DİKKAT BU KİTAPTA +18 İÇERİKLER OLUCAKTIR. LÜTFEN ONA GÖRE OKUYUNUZ.
Sekiz Yaşındaki Çocuk
“Kalbimin bir köşesi, sekiz yaşındaki bir çocuğa âşık kaldı”
Yağmur yeni dinmişti. Toprak, ıslaklığın o tanıdık kokusunu gökyüzüne bırakırken, deniz kıyısında iki çocuk yalın ayak koşuyordu.
“Yakala beni!”
Kız çocuğunun kahkahası dalgaların sesine karışıyordu.Arkasından koşan çocuk nefes nefeseydi.
“Su! Bekle!” Kız arkasına dönüp dil çıkardı.
“Yakalarsan!”
Çocuk sonunda kolundan tuttu.İkisi de kumların üzerine düşüp güldüler.Güneş batıyordu.Turuncu gökyüzü ikisinin yüzünü aydınlatırken küçük kız cebinden beyaz bir deniz kabuğu çıkardı.
“Bunu sana veriyorum.” Çocuk şaşırdı
“Neden?”
“Çünkü arkadaşım sensin.”
“Başka?”
“Çünkü seni unutmayacağım.”
Çocuk cebinden siyah bir ip çıkardı. Ucunda küçük, paslı bir pusula vardı.
“O zaman bunu da sen al.”
Küçük eller birbirine uzandı.İki çocuk o gün, bunun yıllar sonra hayatlarını değiştirecek son çocukluk günü olduğunu bilmiyordu.
Çünkü birkaç dakika sonra siren sesleri duyuldu. Ardından bağırışlar silah sesleri ve insanların çığlıkları küçük kız korkuyla annesine doğru koşarken bir adam onu kollarına aldı.
“SU!”
Babasıydı.
“Arkana bakma!”
Ama baktı. Küçük çocuk kalabalığın içinde kalmıştı. İkisi de birbirine uzandı.
“LEVENT!”
“SU!”
Eller birbirine sadece birkaç santimetre kala ayrıldı. O gün iki çocuk birbirini son kez gördü.
Yirmi Dört Yıl Sonra
Suriye sınırı 02.17
“Temas!”
“Sağ kanat!”
“İlerle!”
Kurşunlar karanlığı delip geçiyordu. Helikopter pervanelerinin sesi bütün vadiyi titretiyordu. Binbaşı Levent Akça, dürbününü indirip telsize uzandı.
“Bozkurt Timi, kuzey hattını kapatın.”
“Anlaşıldı komutanım.”
Levent’in sesi her zamanki gibi sakindi. Çatışmanın tam ortasında bile yüzündeki ifade değişmiyordu.Tam o sırada kulağındaki kulaklıktan başka bir ses geldi.
“Bütün birlikler dikkat.”
“Operasyon bu dakikadan itibaren MİT’e devredildi.”
Levent kaşlarını çattı.
“MİT mi?”
Karşı tepeden siyah araçlar görünmeye başladı. Araçlardan siyah giyimli ajanlar indi.
En son araçtan ise uzun siyah pardösülü bir kadın yüzü gölgelerin arasındaydı. Kadın ağır adımlarla operasyon alanına yürüdü. Kimse konuşmuyordu. Bir MİT ajanı sessizce yaklaşıp selam verdi.
“Amirim.”
Kadın sadece başını salladı. Sonra ilk kez konuştu.
“Saha kontrolünü devralıyorum.”
kisinin gözleri ilk kez buluştu. Ama ikisi de birbirini tanımadı. Çünkü bazen kalp, hatırlamadan da sever.
7 Yıl Önce
Gece yarısını çoktan geçmişti. Operasyondan dönen Su, apartmanın merdivenlerini yorgun ama heyecanlı adımlarla çıktı. Tam üç haftadır Mardin’deydi. Telefon bile açamamış, sadece görev raporlarıyla yaşamıştı. Elindeki anahtarla kapıyı sessizce açtı. Ev karanlıktı. Dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi. Ayakkabılarını çıkardı. Koridorda usulca ilerlerken yüksek sesle seslendi.
“Sevgilimmm” Cevap gelmedi. “Ben geldim.”
Yine sessizlik. Su hafifçe güldü.
“Mert! Kocacım, neredesin?”
Yatak odasının kapısını açtı. Bir adım attı.Ve olduğu yerde donup kaldı.Kalbi bir anda sıkıştı.Nefesi kesildi.
Yatağın üzerinde Mert Ve öz kardeşi Aynı yatağın içinde birbirlerine sarılmış uyuyorlardı. İkiside çıplaktı. Su’nun elindeki valiz parmaklarının arasından kayıp yere düştü.
Tak!
Sesle ikisi de irkilerek uyandı.
Mert gözlerini açar açmaz yüzündeki renk çekildi. “Su” Kız kardeşi panikle üzerindeki çarşafı çekti. “Abla”
Su hiçbir şey söylemiyordu. Sadece bakıyordu. Gözlerinde ne öfke vardı ne gözyaşı sadece tarifsiz bir hayal kırıklığı.
Mert yataktan fırladı.
“Su, dur! Açıklayabilirim.”
Su derin bir nefes aldı. Titreyen sesiyle tek bir cümle kurdu. “Ne kadar zamandır?” İkisi de sustu. Sessizlik, verilen en ağır cevaptı. Su acı bir tebessüm etti. “Demek öyle”
“Ben sınırda ölmemeye çalışırken!” Bakışlarını önce Mert’e, sonra kardeşine çevirdi. “Siz burada benim hayatımı gömüyormuşsunuz.”
Kız kardeşinin gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Abla, ne olur dinle!”
“Sus.” Su’nun tek kelimesi odanın içini buz gibi yaptı.
“Sadece”
Yutkundu.
“Bir daha bana ‘abla’ deme.”
Mert kolundan tutmaya çalıştı.
“Su, gitme.”
Su kolunu sertçe çekti.
“Bana dokunma.” Kapıya yöneldi. Tam çıkarken durdu. Arkasına dönmeden konuştu.
“Bugün ikinizi de kaybettim.”
Kapı sessizce kapandı.
O gece Su sadece sevgilisini değil En güvendiği insanı, kardeşini de geride bıraktı.
1 Yıl Önce
Sonbaharın serin bir sabahı küçük bir sahil kasabasındaki nikâh salonu, beyaz çiçeklerle süslenmişti. Salonun en önünde, koyu lacivert takım elbisesiyle dimdik duran Binbaşı Levent Akça, derin bir nefes aldı. Yanında, gelinliği içinde heyecandan elleri titreyen Selin vardı. Öğretmendi. Sıcakkanlı, güler yüzlü, sakin bir kadındı. Levent’i yıllardır seviyordu. Nikâh memuru gülümseyerek konuştu.
“Sayın Levent Akça Sayın Selin Yılmaz Kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” Levent, Selin’e baktı. Gülümsemeye çalıştı. “Evet.”
Selin’in gözleri doldu.
“Ben de evet.”
Alkışlar salonu doldurdu. Yüzükler takıldı.
Nikâh memuru evlilik cüzdanını uzatırken tebessüm etti.
“Bir ömür boyu mutluluklar.”
Selin heyecanla Levent’e sarıldı. Levent de nazikçe karşılık verdi. Fotoğrafçının sesi yükseldi.
“Biraz daha yakın Harika Şimdi birbirinize bakın.”
Levent başını çevirdi. Tam o sırada salonun penceresinden görünen denize takıldı gözleri. Nedensiz içinde tuhaf bir boşluk hissetti. Sanki bir şey eksikti. Sanki yıllardır aradığı ama adını bile bilmediği biri vardı. Selin elini sıktı. “İyi misin?”
Levent hafifçe gülümsedi.
“İyiyim.”
Ama değildi. Çünkü bazı insanlar, daha tanışmadan bile birbirini özlerdi.
ANKARA
Aynı saatlerde Ankara’nın başka bir köşesinde siyah bir aracın arka koltuğunda oturan Su, önündeki dosyayı sessizce kapattı. Kulaklığından bir ses geldi. “Yeni görevin onaylandı.”
“Altı ay boyunca kimliğin değişecek.”
“Geçmişin olmayacak.”
Su camdan dışarı baktı. Derin bir nefes aldı.
“Emredersiniz.”
Araç hareket etti.
O gün iki farklı hayat, birbirinden habersiz tamamen farklı yönlere savruldu. Biri evliliğe diğeri ise sırlarla dolu, dönüşü olmayan bir göreve doğru ilerliyordu. Ve kader onları yeniden karşılaştırmak için yalnızca bir yıl bekleyecekti.