4.Bölüm:Maskeli Balo

2901 Words
ASRAL KOZLU Düşüncelerimin çoğu şuana, geleceğe ve kendime aitti. Başkaları için asla bir şey düşünmez, kendime zarar veremezdim. Zaten çok insan yoktu çevremde. Sayılı ve bana derdini anlatmayacak insanlardı. Başkalarının derdini ne dinler ne de anlayabilirim. Onlara içtenlikle davranamayacağım için de önceden anlatmamalarını söylerdim. Karşımda oturan adam ise onun için bir şey yapmamı istiyordu ve ben bunu en başından kabul etmiştim. Derdi neydi bilmiyorum ama umrumda da değildi. Ben sadece işimi yapıp gidecektim. O zamana kadar da bu adamın ne iş çevirdiğini anlamış olacaktım. Her şey kendiliğinden önüme gelecekti. Bir şeyi araştırmama gerek yoktu. Uman ile konuşmamızın üzerinden iki saat geçmişti. Benim için bir şeyler göndereceğini söylemiş ve ufak dediği işlerini halletmeye gitmişti. Kapıda o üç korumadan biri vardı. Onun adını henüz bilmiyorum. Kapıyı çaldıktan sonra içeri giren Sude'ye çevirdim bakışlarımı. Telefonumun ekranını kilitleyerek tüm dikkatimi ona verdiğimde elinde ki üst üste koyduğu kutularla kenara doğru ilerledi. "Ayakkabılar," diyerek kutuları yere koyduktan sonra bana baktı. "Birazdan saçın ve elbisen için birilerini gönderecek Uman abi," diyerek konuştuktan sonra hafifçe tebessüm ederek odadan çıktı. Çok sakin bir kadına benziyordu. Ayrıca Uman'a abi demesi de dikkatimden kaçmamıştı. Demek ki abi kardeş ilişkileri vardı bir şekilde. Ayağa kalkıp kutulara doğru ilerlediğimde dikkatle bakmadan üç kutunun ağzını da açıp içinden çıkardım. Sanırım getirecekleri elbise de bu ayakkabılarla uyumlu olacaktı. Sadece biri daha çok ilgimi çekerken hiç düşünmeden ayakkabıyı kutusuna koyup başka kenara bıraktım. Diğerlerini de üst üste koyup ayrı tutmuştum. Tekrar yatağa doğru ilerledikten sonra bedenimi tamamen üzerine bıraktım. Gözlerim yavaşça kapandı ve gözümün önüne bazı anlar geldi. Gerçekten de çözmem gereken bir durum vardı. Eğer arkadaşım sandığım kişi o görüntüleri bilerek silmemişse, burada olmamın bir amacı olmalıydı. Benden habersiz bir iş yapmasını asla kabullenemezdim. Bu yüzden onu bulmak zorundayım, ki o beni aramadan asla tek başıma bulamazdım. Odamın kapısı gürültülü bir şekilde tıklatıldığında iç çekerek yatağımın üzerinde doğruldum. "Gel!" sesim istemsizce isyan dolu çıkmıştı. İçeri kalabalık insan topluluğu girince öylece kala kaldım. "Asral Hanım," diyerek kendinden emin ve güzel aksanıyla konuşan kadın, gözleriyle hızla üzerimi taradı. Onun üzerinde kırmızı takım elbise ve siyah topuklular varken, benim üzerimde tayt ve basit bir crop vardı. Günde üç dört kez üzerini değiştiren bir insandım. Her saniye başı beni başka bir kıyafle görmek mümkündü. Adını bilmediğim kadın saçlarını tepeden sıkı topuz yapmıştı. Kadının görünümü mükemmeldi. Ayağa kalkarak karşısında dikildiğimde diğerlerine de bakarak konuştum. "Merhaba." Karşımda ki kadın elini uzattığında beklemeden elimi uzatıp sıktım. Teni, sıcak havaya rağmen buz gibiydi. "Ben Lara, bu akşam ki davet için size yardımcı olacağım." "Anladım, ben ayakkabıyı seçtim. Elbiseleri görebilir miyim?" "Tabiki," diyerek arkasına baktı ve siyah saçlı kadın elindeki kutuyu bana doğru uzattı. Kutuyu beklemeden elinden alırken bu işin uzamaması için elimden geleni yapacaktım. Sonunda ayakkabıyla uyumlu elbise de seçildiğinde, birkaç kişi saçım ve makyajımla uğraşmaya başladı. Lara Hanım seçtiğim elbiseye göre bir saç modelini bulduğu için sesimi çıkarmadan tüm işi onlara bıraktım. Kaç saat sürdü bilmiyorum ama saçım bittikten sonra banyoya geçip elbiseyi giymiştim. Çıkardığım kıyafetleri kaldırıp kirli sepetin içine attıktan sonra banyodan çıktım. Lara Hanım olmak üzere içerideki tüm gözler bana döndü. Buna içeri giren Sude de dahil. "Mükemmel!" Lara Hanım'ın beğeni dolu gözleri beni süzerken hafifçe tebessüm ettim. İltifatlara alışkın olduğum için fazla tepki vermek gelmesede içimden nazikliğimi korumak istedim. Lara Hanım uzanıp elimden tuttuktan sonra beni bir tur etrafımda döndürdü ve hemen sonra durdurup gözlerime baktı. "Güzelliğinin farkında olduğunu biliyorum. Onu kullanabilmen güzel Asral Hanım," diyerek konuştuğunda içten bir şekilde gülümsedim. O da aynı şekilde bana karşılık verdi. Dudaklarımı büzüp 'izninizle' dercesine önünden çekildiğimde kendime bakmak için duvarın dibinde ki boy aynasına yöneldim. Gözlerim, saçımdan başlayarak bedenimi yavaşça taradığında bir kez daha fark ettim güzelliğimi. Burnu havada biri değildim dersem biraz yalan olurdu belki ama gerçekten de güzelliğimin farkında olduğum için kendimi övmeyi seviyorum. İsteseler burnu havada desinler. Üzerimde kırmızı, bileğime kadar gelen, sağ tarafında derin bir yırtmacı ve göğüs dekoltesine sahip bir elbise vardı. Askıları inceydi ama omuzlarımda sabitti. Düşecek gibi durmuyordu. Ayrıca köprücük kemiğimin daha belirgin olması içinde çok az makyaj uygulanmış ve güzel bir görüntüye sahip olmasını sağlamışlardı. Ayakkabı olarak siyah, bilekten bağlamalı bir topuklu vardı. Yanlarında ise beyaz gümüşler, yıldız gibi gözüküyordu. Saçlarımı dalgalı yapmış ve beyaz incilerden takmışlardı saçıma. Dudaklarımda kırmızı ve siyahın karışımı bir renk vardı. Absürt duracağını düşünmüştüm ama öyle olmadı. Oldukça güzel gözüküyordu. "Maskeniz," diyerek konuşan Lara Hanım, elinde tuttuğu maskeyi bana uzattı. Fazla bekletmeden elinden aldıktan sonra makyajıma dikkat ederek maskeyi yüzüme yerleştirdim. Gür kirpiklerim ve gözlerim daha da belirgin olmuştu. Yüzümde yarasa şeklinde siyah bir maske, üzerinde topuklularımda ki gibi yıldızlar vardı. Her şeyinle hazır olduktan sonra arkamı dönüp beni izleyen kişilere nazikçe gülümsedim. "Hepinize teşekkür ederim." "Rica ederiz, görevimiz." herkes toparlandıktan sonra Lara Hanım'ın gitmesine izin vermedim. "Uman gelene kadar kahve içmek ister misiniz?" nazikçe gülümsedi. Gülüşü bile farklıydı. Ona ayrı bir hava katmıştı. "Teşekkür ederim ama iki dakika içinde kendisi burada olur. Ayrıca ekibimle dinlememiz de gerek." "Anladım, o zaman sizi tutmayayım." Lara Hanım'a eşlik ederek aşağı indiğimde Sude ile beraber ekibini yolcu ettik. Kapanan kapının ardından arkamı dönecektim ki, Sude'nin bana olan bakışlarını fark edip duraksadım. Bu kadın gerçekten tuhafıma gidiyor. Belki sadece bana karşı böyleydi ama hareketlerinden hoşlanmazsam bir daha da hoşlanmak gibi bir ihtimal yoktu ben de. "Sude?" dedim sorarcasına. Sesim mesafeli ve sert çıkmıştı. Sude, yavaşça gülümsedi. "Çok güzel olduğunuzu söyleyecektim." tek kaşım istemsizce havalandı. Derin nefes alıp verdiğimde bir şey söylemek için aralanan dudaklarım, kapının açılmasıyla geri kapandı. Içeri giren Uman, o an benim için bambaşka biri gibi gelmişti gözüme. Siyah, jilet gibi bir takım elbise giymiş ve dağınık saçlarını ilk defa düzeltmişti. Siyah takım elbisesinin sol cebinde kırmızı peçete olması, bilerek seçilmiş gibi hissettirmişti beni. Kahverengi harelerimi kara gözlerine çevirdiğimde, gözlerinin bedenimde oyalandığını görüp yutkundum. Bu adamın etrafından resmen güçlü bir aura akıyordu... "Ben size şalınızı getireyim," diyerek yanımızdan ayrılan Sude'ye bakmadım. Tüm dikkatim, dik duruşuyla karşımda olan adamdaydı. "Çok güzelsin..." boğazını temizleyerek bir adımda dibime girdi. "Güzel olmuşsun." dudaklarım kıvrıldı ve sağ elim istemsizce kırmızı peçetesine uzanıp düzeltmiş gibi yaptı. "Sen de çok yakışıklısın Uman Akay." dedim dürüstçe. Yalan söylemeye gerek yoktu. Öyleydi. Bunu kendisi de biliyor olmalı. "Seni izleyeceğim, her saniye." korkmamam içindi dediği ama korkmuyorum. "Öyle diyorsan," diyerek elimi indirdim. "Öyledir." "Öyle." dedi başını hafifçe sallayarak. Sude yanımıza geldiğinde, üzerime beyaz ve yünlü bir şalı bırakmak için hamle yaptı. Ona izin verdiğimde şalı omuzlarımdan aşağı bırakıp iki adım geriye çekildi. "Sen gidebilirsin," diyerek başını Sude'ye çeviren Uman'a bakmaya devam ettim. Sude, onu onayladığında Uman'ın gözleri tekrar beni buldu. Kemikli elini bana doğru uzattığında anında karıncalanan elime hayret ettim. Yokluk mu çekiyorsun Asral? Hiçbir zaman bir erkeğe ihtiyacım yoktu ve olmaması için de elimden geleni yapıyorum. Kimseye muhtaç olmak ve onun emri altında çalışmak asla istemiyorum. Uman Akay'ın durumu farklıydı. Ben ona muhtaç değilim. O sadece öyle biliyor. Uman Akay'ın eline elimi bıraktığımda, parmakları anında kenetlendi. Tutuşu yumuşak ama sahipleniciydi. Beni yönlendirip kapıdan beraber çıktığımızda o üç korumanın bahçede ki arabaların yanında olduğunda gördüm. Üçünün de gözleri anında bize dönmüş ve birbirlerine bakmadan konuşmaya başlamışlardı. Sadece dudakları oynasada ne konuştuklarını anlamak zor değil. "Aras, Artuk ve Aspar." Aras'ı biliyordum ama diğer ikisinin adını da Uman'ın söylemesiyle öğrendim. Birbirlerini tamlayan isimleri vardı ve uyumlu oldukları her halleriyle belli oluyordu. Ortada duran arabanın yanına vardığımızda korumalar Uman'ın bir baş hareketiyle ön ve arkada ki arabaya bindiler. Uman Akay'ın tehlikeli biri olduğunu anlamayacak kadar aptal değilim ama bu kadar göze batması iyi değil. Her an bir şey olabilir diyordular resmen! Beklemediğim bir şekilde Uman, siyah aracın arka kapısını açtı ve geçmem için işaret verdi. Adamın elleri değil, gözleri de diliydi resmen. Açtığı kapıdan içeri girdiğimde elbisenin eteklerini toplayıp düzelttim. Hemen yanıma da Uman oturdu. Kapısını kapattığı an şoförü aracı çalıştırdı. Kahverengi harelerimin istemsiz bir şekilde Uman'ın dizinde ki eline çevirdiğimde, kırmızı ruj yedirdiğim dudağımı yaladım. Eli çok güzeldi ve bu, bana dokunma isteğimi arttırıyordu. Bu hiç iyi değil Asral! Zihnimde çığlık atan sesle beraber anında önüme baktım. Kendime mani olmam için bana yardımcı olan tek şey iç sesimdi. O da olmasa kim bilir ne olur(?) Kaç saat geçti bilmiyorum ama siyah araç, davetin olacağı binanın otoparkına girdiğinde derin nefes alıp verdim. "Kötü hissedersen bana bak," diyerek konuşan Uman'a baktım anında. Gözleri gözlerimle hızla buluştu. Uman'ın dudakları düz bir çizgi halindeyken, gözlerine inen perdeye şaşırdım. Bu adam ikili oynuyor! Herkese karşı! Bunun bir kez daha farkına vardım. Arabadan indiğimizde üç koruma yanımızdaydı. Uman, Aras'a baktı. "Kapıları koru." Aras anında başını salladığında kaşlarımı çatarak Uman'a baktım. Yan çehresi oldukça keskin duruyor, tüm hatlarını göz önüne seriyordu. "Neden?" "İhtimaller," diyerek konuşan Uman'ın kısa ve net cevabı bana yetti. Kara gözlerini bana çevirdi. "Arkamızdan gireceksin." gözlerimi kısıp üç korumayla beraber onu süzdüm. "Emirli konuşmaların hoşuma gitmemeye başladı Uman Akay." Uman'ın kara gözlerine inen perde hala yerinde duruyordu. Hiçbir şey söylemeden sessizce gözlerime bakmaya devam ederken başka bir ses bakışmamızı böldü. Aspar'ın gürültülü öksürüğü kesildiğinde, Uman Akay bir şey demeden önüne döndü ve yürümeye başladı. Arkasından topuklu ayakkabımı fırlatmak gelse de içimden, bu isteğimle zorlukla mani oldum. Aras, Artuk ve Aspar da peşinden ilerlerken duruşumu düzelttim ve arkalarından ilerledim. Arada bir üç koruma benim arkalarında olduğumdan emin olmak için gizlice bakıyor ve istemsizce gülmeme neden oluyordu. Güvenlikleri geçerek içeri girdiğimizde, gördüğüm boş masaya yöneldim ve Uman'ın arkasından baktım. Onlar da boş bir yer bulduklarında, ben onların tam karşılarında duruyordum. Uman'ın gören bazı kişiler yanlarına giderken dikkat çekmemek için bakışlarımı etrafta gezdirdim. Salon, iki katlıydı. İlk katında davetliler vardı ama ikinci katında ne var bilmiyorum. Daveti düzenleyen kimdi bilmiyorum ama oldukça şık bir konsept hazırlamıştı. Kürsü gibi bir yerin Boysan perdeleri siyah ve kırmızıyken, camın perdeleri de öyle olup üzerine desenler ekliydi. Masalar da renklerle uyumlu bir şekilde hazırlanmıştı. Gözlerim, kapıdan giren kişilere kaydığında içten içe gülümsedim. Avlarım oradaydı. Uman Akay'ın gösterdiği fotoğraftan daha iyi duran adam, başına gelecekleri bilmeden etrafına bakıp gülücükler saçıyordu. Yanında duran kişi de kardeşiydi. Uman, bilerek adlarını bana söylememişti çünkü çoğu şeyin gerçekçi olmasını istedi. Adamın, griye boyadığı saçları üç numaraya vurulmuş ve üzerine de saçıyla uyumlu gri takım elbise giymişti. Sol cebinde ise siyah bir peçete vardı. Fark ettiğim detayla kaşlarım çatıldı. Adam, kız kardeşinin giydiği siyah elbiseyle aynı rengi koymuştu cebine. Uman da benim elbisemle aynı renk peçeteyi koymuştu ve baktığımda çoğu adamda da öyleydi. Bu konsepte dahil miydi bilmiyorum ama tesadüf olmadığı kesin. Görüşümü kesen garsonla beraber çabuk gitmesi için içeceği tepside aldım. Alkollü müydü bilmiyorum ama içtiğimde anlardım. Gözlerimi onlardan çekip Uman'ın masasına yönelttiğimde masasında duranları dikkatle inceledim. Dört kadın ve iki adam vardı kendileri dışında. Kadınların ikisi gençti ve oldukça cüretkar elbise giymeyi tercih etmişlerdi. Taktıkları maske tamamen yüzlerini çerçevelediği için yüzlerini seçemedim ama Uman'ın onları tanıdığına eminim. Uman'ın dudakları arada bir açıldığı için onlara kısa cevaplar verdiğini anladım. Sanırım sohbet etmeyi sevmiyor yada başka bir amacı vardı. Yanında duran genç kadının onun koluna dokunduğunu gördüğümde merak ederek ne yapacağını izledim. Kadın, diğer eliyle kızıl saçlarını nazikçe geriye ittirdi ve Uman'a dokundurduğu elini de hafiften hareket ettirdi. Uman ona bakmadı bile. Kolunu, Aspar'a uzatıp omzuna dokundurduğunda bunu kadından kurtulmak için yaptığını anladım. "Evet, sevgili arkadaşlarım..." hoparlörden çıkan yüksek sesle bakışlarımı anında ondan çektiğimde, sahnenin olduğu kısma baktım. Kısa boylu ve saçları seyrek olan adam şuursuzca gülerek elinde ki şarap bardağını kaldırdı. "Davetimizi kırmadığınız için teşekkür ediyor ve hoşgeldiniz diyorum." elini göbeğine koydu ve derin nefes aldı. Adam, kıpkırmızı kesilmişti. "Kusura bakmayın, enerjik bir insan olunca böyle oluyor işte..." tek tük kahkahalar sardı etrafı. "Bugünü kızımın yurt dışından tamamen gelme şerefine adıyorum... Artık tamamen babasının yanında kalacak ve destek olacak..." kızı kim diye etrafa bakındım ama anlayamadım. "Rose..." sağ eliyle sağ tarafı işaret etti. "Kızım gelir misin?" sahneye çıkan kadının ihtişamı karşısında çoğu kişi büyülenmiş gibi mırıltılar çıkarırken, gözlerimi baydım. Benden daha güzel kadın görmeye katlanamıyorum bakışlarımı ona gönderirken, benden güzel olmadığının bilinciyle burnumu kırıştırdım. Güzel değildi. Sadece parası vardı. Rose, üzerine yeşil renge sahip balık bir elbise giymişti. Elbisesi bedenini tamamen sarmış ve vücut hatlarını iyice belirginleştirmişti. Ayrıca ben de olduğu gibi onda da yırtma vardı. Saçları açık kahverengi ve dalgalıydı. Taktığı maske pırıltılı taşlarla dolu ve griydi. "Hepiniz hoşgeldiniz," diyerek konuşmaya başlayan kadının sesi kulağa hoş geliyordu. "Bazılarınız beni tanır..." gözleri yön değiştirdi. Kaşlarım çatıldı. "Beni tanımayanlar için söylüyorum, ben Babür Kaplan'ın kızı Rose. Unutanlar ve bilmeyenler için kendimi hatırlatmaya geldim..." mikrofonu babasına verdiğinde birkaç alkış eşliğinde sahneden indi. Ben ise kadına göz devirdim. Klişe sözleri beni ilgilendirmiyor, bilmediğim varlığı ise zerre umrumda değildi. İçeceğimden bir yudum aldığımda, boğazım yanmaya başladı. Alkollü olmasının yanı sıra uzun zamandır içmediğim için yabancı gelmişti tadı. "O zaman eğlenelim biraz..." diyerek konuşan Babür, sahneden indikten sonra müzik çalmaya başladı. Birkaç çift sahneye ilerlediğinde dans etmeye başladılar. Gözlerimi avımın olduğu yere çevirdiğimde İçeceğimden bir yudum daha alıp ona doğru ilerledim. Adamın son anda beni fark etmesiyle çoktan masasına vardığımda, kardeşi başka biriyle konuşuyordu. Adamın kaşları çatıldı ve gözlerime anlamsız dolu bakışlar attı. Kırmızı ruj yedirdiğim dudaklarım yavaşça kıvrıldığında sağ elimi ona uzattım. "Benimle dans eder misin?" belki de onun bana teklif etmesini sağlamalıydım ama uğraşamam. Bir an önce olup bitmeli bu iş. Adamın tek kaşı yukarı kalktığında sessizce elimi tuttu ve bazı bakışların altında dans edenlerin arasına karıştık. Elimin biri sağ elinde diğeri de omzundaydı. Adamın diğer eli belime baskı uygulamadan tutunurken gözlerine bakmak için başımı yukarı kaldırdım. "Ne yapmaya çalıştığını biliyorum," diyerek konuşan adamın ses tonu ifadesizdi. Taktığı maskenin ardında ki yüzünü görmek istedim. "Bilmene sevindim," diyerek konuştum yamuk bir gülümsemeyle. "Eee, ismini lütfetmeyecek misin bana?" "Adımı bildiğine eminim." "O halde yanılıyorsun." dans ettiğim adamın bedeni oldukça kalıplıydı. Uman Akay'ın yanında bir hiç gibi gözüksede bazen görünüşe aldanmamak gerek. "Bora." adını öğrendiğim an dişlerimi göstererek gülümsedim. Bakışlarında ki değişiklik ona yalan söylemediğimi anlamış olduğu içindi sanırım. "Bora, seninle dans etmek güzeldi..." onu bırakıp masama ilerlediğimde yüz ifademi düzeltsem bile içten içe gülüyorum. Daha bitmedi, yeni başlıyoruz. Elimi kaldırıp garsonu çağırdığımda tepsisinden bir içecek kaldırdım ve gözlerimi Bora'nın olduğu masaya çevirdim. Gözlerimiz kesiştiğinde elimde ki Kadehi ona doğru kaldırdıktan sonra dudaklarıma yasladım ve göz kırptıktan sonra önüme döndüm. Öylece oyalanırken hareketli şarkının çalmasıyla giden enerjim yerine geldi. Biraz daha boş dursam sıkıntıdan patlayabilirdim. Kimse dans etmek için hareket dahi etmezken hiç düşünmeden kendimi ortaya attım ve şarkıyla uyumlu olarak bedenimi kıvırmaya başladım. Belki tüm yaşlı ve gençlerin gözleri üzerimdeydi ama umursamadım. Asla da umursamam. Benim eğlence anlayışım onlardan farklı ne de olsa... Dans etmeye devam ettiğim sürede bana doğru gelen Rose'u gördüm. Bir an duraksadığımda tam karşımdaydı. "Sana katılabilir miyim?" "Tabiiki," diyerek gülümsediğimde o da tüm hünerlerini göstermeye başlamış ve nedense yarış halinde olduğumuzu hissettirmişti bana. Ona aldırmadan kaldığım yerden devam ederken arada insanların alkış sesini duyuyor daha da motive oluyorum. Sonunda ise şarkı bitti. Rose ve ben nefes nefese birbirimize bakarken, Rose elini uzattı. Kadının ela hareleri parlıyordu. "Rose, sen?" "Asral," diyerek uzattığı elini sıktım. Herkesin ortasında birbirimizin elini sıkarken hissettiğim başka şeyler vardı. "Güzel dans ediyorsun Asral," diyerek konuştu yabancı aksanıyla türkçe konuşmaya çalışırken. "Biliyorum, teşekkürler." dediğimde elini geri çekti ve gülümsedi. "Sana bol şans..." yanımdan ayrıldığında, ben de masama geçmek yerine lavaboyu aradım. Bedenim yanıyordu. Uzun zaman sonra ilk defa böyle dans etme fırsatı bulmuştum ve bedenim de oluşan haz mükemmel. Sonunda lavaboyu bulduğumda içeride üç kadın daha vardı. Onlara fazla bakmadan kendi işimi hallederken aralarından birinin konuşmasıyla onlara döndüm. "Afedersiniz ama çok güzelsiniz..." üçü de durmuş beni izliyordu. Saçlarıma uzanan ellerimi indirdiğimde maskelerini ardında ki gözlerine baktım. "Teşekkür ederim." "Burnunuz için hangi doktora gittiniz?" önüme dönmek için yaptığım hareketi engelleyen soru tekrar onlara bakmama neden oldu. "Burnum estetik değil." inanmamış gibi bakmaya başladıkları için sessizce nefeslenip önüme döndüm. Bu sefer benimle ilgilenmeyip kendi aralarında konuşmaya başladılar. "O değil de Uman Akay'ın enfes yüz hatları yok mu? Eğer ailesini bilmesem her yerini yaptırmış diyebilirim." Hayatlarında hiç mi doğal insan görmedi bunlar? Her güzel olanın estetik yaptırdığını sanmak nereden geliyor? "Kimseye de yüz vermiyor ki!" hayıflanan kadınla beraber istemsizce güldüm ama fark etmediler. Enseme soğuk su yedirirken konuşmaya devam ettiler. "Bora ile olan düşmanlığına rağmen aynı ortamda bulunması desem..." "Gerçekten ya! Onlar düşmanlar ama hiç düşmanmış gibi davranmıyorlar ortamda." "Kızım bir insan ortalık yerde katil olduğunu belli eder mi?" öylece kala kaldım. "Kim katil?" dediğimde sesim boşlukta süzüldü. Kadınların gözlerini üzerimde hissetsem de bakışlarımı sudan çekmedim. "Onları tanımıyor musun?" "Kim katil?" dedim sorumu yinelerken. "Uman Akay ve Bora Doğan... Burada ki herkes onları tanır. Bilmemene şaşırdım." kapıyı açıp orayı terk etmeden hemen önce kadınların arkamdan seslendiklerini duydum ama aldırmadım. Masamdan aldığım çanta ile çıkışa doğru gidecekken Uman Akay ile göz göze geldim. Etrafında ki insanlara rağmen beni izliyordu ve kaşlarını çatmış bir şekilde ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Bakışlarının altında ezilirken ona bakmayı bırakıp hızla ilerledim. Bu adamın katil olacağı aklımın ucundan dahi geçmezken, burada olan herkesin bunu bilipte bir şey yapmaması inanılmazdı! Salondan çıktığımda gözlerimi alelacele etrafımda gezdirdim ama istediğim şeyi bulamadım. Ne istediğimi dahi bilmiyorum halbuki... Maskemi çıkarıp elbisemi uçlarını tutup hareket etmemi kolaylaştırdığımda binanın bulunduğu bahçeden çıktım ve kaldırım kenarından yürümeye devam ettim. Nereye gittiğimi bilmesem bile yürüyor ve arkama bakmıyorum. "Siktir!" diyerek art arda küfrettim kendime. Böyle bir adamın bana denk gelmesi asla tesadüf olamazdı. O salak herifin bunu bilmemesine imkan olmadığı halde beni oraya nasıl göndermeye cesaret etmişti?! "Seni bir bulayım, babandan emdiğin sütü burnundan getirmezsem bana da Asral demesinler!" Arkamdan çalan korna sesiyle durmadan omzum üzerinden oraya baktım. Bu, benim geldiğim arabalara ait değildi. Önüme dönüp yürümeye devam ederken arabanın biraz önümde durmasıyla hiç düşünmeden adımlarımı geriye doğru çevirdim ve geldiğim yöne geri döndüm. Arkamdan baktığımda bir adamın peşimden geldiğini görüp bu sefer koşmaya başladım ama ayakkabılarım koşmama mani oldu. Tam yere düşecekken bedenim yabancı kollarla sabit kaldı ama burnuma bastırılan bezle beraber bu sefer bedenim tamamen hareketsiz kalmıştı ve bilincim kapanmadan önce arkalara saklanan düşüncem geri geldi. Yardım çığlıklarım yok benim. Bu yüzdendi bağırmayışlarım...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD