Her şeyimi aldınız. Geriye hiçbir şey bırakmadınız. Ne ismim kaldı, ne de geçmişim. Artık zihnimde yankılanan düşünceler bile bana ait değil. Kafamın içinde çürüyen bir ses var sadece. Kime ait olduğunu bilmiyorum ama benden daha güçlü konuşuyor. Bedenimde kaç kırık var, sayamıyorum. Saymanın ne anlamı var ki? Acının ritmiyle yaşamaya başladığında, hangi kemiğin çatladığı önemsizleşiyor. Ellerim tutmuyor, bacaklarım yerin altına gömülmüş gibi, nefesim sığ… Ve kalbim, her atışında bir lanet daha fısıldıyor kulağıma: “Vazgeç.” Sekiz haftadır buradayım. Her günüm diğerinden daha az insanca. Yumrukların ismi yok, ama izleri var. Ve ben o izlerle yeni bir dil öğrendim: acının dili. Bana bunu öğrettiniz. Varlığımın her hücresiyle çürümeme izin verdiniz. Ama pes etmedim. Evet, defalarca öldüm.

