2.BÖLÜM

2372 Words
... Bedenimde hissettiğim yorgun ve kırgınlıkla gözlerimi açıp bir kaç saniye kendime gelmemi bekledim. Sanırım hasta olmuştum yoksa bu kadar kırgın hissetmezdim. Yattığım koltuktan kalkıp doğrulurken karşı koltukta uyuyan yabancıyı görünce çığlık atmamak için dudaklarımı birbirine bastırıp, kaşlarımı kaldırdım. Üzerinde babama ait kıyafetler varken bu yabancının evimde ne aradığını düşünüyordum. Dünü unutmuş olmak yoğun bir acı verirken masanın üzerindeki su dolu tasa ve bez parçasına takılı kaldı gözlerim. Elim istemsiz alnıma giderken, hafif ateşimin olması, masanın üzerindekileri açıklıyordu ve sanırım karşı koltukta uyuyan yabancı adamında iyi niyetli olduğunu düşündürmüştü ama sobanın arkasında yer alan kanlı mendili görünce bir ara inen kaşlarım tekrar çatıldı. Derin bir nefes alıp ellerimi saçıma daldırıp dirseklerimi dizlerime dayadım. Hatırlamayan bir akılla baş etmek oldukça zor bir durumdu, hatırlamadığımı hatırlamak ise gülünç... Ellerimi saçlarımdan çekip kendimi geriye yaslarken avuç içine yazılmış yazıya takıldı gözlerim. 'Sabah kalkar kalkmaz ilk işin panoya bakmak olsun.' Oturduğum yerden hızla kalkıp odaya ilerlemeden önce, ani hareketle dönen başımı umursamamaya çalıştım. Adımlarım hızlanırken odama ilerleyip küçüklüğümden bu yana dolabımın arkasına saklamış olduğum panoya baktım. Senelerdir aynı yerde olduğu için unutmadığım nadir eşyalardan biriydi pano. Panoya asılı olan notlarını okurken içeride yatan yabancı adamında kim olduğuna ve neden burada olduğuna anlam verebilmiştim. Omuzlarımı silkip kendime gelmeye çalışırken yüzümü yıkamak için banyoya gidecektim ama kapı pervazına yaslanan Kartal ile olduğum yerde durdum. Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Ne zamandan beri buradaydı anlamadığım için kaşlarımı kaldırdım. Gizli gizli beni mi izliyordu? "Bir şey mi oldu, bir anda kalkıp hızla buraya geldin?" Kartal'ın gözlerinde geçen merak duygusuna göz devirmek istedim ama yanlış anlaşılmamak için omuz silktim. Yalan konuşmayı sevmezdim ama bazı şeyleri bilmesini gerektirecek kadar yakın değildik. "İşe gitmem lazım ve geç kalmak üzereyim." diyerek konuyu değiştirdim, açıklama yapmak gibi bir fikrim yok. Aldığı cevap karşısında omuzlarını silkip, umursamadan arkasını dönüp odadan çıkan Kartal'ın peşinden dolabı açıp giyeceğim kıyafetleri çıkardım. Bana kırılmış ya da üzülmüş gibi bir tavrı olmaması işime gelmişti açıkçası. Yarına tekrar unutacağım birinin kalbini kırmak umurumda olmazdı. Üzerime siyah kot ve siyah kazak giyerek elime de gri montu alıp odadan çıktım. Oturma odasına girdiğimde, etrafın toplandığını ve Kartal'ın hazır olduğunu gördüm. Aslında iyi birisi olduğu için ona açıklama yapmadığım için üzülmeye başlamıştım lakin yine de hastalığımdan bahsetmek istemiyordum. Yüzüme samimi olduğunu düşündüğüm bir gülümseme yerleştirirken, bu ince davranışı -Evi onun yerine toparladığı- için "Teşekkür ederim." dedim. "Neden?" "Dün gece bana baktığın ve burayı toparladığın için." Kartal, samimi bir gülümsemeyle gözlerime bakarak omuzlarını silkti. "Bugün nasılsın? Daha iyi misin?" "Teşekkür ederim iyiyim." dedim ve karşılık olarak başını salladı, ardından yerinde doğrulup dış kapıya ilerlerken "Hadi çıkalım geç kalmıyor musun işine?" dedi ve daldığım düşüncelerden uzaklaşıp kendime gelmemi sağladı. "Haklısın." Evden çıkmadan önce köşedeki çantamı ve anahtarımı aldım, telefonumu almamıştım, zaten nerede olduğu hakkında fikrim yoktu, olsa da arayanım yoktu. Evin bahçesinden çıkıp sokağa ilerlediğimizde yan yanaydık, kimsenin konuşmaması ve sabahın erken saatlerinden dolayı etrafta kimsenin olmaması ortamda ölüm sessizliği oluşturuyordu, bu beni bunaltmıştı. Fazla konuşan biri değildim lakin biri yanımdayken de pek fazla sessizliği seven biri değildim, evde yeteri kadar sessizliği yaşıyordum. "Nerede çalışıyorsun?" Kartal'dan gelen soruyla irkildim, bir an dalgınlığıma gelmişti. Nerede çalıştığım hakkında doğruyu söyleyip söylememek arasında kaldım lakin yine de onu yarına unutacağım için bilmesinin bir anlamı yoktu. İş yeri onların evi olabilirdi ama işim gereği ayak altında dolanan biri olmuyordum, aynı evin için karşılaşmama ihtimalimiz çok yüksekti o yüzden hakkımda pek fazla şey bilmesine gerek yoktu. "Sizinle konuşmak isterdim lakin benim hızlı olmam gerekiyor size iyi günler. Her şey için tekrar teşekkür ederim." dedim ve hızlı adımlarla yanından uzaklaştım ama arkamdan "Adını olsun söyleseydin güzellik." diye seslenmişti. Köşeyi dönüp gözden kaybolurken kocaman gülümsedim, insanların beni tanımaya çalışması oluyor muydu gün içinde hatırlamıyordum ama şu an bu durumu yaşamak hoşuma gitmişti. Yüzümde kocaman gülümseme ile konağın yolunu tutmuştum. ... Konağın kapısından girerken kimseye görünmeden merdivenlerden inip bana verilen odaya girdim. Mahsun ağa ve eşi Elif teyze durumumu bilen nadir insanlardandı, bu yüzden konaklarında bana hem iş hemde bir oda vermişlerdi, her ne kadar kendi ailemin evinde kalıyor olsam da ara da çok yoğun geçen günün ardında bu odada uyuyor ya da dinleniyordum. Mahsun ağanın hastalığımı bilmesi, odanın tüm duvarlarına panolar astırması bir olmuştu. Gün içinde evdeki işleri ve çalışanların fotoğraflarıyla isimlerini baştan sona okur, yapmam gereken işleri yapardım. Evdeki çalışanların hiç biri hastalığımı bilmez, söylemezdim. Hatta kimseyle kolay kolay iş dışında pek iletişime de geçmezdim. Üzerimi değiştirip, iş kıyafetlerini giyip çıkmış, odanın kapısını da kilitlemiştim. Odam her zaman kilitli olur, unutmayayım diye de anahtarını boynuma kolye niyetine asardım, diğer yedek anahtar ise Mahsun ağada dururdu her ihtimale karşı. Merdivenleri es geçip mutfağa ilerlerken günün yoğun geçeceğini akşama bir davet olduğunu yazan notlardan öğrenmiştim. Vakit hızla akıp geçmiş, saat akşamın 6'sı olmuş, yemek saatine bir saat vardı. Yemekler ve temizlik işleri bitmiş, misafirler gelmeden dinlenmek için kendime ayrılan odaya girmiştim. Kapıyı kapatıp tekrar kilitledim, gözlerim odayı tararken gülümsedim. Odanın ortasında grinin en koyu tonunda çift kişilik yatak, kenarlarında mat siyah renginde olan masa ve karşı pencerenin yan duvarında gizli dolaptan başka eşya yoktu. Odanın tüm duvarlarında panolar ve panoların üzerinde asılı olan renkli notlar odaya ayrı bir hava katmıştı, bu odayı gerçekten çok seviyordum. Yatağa uzanıp bedenimin rahatlamasını sağlarken, gün içinde zaten kırılgan ve halsiz olan bedenimin ne kadar yorulduğunu fark etmiştim, bu yorgunlukla kapanan gözlerimi memnuniyetle kabul edip gülümsedim. ... Kartal, işini bitirmiş saatin 7'ye yaklaştığını görmüş ve hızla eve doğru hareket etmişti. Akşam yemeğine -Hele ki bu yemek davet ise- geç kalırsa babasından yiyeceği azarı düşünüyordu. Ülkeye daha dün gelmişti ama eve gitmek yerine dün akşam gördüğü kız için günü dışarıda geçirmiş, sadece kendisine ait bavulu ve eşyaları konağa gitmişti. Henüz anne ve babasını görmemişti bile. Kısa sürede eve varan Kartal, kimseye görünmeden hızla üst kata çıkıp odasına girdi. Kendisini direk banyoya atıp ılık su ile duş alarak banyodan çıktı. Üzerini aynı hızla değiştirip, siyah takım elbise ve içine koyu lacivert gömlek giyerek hazırlığını tamamladı. Son olarak koluna taktığı saat ile büyüleyici görünüyordu. Kendisine son bir bakış atarak odadan çıkıp alt kata -davetin yapılacağı salona- indi. Misafirler gelmiş herkes kendi aralarında farklı konular konuşurken, Kartal'ın içeri girmesi ile herkes konuşmasını kesmiş direk genç adama bakıyorlardı. Mahsun Ağa bu sessizliğin sebebini öğrenmek için arkasına döndü. Karşısında oğlunu gören Mahsun Ağa sevinçle gülümseyip oğluna hızla giderek sarıldı. "Hoş geldin oğlum." "Hoş buldum Babam." diyerek karşılık verdi. Kartal, babasının gözlerindeki mutluluğu gördükçe mutlu oluyordu. Uzun zamandır görüşmemişlerdi. Baba ve oğlun yanlarına gelen kadın ile ikisi birbirinden ayrılmak zorunda kaldı. Kartal, karşısında gördüğü kadın ile duraksadı. Gözlerinin yeşili ve saçlarının kahvesi ile hala aynıydı. Hiç değişmemiş, yaşlanmamıştı. Kartal, daha fazla dayanamayarak hızla sarılmıştı kokusuna hasret kaldığı annesine... "Annem." dedi genç adam özlediğini sesine yansıtarak "Oğlum." dedi kadın aynı ses tonu ile karşılık vererek. .. Kartal, misafirlerle ilgilenmiş, kasabada yakın olduğu dostları ile özlem gidermişti. Gece yarısına doğru millet dağılmaya başlamış, tek tük misafirler kalmıştı. Kartal, gözlerini etrafta gezdirdi. Bu evi, kasabayı, arkadaşlarını, ailesini ne kadar özlediğini fark etti. En çokta çocukluk aşkı olan 'Derin'i. Derin karşısında Kartal'a bakıyor, genç adamda ona bakıyordu. Kartal, Derin'i süzerek iç geçirdi. Kırmızı straplez elbisesi, dağınık maşalı kumral saçları ile muhteşemdi genç adam için. Adımlarını sevdiği kadına doğru atarken babasının endişeli sesiyle olduğu yerde durup, kafasını çevirdi. "Sibel, Gece nerede biliyor musun?" Mahsun Ağa tüm gece boyunca Gece'yi aramış ama ulaşamamıştı. Misafirlerle o ilgilenecekti fakat onun yerine diğer çalışanlar ilgilenmişti. 'Gece böyle bir şey yapmazdı. Başına bir şey gelmiş olmasın?' diye düşünmeden edememişti. "Yok hayır Mahsun Ağam görmedim. En son yemekleri yapıp dinlenmek istiyorum diyerek mutfaktan ayrılmıştı. Suratı beyazdı hasta sanırım." diyerek cevap verdi Sibel. Kartal, babasının ve Sibel'in -evde çalışan görevli- sözleri ile kaşlarını kaldırdı. Sibel'in 'hasta' sözleri ile gözleri önüne adını dahi bilmediği kız belirdi. Adını söylemeden ondan kaçarcasına gidişi aklına gelince tebessüm etti, bu zamana kadar hiç bir kadın tarafından böyle bir muamele görmemişti ve bu durum hoşuna gitmişti. Kartal, düşüncelere dalmışken, Mahsun ağanın sesi ile tekrar kendisine gelmiş babasını dinlemeye devam etmişti. Mahsun Ağa, Gece'nin hasta olma ihtimalini düşünüp endişelenmişti. O kadar endişelenmişti ki topluluk arasında hele ki oğlunun onu dinlediğinin farkında olmadan konuşuvermişti. "Sibel bana odamda ki bodrumun anahtarını getir çabuk." Kartal, Babasının neden bodrumun anahtarını istediğini bilmiyordu, merak ediyordu. O kata senelerdir kimsenin girmesine izin vermediğini duymuştu. Sibel, Mahsun Ağa'ya cevap vermek yerine hızla Mahsun Ağanın odasına girip bodrumun anahtarını alarak tekrar aşağıya inmişti. Mahsun Ağa, Sibel giderken merdivenlerin başına gelmiş orada bekliyordu. Kartal, merakına yenilerek Derini'n yanına gitmek yerine, babasının peşinden gitmişti. Mahsun Ağa, Sibel'in elinden anahtarı alarak, arkasındaki oğlunu fark etmeden hızla merdivenleri inmeye başladı. Kartal, babasının peşinden alt kata inmiş, babasının kapıyı açıp içeri girmesini beklemişti. Ardından kendisi girmek için hareket edecekken kapının kilitlenme sesini duyduğu gibi olduğu yerde kalmıştı. 'Baba neler çeviriyorsun?' diye söylenerek tekrar indiği merdivenleri geri tırmandı. Mahsun ağa kapıyı kilitleyip odanın ışığını açtı. Yatakta uyuya kalan Gece'yi görünce derin bir nefes alarak verdi. Rahatlamıştı. Sahip çıkamadığını ve ona bir şey olduğunu sanarak endişelenmişti. Kapının orada durmak yerine Gece'yi uyandırmamak için yanına yavaş ve sessiz adımlarla yaklaştı. Elinin tersi ile alnına koyarak ateşine baktı. Çok hafif bir ateşi vardı. Üzerindeki yorganı çekerek dolapta bulduğu ince çarşafı üzerine serdi. Kafasını kaldırıp panoya baktı. Not yazmadığını fark etti. Bu yüzden kendisi yazıp panoya astı. Ardından eğilerek yanağına öpücük kondurup sessiz adımlarla tekrar odadan çıktı. Elini kalbine koyup sakinleşmeye çalıştı. Çok korkmuştu, emanete bir şey oldu sanmıştı 'Bana emanet edilen minik kızınıza kendi kızım gibi bakacağıma söz verdim ve sözümü tutacağım. Huzur içinde yatın canlarım.' diyerek kendisine ve arkadaşlarına sözünü hatırlattı. ... Kartal, salona tekrar girdi. Gözleri etrafta Derin'i aradı fakat bulamadı. Derin, Kartal'ın gittiğini görünce gitmişti. Kartal, son misafirlerini yol ederek derin bir nefes almıştı. Kendini bildi bileli bu tür toplumlardan nefret etmişti. Evde daraldığının farkına varıp hava almak için dışarı çıktı Kartal. Kasabayı gezerken dalgın dalgın yürüyordu genç adam. Nereye gittiğinin farkında bile değildi. Dalgındı çünkü düşünüyordu. Derin onun çocukluk aşkıydı. Seneler önce liseyi bitirip üniversite için yurt dışına çıkmak zorunda kalmıştı. Bu nedenle Derin'le ayrı kalmıştı. Derin 25 yaşındayken, genç adam 28 yaşındaydı. Kartal, küçük yaşlarda aşık olmuştu Derin'e. 18 yaşında ise ayrılmak zorunda kalmıştı. Üzerinden seneler geçmesine rağmen hala ilk günkü kadar seviyordu Derin'i. Yürümekten yorulan Kartal, dinlenmek için kafasını yerden kaldırıp etrafına baktı. 'Belki oturmak için bir yer bulurum.' diye düşünerek. Kartal, oturmak için yer bulamamıştı fakat başka bir şey fark etmişti. Adını bilmediği güzel kız ile karşılaştığı yerdeydi şuanda. Gözlerinin önüne gelen anı ile gülümsedi genç adam. Eve giderken yolda bir kızı, bir erkek ile el ele yürürken görmüş ve bu kızı Derine benzetmişti. Emin olmak için kızın arkasından 'Derin.' diye bağırmış fakat kız durmak yerine yanındaki erkekle vedalaşarak hızla oradan uzaklaşmıştı. Genç adam kızın peşine takılmış, yetişmek için koşmuş koşmuş fakat yakalayamamıştı. Dinlenmek ve etrafına bakmak için duracakken başka bir kızın ona çarpması ile olduğu yerde tamamıyla durmak zorunda kalmıştı. Yağan yağmur nedeniyle kız sırılsıklam ıslanmıştı. Üşüdüğünü kollarına sardığı ellerinden ve titremesinden anlamıştı. Kızın sesi de eklenince kesin olarak anlamış ve kızın daha fazla üşümemesi için, üzerindeki ceketi çıkarıp kızın omuzlarına asmıştı. Kızın burada bu saatte ne işi olduğunu merak etmiş ve tek başına bırakmak istemeyerek evine götürmek için uğraşmıştı. Her ne kadar kasabanın ağası babası olsa da hiç tanımadığı bir kızın, üstelik tek başına sokakta kalmış bir kızın bu saatte dışarıda durmasına göz yummak istememişti. Hatırladığı anlara tebessüm edip, kendisiyle gurur duydu. Hasta birini, özellikle genç bir kızı tek başına bırakıp başına bir şey gelme ihtimalini yok etmişti. Tebessümle yola bakarken şu an o kızın nasıl olduğunu düşünmeden edemedi. Düşüncelerde kalmasından yana değildi ve bu yüzden buraya yakın olan eve doğru ilerledi. Kartal, genç kızın evinin bahçe kapısını açıp içeri girmişti. Evin pencerelerine bakıp ışık yanıyor mu diye kontrol etti fakat zifiri karanlıktan başka bir şey yoktu. Cebinden telefonu çıkararak saate baktı, gecenin ikisiydi, uyuyor olmalıydı. Omuzlarını düşürüp derin bir nefes aldı. Ne bekliyordu? Gecenin bu saatinde uyumamasını ve kapısını çalıp içeri davet etmesini mi bekliyordu? Kendisine sesli bir küfür savurdu ve arkasına dönüp geldiği yoldan geri dönecekken bir tıkırtı duydu. Olduğu yerde durup tekrar önüne döndü. Tıkırtı ev kapısının oradan geliyordu. Fakat bir şey göremiyordu. Görebilmek için telefonunun fenerini açarak o tarafa tuttu. Evinin kapısına yaklaşarak tıkırtının ne olduğuna baktı. Kedi yerdeki telefonu ağzına almaya çalışıyordu ama beceremiyordu. Fenerin ona tutulduğunu fark eden kedi hızla oradan uzaklaşmıştı. Kartal, yerdeki telefonu eğilerek aldı. Eski model dokunmatik bir telefon olduğunu fark etti. Orta tuşa basarak telefonu açtı. Ekranda gördüğü resim ile farkında olmadan tebessüm etti. Adını bilmediği kızın fotoğrafıydı bu. Bir kaç sene önce çekilmiş olduğunu tahmin ettiği fotoğraf.. Bir elinde çikolata diğer elinde meyve suyu vardı. Çikolatayı ısırırken gizli çekilmiş fotoğraftı, çok tatlı görünüyordu. Biraz daha yakından baktı ve kaşlarını çattı. 'Sanki daha önce görmüştüm bu fotoğrafı.' diyerek düşündü fakat bir sonuca ulaşamayınca 'Benzettim sanırım' diyerek telefonun ekranını kapatıp cebine koydu ve oradan uzaklaştı. Kartal, eve giderken hala gülümsüyordu. Genç kızın ekrandaki resmi biran olsun aklından çıkmıyor, o tatlı olan haline gülüyordu. Evin kapısına geldiğinde, babasını gördü genç adam. Mahsun Ağa, oğlunun evden hava almak için çıktığını ve uzun zamandır gelmediğini fark edip meraklanmıştı. Oğlunu beklemek için uyumamış, evde bunalmıştı. Bu nedenle bahçeye çıkmak istemiş, evin kapısından çıkarken karşıdan gelen oğlunu görmüştü. Olduğu yerde durup uzun zamandır ilk defa gözlerinin içi parlayarak güldüğüne şahit olduğu oğlu ile şaşırmıştı. Yıllardır uzakta yaşıyordu oğlu ama her görüntülü konuşmalarında gözlerine kadar ulaşan gülümsemeyi hiç görmemişti. Kartal, babasının şaşkın halini görünce daha çok gülümsemeye başlamıştı. Mahsun ağa oğlunun bu mutluluğuna anlam veremeyip "Oğlum yüzün gülüyor hayırdır?" diye sordu. "Hiiiç..." diye uzatıp omuzlarını silkti ve "Bir şey yok baba. Uykum var odama gidiyorum. İyi geceler." diyerek babasını geçip eve girmişti. Mahsun ağa oğlunun tavrına aldırış etmedi, yüzü gülsün de nasıl olursa olsun diyerek fazla sorgulamadı ve içeri girip odasına ilerledi. Kartal, merdivenlere gidecekken mutfak kapısının açılma sesi ile arkasına döndü. Birisi mutfağa giriyordu. Yüzü görünmüyordu fakat kızın uzun sarı saçlarını fark etti. Kaşları kalkarken kim olabileceğini düşündü ama sonrasında kendisi yokken eve alınan yeni yatılı görevlilerden biridir diyerek merdivenleri tırmandı. Odasına girip, üzerini değiştirmek için siyah renkteki giysi dolabının karşısına geçti. Dolaptan şort çıkararak yatağın üzerine koydu. Ardından pantolonu çıkarmak için cebinde ne varsa yatağının yanında ki masaya koydu. Son olarak 'adını bilmediği kızın, telefonunu' bırakıp üzerini değiştirdi. Kendisine yatağa bırakıp gözlerini kapatmadan önce yüzündeki gülümseme eksik olmuyordu. Düşüncelerinin arasına sinsice sızan adını bilmediği kızın seneler önceki hali, onu bilmediği bir huzurda boğuyordu. Derin bir nefes alıp, gün içinde aşık olduğu kızla konuşamamış olması yüzünü düşürüp canını sıkarken Derin'le bir an önce konuşması gerektiğini aklının köşesine not aldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD