Gece, gözlerini kan ter içinde açtı. Rüyasında gördüğü ailesi ile onları ne kadar çok özlediğinin farkındaydı. Hafızası eskiye dönerken o güne tekrar tekrar lanet etti. Üzerinden senelerde geçse bile içindeki acı dinmiyordu. Aksine sadece alışıyordu.
4 sene önce...
"Anne hadi ama çarşıya gidip bana pamuk şeker alacaktık." Sultan Hanım -Genç kızın annesi- üzerini giyerek odadan çıkmıştı. Salondaki eşine bakıp tebessüm etmişti.
"Senin bu kızın, 'pamuk şeker hayatı olmuş' gibi davranıyor. Aynı sen." Ahmet Bey -Genç kızın babası- eşinin sözleri ile gülerek cevap vermişti.
"Yanılıyorsun hanım, benim hayatım sen ve kızım oldu, senin haberin yok."
Sultan hanım, eşinin sözlerine karşılık ona sarılıp yanağından öperek cevabını vermiş olmuştu.
Gece, anne ve babasının hallerine gülerek ve imrenerek bakmış 'umarım bir gün biri beni de böyle sever'. diyerek dua etmişti. Ardından sahte sinirli haline bürünerek anne ve babasına çemkirmişti.
"Sizin aşkınızı dinlemek ya da görmek istemiyorum. Ben pamuk şeker istiyorum." diyerek ellerini beline yerleştirmişti.
"Tamam hadi çıkalım." diyerek evden çıkıp arabaya binerek yola çıkmışlardı. Evleri ile çarşı arasında fazla mesafe olmasa da havanın yağmurlu olması nedeniyle arabayla gitmeye karar vermişlerdi.
Yolda giderken kırmızı ışık nedeniyle ışıklarda durmuş, ışığın yeşil yanmasını bekliyorlardı.
Freni patlamış bir arabanın beklenmedik bir şekilde onlara çarpması ile direksiyon hakimiyetini kaybetmiş olan Ahmet Bey, aracı anayolun sağ tarafında olan uçuruma doğru sürmüş yuvarlanarak denize düşüp boğulmalarına sebep olmuştu.
Görenler can kurtaranlara ambulansa falan haber vermiş, biran önce gelmelerini ve kimsenin ölmemesi için dua etmeye başlamışlardı.
Uzun zaman geçmeden can kurtaranlar gemi ile gelmiş, gerekli kişiler denize dalarak kurtarmaya çalışmışlardı. Fakat denizden sadece küçük kızın bedenini çıkarabilmişlerdi. Diğerlerinin bedenini bulamamış, ölmüş olarak kabul etmişlerdi.
Freni patlayan araba çarpma nedeniyle durmuş, arabayı kullanan kişi arabadan inerek kaçmıştı. Arabanın kimin üzerine kayıtlı olduğuna bakmışlar fakat üzerine kayıtlı olan 'Hasan CİNEK' adlı kişinin geçen sene rahmetine kavuşmuş olduklarını öğrenmişlerdi. Çarpanı uzun süre bulamamışlar bu nedenle dahada arama gereği duymamışlardı.
Olayı duyan Mahsun Ağa genç kızı yanına almış, yurt dışına giden oğlu yerine koyup evlat hasretini genç kızla gidermeye çalışmıştı. Başarmıştı. Hem en yakın arkadaşına sözünü tutup, hem de evlat hasretini gidermişti.
Şimdiki zaman.
Gece, hatırladıkları ile tekrar ve tekrar pamuk şekerden nefret etmişti. Derin bir nefes alarak etrafına baktı. Burası Konakta ki odasıydı. Buraya nasıl gelmişti? Hafızası içi boş oda gibiydi. Yataktan kalkıp odanın ışığını açtı. Yatağın yanındaki masanın üzerinde duran saate takıldı gözleri. Gecenin iki buçuğuydu. Kafasını kaldırıp yan duvarda asılı olan panoya baktı. Diğerlerine göre farklı renkte olan not kağıdını gördü. Eline alıp okumaya başladı.
'Benim küçük kızım. Bugün bize gelip akşamki oğlum için verdiğim davete yemek hazırlayıp dinlenmek için odana çekilmişsin. Oysa gelip akşamki konuklarla sen ilgilenecektin. Fakat uyuya kalmışsın. Seni uyandırmak istemedim. Hafif ateşin vardı. Bu yüzden uyandığında direk mutfağa gidip bir şeyler yiyerek ilaç içiyorsun.'
Okudukları ile tebessüm etti. Ailesini kaybettiği günden beri Mahsun Ağa ona bir baba gibi sahip çıkmış, bakmıştı. Evinde kalması için sürekli ısrar etmiş fakat kabul etmemişti. Üzerine aydan aya banka hesabına para yatırmıştı. Gece ise parayı alma karşılığında evinde çalışacağını söylemişti. Mahsun Ağa, her ne kadar izin vermek istemese de genç kızın inatçı olduğunu çok iyi biliyordu. Bu nedenle kabul etmek zorunda kalmıştı.
Gece, elindeki notu tekrar yerine asarak odadan çıkmak için boynunda asılı olan anahtar ile kapıyı açıp odadan çıkmıştı. Tekrar kapıyı kilitleyip merdivenlerden tırmanmaya başlamıştı. Merdiven bitip önüne kendi evi büyüklüğünde olan salona bakarak mutfağa ilerlemişti. Mutfağın kapısını açacakken merdivenlere doğru giden birisini gördü. Yüzü görünmüyordu. Fakat görünse bile tanımayacağını biliyordu. Önüne dönerek mutfak kapısını açıp içeri girdi. Ardından ışığı açarak buz dolabına yöneldi.
Gece, yemeğini yemiş ilaçlarını da içip mutfaktan çıkmıştı. Tırmanarak çıktığı merdivenleri inerek odasına girmişti. Vücudu hala hassastı. Her yeri ağrıyordu. Dinlenmek için tekrar yatağa doğru gidecekken gözü Mahsun Ağa'nın yazdığı nota takıldı. Panodan notu eline alıp, yatağın yanındaki masanın üzerine bıraktı. Diğer taraftan kalemi alarak notun üzerine not yazdı.
'Okundu ve yapıldı.'
Notu yerine asarak yatağa girip gözlerini kapattı.
..
Kartal, gözlerine vuran sabah güneşi ile yeni bir güne uyandı. Yattığı yerden esneyerek ve gerinerek kalktı. Odasında bulunan banyoya duş almak için ilerledi. Üzerindeki kıyafetleri çıkararak, duşakabine girdi. Suyun ılık derecesini ayarlayıp saçlarının arasından akmasına izin verdi. Her vücuduna değen su tanecikleri ile rahatladığını hissetse de gözlerinin önüne gelen yüzle rahatsız olmaya başlamıştı.
'Yağan yağmur tanecikleri, adını bilmediği kızın saçları arasından yüzüne düşerken ki masum hali.'
Bu görüntü artık canını sıkmaya başlamıştı. Adını bilmediği ve bir daha nerede göreceği belli olmayan kızın suratı gözlerinin önüne gelmesi artık kötü hissetmesine neden olmuştu. Düşünmek istemeyerek hızla duşunu alıp banyodan çıktı. Siyah renkteki dolabının kapaklarını açarak içinden ilk önce baksır sonra siyah kotunu ve aynı renkte gömlek alarak üzerini giydi. Ardından yatağın yanındaki masadan saatini alıp koluna taktı. Gözleri masanın üzerindeki telefona takıldı. Eğilip telefonu eline alarak cebine attı. 'Telefonu en kısa zamanda adını bilmediğim kıza geri vermeliyim.' diyerek odadan çıktı. Merdivenleri inerek yemek odasına doğru ilerledi.
......
Gece, sabahın erken saatlerinde kalkıp, odanın içinde bulunan küçük banyoya girerek sıcak bir duş alıp çıkmıştı. Üzerini hızla değiştirerek odadan çıkıp, merdivenleri tırmanarak mutfağa ulaşmıştı. Evdeki herkes uyuyorken mutfakta kısa bir kahvaltı yapıp, ev sakinlerine büyük bir kahvaltı hazırlamaya başlamıştı.
Kahvaltıyı yemek odasına hazırlamıştı. Hazırladığı kahvaltı diğer günlere göre daha görkemli ve iştah açıcı görüntüye sahipti. Masada kuş sütü dahi vardı. İçindeki enerjiye anlam veremese de, o enerjiyle kahvaltı hazırlamıştı.
Normalde kendisi sadece akşam yemeklerini hazırlar giderdi. Diğer çalışanlar sabah kahvaltısını hazırlar, genç kızın akşam yemeği için hazırladıklarını alarak masayı kurarlardı. Fakat bu günlük değişiklik olsun diye kendisi hazırlamıştı.
"Oha, Gece bunu hazırlayan sen misin?" Gece, duyduğu ses ile irkilip arkasına döndü. Karşısında gördüğü kızı tanımaya çalıştı fakat çıkaramadı. Normalde bodrum katındaki odasında, evdeki çalışanlar ve yaşayan insanların fotoğrafları, fotoğrafların altında adları yazıyordu. Onlara bakarak insanları tanırdı. Fakat bugün resimlere bakmayı unutmuştu. Bu nedenle karşısında ki Sibel'i tanıyamamıştı.
"Evet ben hazırladım. Neden ?"
"Normalde sen sadece akşam yemeği yapardın. Masayı görünce şaşırdım."
Gece, anladım der gibi başını sallamakla yetinmişti.
Sibel karşısındaki genç kıza dikkatle baktı. Bugün biraz garip göründüğünün farkındaydı. Dün aniden ortadan kaybolması ve bugün sabahın köründe burada olmasına anlam veremiyordu. Aklındaki anlamsızlığı gidermek için "Gece, dün akşam biranda ortadan kayboldun bir şey mi oldu?" diye sordu. Gece, Sibel'den gelen soru ile gözlerini, Sibel'in gözlerine dikti. Hatırlamaya, anlamaya çalışıyordu fakat birşey anlamıyor, hatırlamıyordu.
Sibel, Gece'nin hareketlerine dikkatle baktı. Sanki karşısında ki yabancı birisiymiş gibi bakıyordu. Sibel, tekrar soru yöneltecekken, Gece önce davranarak konuşup oradan ayrılmıştı.
"Şey ben gitsem iyi olur." Gece, hızla merdivenleri inerek odasına girmişti. Duvardaki resimlere ve adlarına bakarak kişileri tanımaya başlamıştı. Gözleri o kadar resim arasında bir tanesine takılmıştı. Daha doğrusu resim olmayan boş alana ve boş alanda yazılı olan nota.
'Kartal
-Mahsun Ağa'nın oğlu.' Ardından yan taraftaki panoda asılı olan Mahsun Ağa'nın notunu alarak ilgisini çeken bir cümleyi okudu.
'Oğlum için verdiğim davet.'
Gece, hem nota hem de diğer panodaki boşluğun altında yazılı olan yazıya bakıyordu. Bir şeyleri hatırlamak üzere gibiydi fakat hatırlayamamıştı. Beynini daha fazla yormak istemeyerek elindeki notu yerine astı. Ardından odada gözlerini gezdirip çantasının nerede olduğuna baktı. Gözleri boydan boya olan pencerenin yanındaki çantasına takıldı. Hızla oraya gidip çantasını alarak odadan çıktı. Ardından kapıyı kilitleyerek evden ayrıldı.
....
Kartal, yemek odasına girdiğinde kahvaltının güzelliği ile iştahı daha çok açıldığının farkına vardı. Masanın diğer başına oturup, ev ahalisinin gelmesini bekledi. Aradan geçen dakikalar sonucunda içeri giren annesi ve babasının şaşırma nidaları ile neden şaşırdıklarını merak etti.
Mahsun Ağa, kahvaltı masasını görünce çok şaşırdı. Normalde böyle bir kahvaltı ile karşılaşmaz aksine eşi ile iki kişilik sade bir kahvaltı masasına alışıktı. Şaşırmayı bırakıp masanın diğer baş ucuna geçerek oturdu. Ardından oğluna bakarak gülümsedi.
"Günaydın."
"Günaydın." Sibel, herkesin masaya oturduğunu görünce, çayları koymak için yemek odasına ilerledi. Odaya girdiğinde direk Mahsun Ağa'nın yanına giderek bardağa çay boşaltmaya başladı.
Mahsun Ağa, Sibel'in geldiğini görünce kahvaltı masası için teşekkür etmek ve böyle masayı sürekli kurması için istekte bulunmak adına "Sibel kahvaltı masası süper olmuş. Sürekli bu şekilde kahvaltı istiyorum." diyerek tebessüm etti.
"Şey Ağam... Kahvaltıyı ben hazırlamadım." Sibel, utana sıkıla cevap vermişti. Mahsun Ağa aldığı cevapla şaşırdı. Normalde Sibel'den başka kimse kahvaltı hazırlamazdı.
"Kim hazırladı?"
"Gece sabah erken saatte gelip hazırlamış Ağa'm." Mahsun Ağa, Gece'nin hazırladığını duyunca hem şaşırmış, hem de sevinmişti. Gece'nin yemeklerinin lezzetini biliyordu fakat kahvaltıyı bu kadar güzel hazırlayacağı aklının ucundan bile geçmezdi.
Kartal, 'Gece' ismini duyunca konuya dikkat kesilerek dinlemeye başladı. Babasının dün akşamki telaşına bakılırsa önem verdiği birisi demek ki diye düşünmeden edememişti. Bu nedenle Gece'nin kim olduğunu merak ediyordu. Babasının yeni bir sorusu ile tekrar dikkatini o tarafa verdi.
"Gece nerede peki?"
"Bilmiyorum, sabah kahvaltıyı hazırlayıp gitti. Üstelik bugün garip bir hali vardı." Kartal, kafasını tabağından kaldırıp babasına baktı. Suratında çözemediği bir yüz şekli vardı. Sanki merak, endişe, korku yer ediniyordu mimiklerinde. Karışmak istemese de konuya dahil olmuş, bir şeyler öğrenmek için soru sormuştu.
"Nasıl yani?"
"Bakışları ortama yabancı, gözleri boş ve anlamsız bakıyordu. Soru sordum fakat cevap vermeden gitti." Kartal, Sibel'den aldığı cevapla tekrar babasına çevirdi bakışlarını. Babasının bu garip halleri onda merak uyandırıyordu.
'Bir arada yalnızken, ağzından laf almalıyım' diye düşünerek kahvaltısını bitirip evden çıkmıştı.
Kartal, dün geceki sözlerini hatırlayıp istikametini Derin'in evine çevirmişti. Oradan da 'adını bilmediği kızın evine gidip telefonu vermeyi' düşünüyordu. Yolda giderken etrafına baka baka kasabada, gelmediği sürede nelerin değiştiğini anlamaya çalışa çalışa gidiyordu. Gözleri etrafta dolanırken, karşı kaldırım da gördüğü sarı saçlarla olduğu yerde durdu. Adını bilmediği kızın, sarı saçları ve ela gözleri uzaktan parlıyordu Kartal'a.
Kartal, Gece'nin yanına gidip, gelmek arasında kaldı. Gitse ne diyeceğini bilmiyordu. Gitmese içi içini yiyeceğini biliyordu. Aklına cebindeki telefonun gelmesi ile karşıya geçmek için kontrol dahi etmeden yolun ortasına atladı. Ani fren sesiyle herkes, Gece bile ona dönerken Kartal yerinde dona kalmış şekilde Gece'ye bakıyordu.