Ev yavaş yavaş sessizleşmişti. Kahkahalar yerini fısıltılara, fısıltılar da derin bir huzura bıraktı. Çam ağacının ışıkları hâlâ yanıyordu; salona sıcak, altın tonlarında bir parıltı yayıyordu. Cenk, pencere kenarındaki koltuğa oturmuş, elindeki çayın son yudumlarını yudumluyordu. Dışarıda kar hâlâ yağıyordu; beyaz, sessiz, usulca… Civat Bey salona girdiğinde adımlarını yavaşlatmıştı. Oğlunun bu sakin hâlini izlemek, içinde uzun zamandır unuttuğu bir duyguyu uyandırdı; gururla karışık, hafif buruk bir his. “Ne düşünüyorsun?” diye sordu, onun karşısına oturarak. Cenk omuz silkti. “Hiç… sadece karı izliyorum. Boston bu mevsimde başka oluyor.” Civat Bey, birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra elindeki fincanı sehpanın üzerine bırakıp doğrudan konuya girdi. “Cenk… Noel tatilinden önce gitsek

