Tatlıyı aldı ve evine gitti. Sonra ne olacak. Yoksa artık beni sevmiyor mu? Onu orda savunmadim buna kızdı mi? durmadan kendi kendine sorular sorup duruyor bir sağa bir sola dönüp duruyordu
Bu sorular rahatlık vermiyor huzursuzca evin için de dolaşıyor du.
Rebecca içeri girdi.
"Merhaba abim"
"Hah. Selam Rebecca. Acıktıysan dolapta bir şeyler var. Yiye bilirsin"-dedi ve dolaşmaya devam etti.
Kanepeye oturup bir süre abisini izledi neler olduğunu çözmek istiyordu ama Conroy sadece bi o yana bir bu yana dönüp duruyordu
"Midem bulanıyor dolaşmandan otur ve anlat" dedi sert sesle
"Yok her şey yolunda yeni melodi düşünüyorum" diye geçiştirdi kardeşini
"Abi seni tanıyorum. Su an sen bir şey tasarlama halinde değilsin. Sen resmen delirmiş durumdasın. Söyle bakalım o esmer şekerle aranızda bir şeymi oldu"
Ani sorudan dondu ama sonra teslim oldu.
"Ben bilmiyorum biz farklıydı yani farklıydık. Ve o... kavga ettiler ve ben savunmadim. Sonra ceza aldı ve ben onu azarladım... mi... yoksa... ama hayır konuşmak istedim... sadece okul sonrası buluşucaktik artık bu olmayacak diyecektim... üzgündum ve birden o çocukla ikisi kafede... sonra o koluna dokundu bu imkansız "
Abisinin bu gerginliği kızı şaşırttı
"Abicim sen ona güveniyor musun?"
"E-evet"
"Peki kendine?"
"Bunlar benim kelimelerim kız kardeşim "
"Kendi kelimeni dinlemenin zamanı değil mi?"
"Haklısın ama bilmiyorum yapamıyorum "
Tam o sırada kapı çaldı. Ve Conroy uçarak kapıya gitti. Ve sakın şekilde kapıyı açtı
"Geciktiğim için üzgünüm. Musait misin?"
"Ne istedin(aman Tanrım ben ne diyorum)"
"Conroy ciddi misin su an da canım"
"Evet"
"Seni istedim bu hayatta başka istediğim bir şey yok "
Ellerine uzandı ancak Conroy geri çekildi. Cenk tedirgin oldu.
"Neler oluyor?"
İceriden bir ses
"Bu salak seni o çocukla kafede görmüş o yüzden tirip atıyor"
"Sanada selam Rebecca ve sağol. Bu doğru mu?"
"Hayır"
"Yanı sen bana güvenmedin."
"Hayır Cenk gel içeri konuşalım"
"Conroy desteğine ihtiyacım olduğu zamanda bu mu yani daha fazla üzerime mi gitmek"
"Yüzün gözün şişti ve o şekilde çalıştın okulda sana yaklaşamadim sonra sen gitmiş sin aradım 100 hatta binlerce kez aradım ama ulaşamadım ve şans eseri girdiğim kafede gülümsüyor ve bir birinize dokunuyordunuz ne düşünmem lazım di".
"O benim sevgilim ve ona güveniyorum diye bilirsin mesela zaten saçma sapan mevzudan dolayı kavga etmiş bide ceza almış ona destek olmaliyim diye bilirsin mesela ama sen??? sen sadece bana guvenmemeyi seçtin öyle mi?"
"Ama.... ama sen... sana ulaşamadım"
"Çünkü telefonum kavga sırasında elimdeydi o yüzden parçalandı" elinde gerçekten parçalanmış telefonu conroya çevirip kucağına sertçe bıraktı ve arkasını dönüp gitmeye başladı.
"Gitme lütfen özür dilerim "
"Dinlenmem lazım okulda görüşürüz" dedi ve gitti.
Evde şimdi onu daha büyük sorun bekliyordu. Sevgilisinden destek almak isterken aldığı bu şey ağır gelmisti.
Conroy sabaha kadar gözünü kırpmadı. Cenkin gidişiyle ev bir anda buz kesmişti. Elinde hâlâ onun verdiği parçalanmış telefon vardı. Parmakları arasında çevirdi, çevirdi, sonra yavaşça kalbinin üzerine bastırdı. Gidip mutfaktaki bir sandalyeye oturup kendine sert bir içki koydu. Salona geçerek öylece oturdu. arada bir içkisinden yudumlarken gözlerini sadece sokağa dikmiş hareket dahi etmiyordu
Rebecca, sabah kahvaltısı için mutfağa indiğinde abisini hâlâ aynı pozisyonda koltukta buldu.
“Abi… Bütün gece burada mıydın?”
Conroy sessiz kaldı.
“Görmüyor musun seni seviyor! Seni aramış, sana gelmiş! Üstelik sen... sadece bir anlık kıskançlıkla onu yaraladın.”
Conroy başını ellerinin arasına aldı.
“O çocukla öyle... kahkaha atıyordu. Koluna dokunuyordu. Ne bileyim Rebecca, belki onunla... belki ben sadece bir geçiştim… belki kendinden ve duygularindan emin değil”
“Geçiş gibi davranıyorsan öyle hissetmesi normal zaten.”
Rebecca'nın bu cümlesi Conroy’un içine işledi. Kız kardeşi haklıydı ona öyle hissettiren kendisiydi aşkla bakmak varken saçma sapan hissettiren kendisiydi. Cenk onu isterken ona dokunmayan kendisiydi. Ondan destek beklerken sırt çeviren de kendisiydi
O sırada cenkte ondan farksiz değildi. sabah erkenden uyanmıştı ama içi paramparçaydı. Gece pek iyi uyumadığı yüzünden belliydi. Zaten kavgadan dolayı morluklar içinde olan yüzüne bide kızarmış göz de dahil olmuştu. Conroyun o kırgın bakışı gözlerinin önünden gitmiyordu. Ona hiçbir şeyi ispatlayamamıştı. Oysa ne kadar çok sevdiğini bir bilseydi…
Amelia mutfağın kapısından başını uzattı.
“Cenk kahvaltı hazırlayayım mı?”
Cenk dudaklarını büktü. “Sadece bir kahve lütfen Amelia... ”
Stefan arkadan seslendi.
“Dün gece için geçmiş olsun Cenk. İstersen bu sabah biraz şehir dışına gidelim, kafanı dağıtırsın.”
“Hayır,” dedi Cenk. “Bu sabah müziğe ihtiyacım var...”
O an gözleri keman kutusuna takıldı. İçinde Conroyun ona ilk hediye ettiği o nota defteri vardı. Sayfaları çevirdiğinde Conroy’un el yazısıyla yazılmış bir not ilişti gözüne:
“Melodiler, kelimelerin söyleyemediğini anlatır. Ama bazen... susmak da bir melodidir.” – C.M.
Oturup hüngür hüngür ağlamaya başladı. Stefan bir yandan Amelia bir yandan gelip ona sarıldılar
"Her şey geçecek tatlım herşey yoluna girecek" dedi anne edasıyla
"Dostum biz yanındayız" diye güç verircesine sırtını sıvazladı Stefan.
Okula gitmesi lazım di o yüzden de bir an önce hazırlanmalıydi bir müddet daha sarıldıktan sonra kahvesini alıp yukarı odasına çıktı. gidip okul için hazırlandı gelişi güzel birşeyler üzerine aldı havalar iyice soğumuş okulda nehre yakın olduğu için çok rüzgar oluyordu
Okula geldiğin de hala ölü gibi görünüyor du Cenk elinde çantasiyla sessiz adımlarla yürüyordu. Göz altları morarmış, yüzü soluk, dudakları uçuklamış gibiydi. Önünden geçen öğrenciler selam verse de fark etmez haldeydi. Gözleri boş, zihni bulanık. Tahtaya yazılan notları bile anlamakta zorlanıyordu
Kalabalığın ortasında tek başına oturuyordu. Önündeki kitap açık, ama bakmak aklından bile geçmiyor du. Elini çenesine dayamış, sadece camdan dışarı bakmaktaydı Dışarıda kar taneleri düşerken gözünden yaş süzülüyor öylece oturuyordu.
"Herkes mutlu olmak için yaşarken ben nefes almaya bile korkuyorum artık. Ne ailem ne sevgilim… Hiçbirine yetemiyorum. Herkes güçlü olmamı istiyor ama ben... kırıldım." diye geçirdi içinden
Bir anda telefonuna gelen bildirimle irkildi dersin ortasında bu da kimdi böyle diye telefona baktı. Mesaj sahibi damondu
"Lizi gördün mu?" aklını zorlamaya çalıştı dünden beri kızı hiç görmemişti.
"Hayır görmedim en son dün kavgadan önce gördüm" dedi
"Evine gitmemiş, arkadaşlari nerde bilmiyorlar anneside en son cumartesi görüşmüş daha da görmemiş" diyince panikledim
Kendi derdime düşmüş en yakın arkadaşımı unutmuşum diye kendi kendine kızdı Cenk. O ve Damon okuldan çıktıktan sonra yollarını ayıracaklardı o şekilde bulmaları daha hızlı olacakti ama ikisinin de aklında aynı soru yankılanıyordu: "Liz nerede?" nerede arayacaklarını bile bilmiyorlardi
Cenk hafif tedirgin bir sesle, “Telefonu hala kapalı. Ama Liz’in bize kırılmış olması ihtimali...”
Damon iç geçirdi. “Hayır, hayır... Liz öyle yapmaz. O bizim aramızda ne olduysa da sonunda yanımızda olurdu. Şu an telefonuna ulaşamıyoruz. Evine gitmiş olabilir mi? ”
Beraber koşar adımlarla kız öğrenci yurduna yöneldiler.
Kapıyı Liz’in oda arkadaşı açtı.
“Hayır, Liz öğlen çıktı. ‘Biraz kafamı dağıtacağım’ dedi ama sonra geri dönmedi. Dersi de kaçırmış.”
Cenk ve Damon birbirlerine baktılar.
“Bu Liz değil...” dedi Cenk fısıltıyla.
“Haydi şehir merkezine gidelim. Belki alışverişe çıkmıştır ya da sahil tarafına…”