mahsun Ağa, Gece'nin yanına gitmek için tekrar bir adım atıyordu ki, bu sefer Gece'nin fısıldayarak "Seni hatırlamadığım için özür dilerim abi." sözleriyle durdu. Yüreği gibi, ayaklarıda titremişti. ... Genç adam, sonunda toplantısını bitirmişti. Derin bir nefes alarak şirketten çıkıp eve gitmek istedi fakat telefonuna gelen mesajla Derin'in yanına sürdü arabayı. Bu akşam Derin'i istemeleri gerekiyordu fakat Derin'in ailesi haftaya geleceği için ertelenmişti. Bir yandan seviniyordu fakat diğer yandan istemeyen bir tarafı vardı. Anlam veremiyordu kendisine. O kadar sene Derin için sabretmiş, beklemişti, kavuşuyorlardı sonunda ama içi burkuluyordu.. Arabayı, Derinlerin evin önüne park edip indi arabadan. Aceleci olmayan adımları kapının önünde son bulduğunda evin kapısını çaldı usulca. Bir kaç saniye sonunda açılan kapı ardında görünen kızla gülümsedi. Yüzünde kocaman gülümseme yer edinen kızın kolları boynuna dolandığında karşılık olarak beline doladı kollarını. "Hoş geldin sevgilim." Derin'den ayrılıp eline tutarak içeri çeken kıza gülümsedi. "Hoş buldum güzelim." "Sen otur ben kahve yapıp geliyorum." diyerek yanından ayrılıp mutfağa giren kızın ardından kendisini koltuğa atıp yayıldı. Nişanın haftaya ertelenmesi düşünmesine zaman yarattığı için sevinmişti, bu hisleri saçmaydı ve Derin öğrense üzülebilirdi. Elindeki kahve bardaklarıyla içeri giren Derin'e bakıp iç çekti. Derin'i seviyordu ama içindeki hislere anlam vermek çok zordu. Elindekileri orta masaya bırakıp yanına oturan kızın omzuna kolunu sardı. Göğsüne çekip yatırdığı kızın saçları arasına buse kondururken göğsünde hareket eden parmaklarla kaşlarını kaldırdı. İçinde oluşan kıpırdanmayı tetikleyen dokunuşlara boynunda hissettiği ılık ve ıslak nefeste eşlik etmişti. "Ne yapıyorsun?" diyerek kendisini hızla geri çekti. "Düşünceli halini dağıtıyorum. Sadece benimle ilgilen istiyorum." diyerek verilen cevaba sinirlenmişti. Düşünceli halini bu şekilde mi dağıtıyordu? Ne zamandan beri bu haldeydi sevdiği kız? Kalp kırmamak adına derin bir nefes alıp "Ben eve gidiyorum babam bekliyor, sonra konuşuruz." diyerek hızla evden çıktı. Oysa ki daha yeni gelmişti. -Derin, genç adamın ardından bakakalmıştı. Ondan kaçtığının farkındaydı. Sonra kendisine küfür ederek kızdı.- Genç adam, kendisini dışarı atması ile nefes aldı. Derin'in yeni haline alışmak zaman alacaktı belliydi ama bu halini hiç ama hiç sevmemişti. Genç adam, hızla arabasına binip arabasını çalıştırdı. Dakikalar önce gelişen olay hem hoşuna gitmişti hem de sinirlerini bozmuştu. Eve bunun için mi çağırmıştı yani? Düşüncelerle geçen yol sonunda konağa giriş yapıp arabayı park etmiş, ardından arabadan inerek evin kapısına gelmişti. Zile basıp açılmasını bekledi. Kapıyı açan gözü yaşlı Sibel'e baktı genç adam. Kaşları çatıldı endişeyle. "Sibel ne oldu?" Sibel, ağlıyor, konuşamıyordu. Gece'yi o halde görmüş ve korkmuştu. Hıçkırığını durdurup derin bir nefes alırken "H-hastaneye..... gittiler." diyebildi zorlukla. "Hangi hastane?" "Ana yolda ki." Genç adam, aldığı cevapla evden çıkıp, hızla arabasına binmişti. Ardından konaktan çıkarak hastane yolunu tutmuştu. Anne ve babasına bir şey olmaması için dua ediyordu. Ne kadar hızlı sürdü bilmiyordu ama kısa sürede hastaneye gelmişti. Hızla arabadan çıkıp acile girmişti. Ardından danışmanın yanına giderek sordu. "Soykıran konağından hasta getirilmiş, nerede?" "Birinci kat, yoğun bakımda." Genç adam, hızla merdivenleri çıkıp yoğun bakım ünitesine doğru koştu. Yoğun bakımın​ önünde gözü yaşlı annesini görünce hızla yanına gidip diz çökerek sarıldı. Babasına mı bir şey olmuştu? Neredeydi babası? "Anne. Babam nerede? Ne oldu?" Elif hanım, oğlunun sarılması ile ağlaması artmıştı. Nefesi hızlanıyor, görüntüler aklına geldikçe ağlıyordu. "Baban yan odada.... Sakinleştirici yaptılar uyuyor." Genç adam, rahatlıkla derin bir nefes aldı. Babası iyiydi ama hala sol tarafında ki ağırlık kalkmamıştı. Oysa ağırlığı, acıyı anne ve babasına bir şey oldu durumuna yoruyordu. Merak etti. Neden burada olduklarını ne olduğunu. "Anne anlat. Ne oldu?" dedi annesinin yanaklarını avucuna alarak. Elif Hanım ağlamaktan konuşamıyordu. Göz yaşları hiç durmuyor, daha yeni akmaya başlamış gibi durmadan yaşları akıyordu. "Ağlama artık. Neden ağlıyorsun?" dedi annesinden cevap alamayınca. Onu bu kadar ağlatan kimdi ya da neydi? Aklını kaybedecekti, Sibel evde, annesi burada ağlıyor, babası yan odada uyutuluyor... Annesine baktı tekrar. Gözlerinin yoğun bakım ünitesinde olduğunu fark etti. Derin bir nefes alarak dizleri üzerinden kalkarak cama yaklaştı. Her adımda sol tarafına daha fazla ağrı vuruyordu. Adımları bitmiş, yoğun bakım camına gelince durmuştu. Gözleri bir süre içeride yatan bedene baktı. İnanmadı. İnanmak istemedi. Nefesi kesildi. Sol tarafı acı içinde kıvranmaya başlamıştı. Elini kaldırıp cama dokundu. Sanki ona dokunuyordu. Yanağında hissettiği ıslaklık ile ağladığını fark etti. İlk defa ağlıyordu. Hayatı boyunca bir damla yaş süzülmemişti gözlerinden. Fakat bir kaç haftalık tanıdığı kişi için yanıyordu yüreği, ağlıyordu gözleri. Kafasını iki yana salladı inanmak istemedi. İnanmadı. Şimdi uyanacak ve bunun bir rüya olduğunu anlayacaktı. Gözlerini sıkı sıkı kapattı. Açmadı. Açamadı. Korktu. Gerçeklerle yüzleşmekten ilk kez korkuyordu. Canını ilk kez acıtıyordu gerçekler. Gözlerini usulca açtı. Hala aynıydı her şey. Karşısında ölü gibi yatıyordu. Yüzünü inceledi gözleri. Bir çizik dahi yoktu yüzünde fakat kablolar bağlıydı her yerine. Sol tarafında duran makineye baktı. Kalp atışını gösteren çizgi... Onun kalbi atıyorken, neden kendi kalbinin durduğunu hissediyordu? Gözlerinde ki yaşı silip arkasına döndü. Annesi hala oturduğu yerde ağlıyordu. Hızla yanına gidip, önüne çöktü. "Nasıl oldu anne?" Elif hanım, gözlerinde ki yaşı silip derin nefes aldı. Gözleri gözleriyle buluşurken "Bilmiyorum oğlum. Babanla evdeydik. Oturuyorduk." dedi. İç çekiş ve hıçkırık. "Sonra bodrumdan bağırma, ağlama ve kırılma sesleri geldi. Babanla hızla inip kapıyı açtık. Baban içeri girdi ama olduğu yerde durmuş sadece bakıyordu. Sonra küt diye bir ses geldi." dedi ve bir hıçkırık daha. "Ardından Sait içeri girdi. Kucağında Gece'nin baygın hali ile geri çıktı. Direk hastaneye getirdi ama baban olduğu yerde durmaya devam etti. Babanın yanına gidip baktım.... Donmuş gibiydi. Ona seslendim ama duymadı beni. Koluna dokundum. Hızla kendisine gelip Sait'in peşinden hastaneye geldik. Sonra Gece'yi acil yoğun bakıma aldılar." Genç adam, annesinin her sözü ile daha da kavruluyordu. Eli ayağı titriyordu. Fakat hala anlamış değildi. Ne olmuştu o oda da? Üstelik o oda babasının kimsenin girmesine izin vermediği odaydı? "Anne. Babamı neden uyutuyorlar?" "Doktorla konuştu. Ne dedi bilmiyorum sonra fenalık geçirdi. Uyutmak zorunda kaldılar." Genç adam, doktorun ne dediğini merak etti. Bir baygınlıktı sadece. Yoğun bakımda yatmasına neden olacak kadar ağır olan neydi? "Ben geleceğim anne bekle." diyerek yerinden kalkıp doktorun odasına doğru ilerledi. Bir şeyler ters geliyordu, anlam vermekte zorluk çekiyordu. Doktor odasının önünde bir kaç kişi dışında kimse yoktu. Kapıyı çalıp içeriden duyulan "Gel." sesi üzerine kapıyı açıp içeri girdi. Doktor odasında oturmuş önünde ki belgeleri inceliyordu. Kapının açılması ile gözlerini belgelerden kaldırıp gelene baktı. Mahsun Ağa'nın oğlu olduğunu tanımıştı doktor. Konuşmadan eli ile koltuğa buyur etti. Genç adam, doktorun gösterdiği koltuğa oturup doktora baktı. Sormak istedi. Ne olduğunu neyin olduğunu ama öğreneceklerine hazır hissetmiyordu kendisini. Doktor, genç adamın sormak isteyip fakat soramadığını anlayarak "Mahsun Ağa'nın​ tansiyonu yükseldiği için, sakinleştirici yaptık. Şuanda uyuyor kendisine bir saat içinde gelir." diye söze girdi. Genç adam, babasının iyi olduğuna sevinmişti. Fakat asıl merak ettiği O'ydu. Doktor, derin nefes alarak asıl konuya gelmişti. "Gece hanım, sinir krizi geçirmiş ve bunun sonucu bayılmış fakat 1-2 saat içinde uyanması gerekiyordu. Ama 3 saat oldu ve hala uyanmadı." Genç adam, doktorun her sözü ile yıkılıyordu. Canı acıyor, kalbi ağrıyordu. Anlam veremedi. Neden uyanmamıştı? "Neden uyanmıyor? Neden yoğun bakımda?" dedi sesini tek düze tutmaya çalışarak. "Uyanmamasının nedeni olarak Narkolepsi sorununu düşünüyoruz fakat kesin bir sonuç yok." Duyduğu cümle üzerine kaşlarını çattı. "Daha açık konuşur musunuz?" dedi can kulağıyla dinleyerek. "Narkolepsi sorununda beyin uyku ve uyanma arasındaki döngüyü iyi düzenleyememektir. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemekte. Fakat bazı hastalar yaşadığı olayları unutmanın en iyi yolu uyumak sanır. Bazıları da uyumanın hayattan soyutlanmış yolu olarak kabullenir. Bu durumda da beynini uyuma moduna geçirir ve nefes almasını gittikçe engeller. Bir zaman sonra, eğer hasta uyanmazsa..." Genç adam, duymak istemedi. Bunu kaldıramazdı yüreği. Doktorun her sözü canından bir parça alıyordu. Gözünden düşen bir damla gözyaşını eli ile hızla sildi. "Ne kadar süre?" "48 saat. Eğer 48 saat içinde uyanmazsa, bitkisel hayata girmiş olur." Genç adam, doktorun sözleri ile hızla odadan çıkıp kendisini dışarı attı. Hastane bahçesinin bir köşesine oturup içinde biriktirdiği tüm yaşları isyan ederek bırakırken, yüreğini alev saran tüm sözleri fısıldadı. "Sen, bir bakışı ile haftalarca aklımdan çıkmayan yetim kız... Lütfen Gitme."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD