Üsteğmen timin askerlerini tek tek süzüp gerekli cesarete sahip olup olmadıklarından emin olmak istedi. "Sinsi olacağız. Gereksiz ateş açıp fare ürkütmek yok! Tek bir can kaybı bile istemiyorum. Onlardan çok daha eğitimli ve güçlüyüz. Bunun hakkını vermeyen hemen şu kapıdan atlayabilir. Söz konusu vatan olduğunda gözünüzün önüne ana, baba, evlat, mal mülk gelemeyecek. Üniformanın altından kefen giyerek çıkacaksınız." Duraksadı. Kendisini büyük bir dikkatle dinleyen görev arkadaşlarına güçlü bir şekilde tek tek baktı.
"Ama esas mesele kefeni ruha giymekte. Bizim onlardan en büyük farkımız ne?" Bunun cevaplanması istenmeyen sorulardan olduğunu bilen tim komutanın sözünü bölme gayretine bile düşmedi. "Biz korkmuyoruz. Biz gerçek bir davaya hizmet ediyoruz. Bir hayale değil! Bizim şehitlerimiz göklerdeki al yıldızlı bayrağın kanına kan olup bir mezarın içinde bile vatan aşkıyla cennet gölgeliği yaşarken o leşler sadece pis kokulu çukurlarda günahlarına boğulacaklar. Davasına inanan, güçlü insan başarıya ulaşır. Bu operasyonda başarısızlığa yer yok! Canınız canım. Ananız anam, mücadeleniz davamdır. Yüzümü kara çıkarmayın!" Askerler hep bir ağızdan "Emredersiniz Komutanım!" diye bağırdı. Artık iniş zamanı gelmişti. Helikopterden son 30 saniye atlamak için hazırlığa geçtiler. Ve bir denildiğinde paraşütler olumsuz hava şartlarına rağmen söz konusu bölgeye doğru havalandı. İniş beklenilenden çok daha yumuşak olmuştu. Etraflarını pür dikkat dinlerken dağlık engebeli araziye doğru yürümeye başladılar. Ellerindeki piyade tüfekleri ile birbirlerini kollayıp kendilerini olabildiğince kamufle etmeye çalıştılar.
Kar derinliği en az olan noktada diz boyuna ulaşıyordu. Kışlık askeri botlar kısmen korusa da Ege'nin sıcak sahillerinden Tunceli'nin kırç dağlarına gelen komutan soğuğun beynini ve bedenini esir almasına izin vermedi. Asker tıraşı olan saçı ve yüzü en basit bir sesin, tıkırtının izini sürdü. Yoğun kar yağışı görüş açısını olumsuz etkiliyordu. Bu bölgede gerilla eğitimi yapılıyordu. Bu sebeple işi nispeten kolay sayılırdı. Tecrübesiz askerleri ele geçirmek her zaman çok daha kısa sürerdi. Esas iş, başlarındaki vatan hainini ele geçirmekteydi. Üsteğmen bunun en zorlu eğitimlerden geçen askerleri için kolay olduğunu biliyor, onlara çok güveniyordu. Derin mağarayı andıran oyuklardan birine yaklaştığında arkasında kendisini takip eden Cihangir ve Umut'a kendisini gözlemeleri için işaret verdi. Üsteğmen hedefe doğru sinsice yaklaşırken Cihangir ve Umut gözünü dört açmış en ufak bir adım sesine aslan kesilmişti. Üzerlerine geçirdikleri çelik yelekler hayati organlarını korusa da dikkatli olmak zorunda olduklarını biliyorlardı.
Mevzilenen Türkan bulunduğu konumda "Temiz komutanım! Bir hareketlilik yok!" diyerek uzaktaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Siyah saçlarını tepeden sıkı bir topuz yapmış, ela gözlerini tüm hareketi gözleyecek şekilde elindeki keskin nişancı tüfeğinin dürbününe odaklamıştı. Barbaros tüfeğinin tetiğine yapışan parmağını sabitleyip namluyu daha kararlı bir şekilde hedefe doğrulttu. Gözleri oyuğun içini defalarca taradı. Karın altına gizlenen muşambayı gördüğünde "Dikkatli olun!" diye emretti. Muşambayı temkinli bir şekilde kaldırır kaldırmaz buradaki patlayıcıları fark etmesi uzun sürmedi. "Yadigar! Kızlar seni bekliyor!" Yadigar ince dudakları düz bir çizgi alacak şekilde sessizce gülümsedi. Siyah saçları ve esmer yüzü maskesinin altında gizlenmişti. Öne geçip oyuğun içindeki bomba düzeneğini inceledi. "Kızlar güzelmiş!" dedi büyük bir dikkatle düzeneği incelerken. Saatli değildi. Patlayıcıyı tetikleyen kabloları bulup kestiğinde işi tamamlanmıştı.
"Artık kızlar bizi üdemezler komutanım. Kendimizi cennetteki hurilere saklayalım!" Ekip kısık kısık güldü. Bu imha işleminin tamamlandığını haber veriyordu. Yadigar için bu işi haklamak hiç de zor olmamıştı. EOD eğitimlerini en yüksek derece bitirmiş, baş aşağı bir şekilde, amuda kalkarken, dumura yatarken, kafasına sert tekmeler yerken, pislik dolu bir kanalizasyon çukuruna boğazına kadar batarken, üzerinde fareler cirit atarken ve daha nicelerine maruz kalırken bundan çok daha güçlü bombaları imha etmeyi öğrenmişti.
Ferit'in sesi telsizde duyulduğunda ekip yeniden ciddiyet kisvesine büründü. "Kuzey doğu tarafında bir hareketlilik var komutanım. Mağaranın içinde 4 it görüyorum. 1' i kadın üçü erkek! Üç kişi de dağın doğu tarafındaki yamaçta yemek yiyor. Silahları bırakmışlar." Barbaros "indir!" diyerek ilk emrini verdi. Ferit, Dragunov SVD isimli tüfeğini hazır konuma getirdi. Mesafesi uygun olduğu için dürbünü hata şansını en aza indirecek şekilde ayarladı. Sabit bir şekilde nefesi tutup saniye arayla 3 hedefi de alaşağı etti. "Leşler avlandı Komutanım. Doğu yamaç temiz!"
Türkan, "Beşerli gruplar halinde sığınaklarda dolaşıyorlar. Hareketlenme var. Adamları hakladığım doğu tarafının 400 metre kadar kuzey doğusunda sığınaklar var. Askeri mühimmat ve yiyecek depoları o tarafta. O şerefsizlerin lideri de orada." Barbaros, Cihangir'e sığınaklara hareket etmelerini emretti. İşini sağlama almadan sıcak çatışmaya girmek istemiyordu. Kendisi yanına Zeren, Ozan ve Umut'u alarak arka tarafta kıskaca almaya çalıştı. Dakikalar ilerledi. Bulunan leşler teröristleri tedirgin etmeye yetmişti. Karşılarında güçlü bir bordo bereli asker timinin olduğunu anlamış ve bu sessizlikten daha fazla korkmaya başlamışlardı.
Barbaros ateş emrini verdiğinde az ama dolu atışlar yapan tim iyice hareketlenmişti. Düşmanlarının ummadığı bir saatte akla zarar bir baskın düzenlemişlerdi. Ateş hattı oluşturulmuş ve acemi erlerden oluşan ve delicesine bir korkuyla nişan bile almadan sağa sola ateş eden grupla çatışma başlamıştı. Kısa sürede yeterli temizlik yapıldı. Saklanıp sinen ve teslim olan teröristler silahları alınmak suretiyle teslim alındı. Lider arkasına taktığı 3 itiyle dağın yamaçlarına doğru kaçmaya başladı.
"Allah kahretsin! Elinde rehine var. Bu kaçırıldığı yönünde ihbar aldığımız kız!" Dedi Türkan tırnaklarını geçirdiği keskin nişancı tüfeğiyle hareket halindeki gruba nişan almak için çabalarken. Ve sonunda "Görüş açımdan çıktılar. Atış sende badi!" diyerek Ferit'i telsizle uyardı.
Ferit tüfeğinin dürbününü gruba atış yapacak şekilde ayarlayıp tetiğe iki kez seri atış şeklinde dokundu. Leşler liderinin iki adamını da kanlar içinde yere yığmayı başarmıştı. Tekgöz Şerwan'ı hedef almak istediğinde cesareti soğuk havada karın üzerinde yalın ayak dolaşmak zorunda kalan zavallı genç kıza odaklandı. Şerwan başına gelecekleri anlamış gibi kızı mermilerin geldiği yerden tarafa tutup kendini korumak için rehinenin arkasına siper oluyordu. "Komutanım! Kız Şerwan'ın önünde. Ateş edemiyorum."
"İkisini de canlı istiyorum!" diye atıldı Barbaros. Bal rengi gözleri kinle kısıldı. Siyaha yakın koyu kahverengi saçlarının dipleri çoktan terle sırılsıklam olmuştu. Şerwan'ın yanındaki acemi terörist sağa sola ateş etmiş ve sonunda tüm şarjörünü bitirmişti. Daha fazla direnemeyeceğini anladığında secde eder gibi yere kapanıp "Teslim oluyorum!" diye bağırdı. Leş liderinin tek gözü nefretle iri iri açıldı. Ayaklarının dibindeki askere sert bir tekme savurup "Hain" diye tısladı. Saniyeler içinde asker yaklaşamadan kendi adamını başından vurmuş ve kanını beyaz karların üzerine akıtmıştı.
"Bila ez herim ez lava dikim! (Bırakın beni yalvarırım!)" dedi kız deli gibi ağlarken. Siyah saçları kirden bir tabakayla solgunlaşmış, açlık toz içindeki kirli yüzünün sapsarı kesilmesine sebep olmuştu. Hali günlerce maruz kaldığı durumu ortaya koyacak kadar acıklıydı. "Sus!" Diye haykırdı Şerwan. Bu kötü durumda bir de onun sızlanmalarını dinleyemezdi.
Timi saniyeler içinde rehineyi kurtarmak üzere harekete geçti. Teslim olan teröristleri almak üzere helikopter çağrılmış ve kalan tek kişi ele geçirilmek üzere timin görev alanına girmişti. "Uzak dur asker! Buradan ancak cesedim çıkar!" Barbaros zavallı kızcağızın perişan haline öfke dolu bir yüzle baktı. Onu bu hale getirenlerin sözde kurtarıcı kisvesine büründükleri biliyor ve bu durumdan iğreniyordu. "Gidecek hiçbir yerin kalmadı! O zavallı kızı bırak! Buradan senin için tek çıkış teslim olmak!"
"Teslim olmaktansa ölmeyi yeğlerim." Barbaros gücün kendinde olduğunu hissettirir tarzda dudaklarını yayarak güldü. "Öleceğini nereden bilebilirsin ki? Aşağısı dik bir uçurum. Yer jilet gibi kaygan ve buzlu. Etrafımız vahşi hayvanlarla dolu. Buraya gelmeden önce kaç tane kurt, çakal, tilki gördüğümü bilemezsin. Neredeyse bir parça et için birbirlerini boğazlayacak hale gelmiş, saldıracak yer arıyorlardı. Onlar için harika bir ziyafet olacaksın Şervan!" Şerwan dik uçuruma göz ucuyla bakıp titreyen mimiklerini zapt etmeye çalışarak yutkundu. Kendine yakıştırdığı son elbette bundan çok daha farklıydı. Soğuk ciğerlerine işlerken aldığı her nefes boğazını yakıyor, ciğerlerinde öksürme hissi uyandırıyordu.
"Ölmeyi planlıyordun değil mi?" dedi Barbaros rahat duruşundan hiç taviz vermeyerek. Başını kınar gibi sallayıp gülümsedi. "Hiç sanmıyorum. Aşağıya bir bak! Muhtemelen yere düştüğünde seni öldürmeyecek bir mesafede yara alacaksın ve kaygan zemin seni diğer kayalıklara doğru çarpa çarpa indirecek. Kırçlar bir bıçak gibi tenini paramparça edecek. Karnına, başına, sırtına derin yaralar açacak. Etrafı kan kokusu saracak. Kan kaybından ölmek senin için büyük bir lütuf olurdu sanırım. Fakat bunun için de zaman gerekiyor. Kanının kokusunu alan yırtıcılar etrafını sarmaya başladığında ölmeyi daha fazla arzu edeceksin." Şerwan yakın gelecekteki akıbetini daha fazla dinlemeye tahammül edemiyordu.
"Yeter sus asker! Beni bunlarla korkutamazsın!" Barbaros oldukça sakin bir şekilde derin bir iç çekti. "Donmuş filmini hiç izledin mi? Oradaki delikanlı senin gibi yüksek bir yerden atlıyordu. Tek amacı teleferikten kurtulup zemine inmekti. Birilerinin gelip kendisini bu şekilde kurtarabileceğini zannediyordu saf! Ama işler umduğu gibi gitmedi. Zemine çakıldığında bacakları kırıldı. Kemikleri etini delip dışına çıktı. Diğer insanların gözlerinin önünde kurtlar tarafından bütün etleri lime lime edilerek canlı canlı yenildi. Bence sen onun kadar bile şanslı olamayacaksın! Etini parçalayıp seni canlı canlı yedikleri anı düşününce leş kokusu burnuma kadar geliyor. Sence bu kötü sonu yaşamak zorunda mısın?"
Şerwan terleyen alnının omzunun üzerinden silip titreyen elleriyle zavallı kızcağızı biraz daha kendisine yaklaştırdı. "Bak ne diyorum. Bu k... canlı bir şekilde istiyorsanız siz benim önümden çekilin ben de kendime yeni bir yol çizmek için burayı terk edeyim." Barbaros kahkahalarla güldü. "Sen hayalci bir şerefsizsin! İkimiz de biliyoruz ki o kızı asla öldürmeyeceksin! Bunu yaptığında biraz önceki kaderi sana bizzat benim yaşatacağımı biliyorsun! Seni öldürmememiz için hiçbir sebebimiz kalmayacak!" Ekip aynı şekilde komutanlarına katılarak gülümsedi. Rehineye karşı duydukları endişeyi Şerwan'a asla belli etmemeleri gerektiğini kavrayacak akıldaydılar.
"Bir sevgilim var! Çok güzel, tatlı bir kız! Görevden döndüğümde ona evlenme teklifi edeceğim. Her şeye rağmen hayat güzel inan bana! Burada kuduz bir köpek gibi ölmek dışında da şansın olabilir." Barbaros kendisine yutkunarak bakan Şerwan'a acır gibi aşağılayarak güldü. "Hâlâ düşündüğüne inanamıyorum!"
"Pişman olmak için çıkmadım dağa komutan!"
"Pişman olacaksın ama... Sona son bir şans veriyorum. Kuduz bir köpek gibi sürünerek ölmemen için Allah'ın belası bir şans... Beni dinle! Çekersin cezanı s... olup gidersin yoluna. Bir aile, bir yuva kurmak senin için de şu ankinden daha iyi bir tercih olabilir." Barbaros zavallı bir şekilde titreyen kızı kızıl saçlı, güzel kızı işaret edip başını dikleştirdi. Zavallı henüz 18 yaşında görünüyor, muhtemelen düştüğü cehenneme lanet ediyordu. Barbaros kıza güven verir gibi gözlerini açıp kapadı. Genç kızın başını hüzün ve korkuyla sallaması uzun sürmemişti. Şerwan'ın hiddetinden ve deliliğinden korkuyor, kolunu dahi kıpırdatamıyordu.
"O kızı bırak! Boşuna yanında tutuyorsun! Sana hiçbir faydası olmayacağını bilecek kadar akıllı olduğunu düşünüyorum. Teslim olup devlete güvenirsen, omzundaki yarayı tedavi ettirir yaşaman için bir şans veririz. Bunun aksini yaptığında hiçbir şey teklif ettiğimden daha iyi olmayacak. Kimsenin umurunda değilsin! Yerini doldurmaları inan bana hiç zor olmaz! Memleket şerefsiz dolu! Bir tane eksilse ne olur?"
Şerwan yere nefretle tükürüp şansına lanetler etti! Kimse bunun güzellikle olmasını beklemiyordu zaten. Teslim olduğunda kendisini başka örgüt elemanlarının hainlik ettiği gerekçesiyle öldüreceğine inanan Şerwan teslim olmayı aklının ucundan bile geçiremiyordu. Devletin kendisini koruması ihtimali onun için bir hayal bile değildi. Simsiyah kesilen kalbi hiçbir gerçeğe kapı aralamıyordu.
Genç kız deli gibi ağlarken birkaç silah sesi tüm dikkatleri dağıttı. Bu aralıktan faydalanan genç kız çığlık atarak kendisine doğrultulan tüfeğe dirseği ile bir darbe indirdi. Şerwan afallamış ve burnuna yediği namlu ile karın üzerine devrilmişti. Tek kozunu kaybetmenin acısını okkalı bir küfürle dışa vurdu. Askerler üzerine atılmak isterken kendini geriye doğru itip uçuruma doğru kaydı. Onu bileğinden yakalayan Üsteğmen Barbaros Ege Demirsoy'dan başkası değildi. Şerwan Türk Komutanı ile uçurum arasında bakışlarının dolaştırdı. Düşmanı bilip kanını akıtmaya çalıştığı insana canı için yalvarmak zoruna gidiyordu. Ama iğrenç bir leş gibi bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde paralanmak da pek iyi bir tercih gibi durmuyordu.
"Hareket etme! Seni çekip çıkaracağım!" dedi Barbaros eliyle kavradığı teröristi çekmek için bileklerine asılırken. Şerwan elinden kayıp uçurma yuvarlanan kalaşnikof tüfeğinin paramparça oluşunu korkuyla izledi. Kızaran gözlerine hırslı yutkunuşu etki etti. "Kurtar beni komitan! Ölmek istemiyorum!" Diğer askerlerin de yardımıyla terörist başı ele geçirilmişti. Temkinli olmaya çalışarak bölgeden uzaklaşıp kendilerini almak için gelecek helikopterleri beklemeye başladılar. Dağda kurt ulumaları duyuluyordu. Soğuk bir tipiyi de beraberinde getirmiş, poyraz en sert haliyle insanların tenlerinden gövdelerine sirayet etmişti.
Genç kız korku dolu gözlerle bir kenara sinmiş bir an önce bu cehennemden kurtulmanın hasretini çekiyordu. Her gölge onu korkutsa da biraz önceki girdaptan daha kötüsüne düşeceğini düşünmüyordu. Kızıl saçlarını göğsünün üzerinde toplayıp kirpiklerine konan kar tanelerini gözlerini kırparak gidermeye çalıştı. Çevresindeki insanların bu dağ koşullarına rağmen temiz olan giysilerine ilgiyle baktı. Onların karşısında bir kadın olarak bu kadar zavallı bir halde olmak gururunu incitiyordu.
Kürşat elinde matara ile genç kızın yanına geldi. Ona su uzatmak için cılız bir hamle yaptığında genç kız ürkerek biraz daha kendi kendine sokuldu ve küçüldü. "were vexwe! Em zirarê nadin we! ( Hadi iç! Bizden sana zarar gelmez!)" Genç kız hızlı bir şekilde matarayı dudaklarına götürüp kana kana suyu içerken nasıl göründüğünü çoktan unutmuş ve ihtiyacına yönelmişti. Biraz olsun rahatladığını hissettiğinde matarayı Kürşat'a yeniden uzattı.
Genç kız kirli kızıl saçlarından utanıp başını eğdi ve karşısındaki Türk askerine utangaç bir şekilde kaçamak bakışlar attı. Uzun boyu ve kısa, parlak saçları genç kızın bakışlarının değdiği ilk yer oldu. Kahverengi, siyah, yeşil tonlarındaki kamuflaj desenini sarışın, açık tenli delikanlıya çok yakıştırmıştı. Üzerindeki soğuk hava parkası Kürşat'ı daha da çekici kılıyor ve kızıl saçlı genç kızı daha da utandırıyordu. Uzaktan gördüğü, cesaret ve gücünü her yerde duyduğu o askerlerden biriyle konuştuğuna inanamıyordu.
"Te zimanê min li ku hîn bû? (Sen dilimi nereden öğrendin?)"dedi dudaklarını hafifçe ısırıp titreyip birbirine vuran dişlerini zapt etmeye çalışırken. Kürşat dik duruşunu bozmadan "Karê min e ku ez bi gelê herêmê re ragihînim. (bölge halkıyla iletişim kurmak benim işim!" Diye cevap verdi. Timde başka Kürtçe bilenler olsa da onun görevi rehber ve yerel dil uzmanlığıydı. Genç kız utangaç bir bakış atıp gözlerini kaçırdı. Kürşat'ın kısa kesilmiş saçlarının, siyah gözlerinin asla aklından çıkmayacağını bilerek deli gibi atan kalbini susturmaya çalıştı.
Kürşat titreyen genç kızın ince giysilerine gerginlikle bakıp bakışlarını kaçırdı. Hava soğuktu. Tilki olsa şu havada dik tuttuğu kuyruk bile donardı ama şimdi nezaket gösterse yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Daha fazla düşünmeyip sırtındaki soğuk hava parkasını genç kızın üzerine bıraktı. "Tu sar î, vê li xwe bike! (Üşüyorsun bunu giy!) Kız mahcup mahcup parka ile delikanlı arasında bir süre gidip geldi. Reddedecek gibi olduğunda Kürşat eliyle onu durdurdu.
"ev ji bo we pêwîst e! Ji we re hat dayîn. (Bu sana gerekli! Sana verildi.) diye itiraz etti genç kız fakat Kürşat hassas bir kadın üşürken sıcak kalmayı gururuna yedirebilecek biri değildi. "İdare ederim ben alışkınım! Daha zor koşulları da gördüm." dedi Kürtçe. Kız teşekkür ederken onu daha fazla rahatsız etmemesi gerektiğini düşünüp yanında uzaklaştı. Kim olduğunu söylemeyi unutmuştu ve hatta konuştuğu kıza bir veda bile edememişti.
Genç kız parkaya sımsıkı sarılırken büyüleyici kokunun etkisiyle gözlerini huzurla yumdu. Yüreğinin çarpıntısını hiç bu kadar derinden hissetmemişti. Bu güzel kokuyu üzerinden atmak ve parkayı sahibine vermek istemiyordu. Bir gün yeniden yollarının kesişeceğini düşünüp yüreğini bu kısacık zamanda kaptırdığı adama bakarak iç çekti. Kürşat kendisini izleyen güzel bakışların farkında bile değildi.
Erkin, açlıktan karnı kazınan Time kumanyalarını dağıtırken Zeren çoktan Şerwan'ın omzuna dikiş atıp pansuman yapmaya başlamıştı. İlk yardım onun işiydi. Yıldırım timinde herkes görevini biliyor ve vatan aşkıyla elinden geleni ardına koymuyordu. Nihayet helikopter geldiğinde herkes derin bir nefes aldı ve gerekli işlemler bölgeyi terk etti.
***
Alay komutanlığı 1993
Barbaros gerekli iş ve işlemleri üstlerine bir rapor halinde bildirmek üzere Yüzbaşı Rıdvan Bozkurt'un karşısında yerini aldı. Selamlaştıktan sonra operasyonla ilgili tüm detayları, sonuçları, elde edilen verileri raporuyla birlikte amirine açıkladı. Genç kız güvenli bir şekilde köyüne bırakılmış ve askerler köyden hayır dualarıyla uğurlanmıştı. Zavallı köy halkı terörden en çok çeken insanların başında geliyordu. Terör örgütlerini beslemek istemedikleri halde ellerinden ekmekleri alınıyor, kızları teröristleri dağda tutmak için zorla alıkonuluyordu. Bu zorbalıkları reddedenler ise cezalandırılmaktan kurtulamıyordu. Terörün bitmesi birbirine can kan olmuş, kız alıp vermiş bu iki millete yapılabilecek en büyük iyilikti.
Barbaros dosyayı inceleyen komutanına göz göze gelmeksizin son bilgileri verdi. "Sığınaklardan her zamanki gibi pek çok mühimmat ve yiyecek ele geçirildi. Yüklü miktarda doğum kontrol hapı da bulunanlar arasında. Eğitim verilmek üzere köylerden kaçırılmış çocuklar kurtarıldı. Terör örgütünün elebaşı şu anda birliğe teslim edildi. İlk sorgunun ardından MİT'e oradan da savcılığa teslim edilecek. Gerekli güvenlik önlemleri alındı. Kullanılan mühimmat ve iş ve işlemleri raporda detaylı bir şekilde açıkladım. Ziyan olmadan bir operasyonu daha başarıyla tamamladık." Rıdvan komutan Üsteğmen Barbaros Ege Demirsoy'a odasındaki minik ekran televizyonunu işaret etti. Barbaros büyük bir merakla televizyondaki haberi takip ederken komutan kumandayla sesini açtı.
"Bu nasıl olabilir?" diye şaşkınlıktan titredi Barbaros.
"Oldu! Bosna'ya ajans pres aracılığıyla giden savaş muhabirleri ne yazık ki Sırp ordusu tarafından esir alındı. Beş Türk gazeteci üç gündür esaret altında yaşıyor. Diplomatik süreç başlatıldı fakat savaş hali olduğu için olumlu bir netice beklenmiyor. Birleşmiş Milletler bu konuda yeterli çalışma yürütmüyor. Aldıkları önlemler Bosna halkını bile koruyamazken onlardan yardım dilenmek akıl kârı bir iş değil." Yüzbaşı dertli bir nefesi ciğerlerinden savdı. Elleri ahşap ceviz masasını birkaç kez gerginlikle tıklattı.
" Bize Bosna yolları göründü Barbaros. Bize ait olanı canına, namusunu zarar gelmeden onların kirli ellerinden çekip almamız gerekiyor. Bu gizli görev için engin istihbarat bilgisi ve tecrübesi olan en başarılı askerlerden birisin. Bu sebeple görev için üstler seni düşündü. Sen ve timin farklı bir kimlikle gidip suya sabuna dokunmadan vatandaşlarımızı kurtaracaksınız. Gazetecilerin yanı sıra Interpol tarafından aranan bir istihbarat ajanı da birincil hedeflerimiz arasında. Vladimir Karadzic... Bu adamın Türkiye'de büyük eylem planlarının kilit noktası olduğunu biliyoruz. Bosna'ya sinip bu zamana kadar sade bir hayat yaşıyordu. Artık ininden çıktı! Onu ele geçirmeli ve ülkemizi dış düşmanlara karşı korumalıyız. Bizi Bosnalı bir Lawrens bekliyor."
Yüzbaşı Rıdvan Bozkurt elindeki dosyayı Barbaros'un önüne bıraktı. Dosyadaki resimde istihbarat ajanın Vladimir'in büyük boy bir fotoğrafı bulunmaktaydı. Fakat genç adam o fotoğraftan çok televizyon ekranına yansıyan güzel, genç kadının fotoğrafıyla alakadardı. Duyduğu isim ifadesiz yüzüne rağmen kalbini paramparça etmiş, tenine sert mızraklar geçirmişti. Hazel Öztürk... Evlenmek istediği kadın Bosna'da esir düşmüştü. Nefes almakta güçlük çekerken kalbi bir bilinmeze doğru savrulup duruyordu. Ya göreviyle kalbi arasında bir tercih yapması gerekirse! Şimdi ne olacaktı?