Kasanın içerisine doğru ilerledim; içeride kocaman raflar, dosyalar, bilgisayarlar, silahlar ve kıyafetler vardı. Nereye gittiğimi, ne yapacağımı biliyormuş gibi dolabın çekmecesini açıp içindeki dosyayı çıkardım. Dosyayı açıp incelemeye başladım. Okuduklarım karşısında dehşete düştüm. Elimdeki dosyayla vance'e doğru hızla ilerledim ve dosyayı ona gösterdim.
"Ne demek oluyor bu?" dedim.
Yüzüme baktı sadece ve elimi tutup beni odanın içerisindeki rafa doğru götürdü. Raftan bir albüm aldı ve bana gösterdi. İçinde fotoğraflar vardı; bizim fotoğraflarımız, diğerleriyle çekilmiş fotoğraflar, oldukça samimi anlarımız... Gezdiğimiz yerlerde, birbirimizi öperken çekilen fotoğraflar. Sayfaları çevirdikçe bir fotoğraf dikkatimi çekti kucağımda bir bebek. Şaşkınlık içinde albüme baktım.
"Ne yani... Bu benim bebeğim mi?" diye mırıldandım. Birden ağzımdan tek bir kelime çıktı: "Ekin."
"Kafam gerçekten çok karıştı. Ne demek oluyor tüm bunlar? Neler oluyor? Anlatır mısın artık lütfen?" dedim, sesim titreyerek.
Derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "yaşadığın bu hayatı herşeyi senden aldılar, seni benden aldılar. unutturmaya çalıştılar."
Sözlerine devam etti: "Geçmişin. Bu albümde gördüğün tüm fotoğraflar, yaşadığın hayatın parçaları. Kucağındaki bebek, bizim bebeğimiz, Ekin."
Şaşkınlıkla ona baktım, sözcükler boğazımda düğümlenmişti. "Ama neden hatırlamıyorum? Bu nasıl mümkün olabilir?"
Vance, acı bir gülümsemeyle başını salladı. "Kaza geçirdin ve kazadan sonra hiçbir şey hatırlamaman için uzun bir süre ilaç verdiler sana. Hala kullandığına eminim"
Arada bir oluşan baş ağrımdan ve genel unutkanlığımdan dolayı doktorun verdiği bir ilaçtı.
Gözlerime bakarak derin bir nefes aldı. "Şimdi sana soruyorum, bu hayatı geri kazanmak için hazır mısın?"
Vance'in söylediklerini sindirmeye çalıştım. Her şey bir anda anlam kazandı ve hafızamın derinliklerinden bir şeyler hatırlamaya başladım. Elimdeki dosyaya bakarak, geçmişteki benliğimi ve yaşadığım hayatı düşündüm.
"Ben... Bunu yapabilirim," dedim kararlılıkla.
Birden gözlerim karardı. Vance'in adımı haykıran sesini duymaya çalıştım ama kulaklarım uğulduyordu. Her şey yavaşça karardı, dünyam sessizliğe gömülürken içimdeki korku ve çaresizlik hissi büyüdü. Son hatırladığım şey, vancenin çaresiz gözlerle bana bakışıydı. Bir anlık temas, bir anlık umut...
Sonra her şey karanlığa gömüldü.
.......
Kaç saat geçti, ne kadar süredir baygınım bilmiyorum ama gözlerimi hafif araladığımda yatakta uzandığımı gördüm. Hafifçe yataktan doğrulup kapıya doğru ilerledim.
"Ne oldu bana ?"
"bayıldın bu çok sık oluyor mu ".
"hayır" dedim sadece
Bir kabusun içinde kaybolmuş gibiyim. İçimdeki fırtınalar bir türlü dinmiyor, ruhumda derin yaralar açıyor. Bu hikayenin kahramanı olmak istemedim, istemezdim. Sevgilim öldü, ama gerçekler daha da acı verici. Vanceyi tanımıyorum bile. Bir kızım varmış, Ekin. Ama ben annesi gibi hissetmiyorum. Bu durum, sanki bana ait değilmiş gibi, hayatımın dışındaymış gibi geliyor. Yorgunum, hem de çok yorgun. Tek istediğim uyumak, uzun ve derin bir uykuya dalmak. Uyanmak ve bu kabusun sona erdiğini görmek istiyorum. Ama gerçekler acımasız. Bu rüyadan kaçış yok, uyandığımda her şeyin daha da kötüye gideceğinden korkuyorum.
"Uyumak istiyorum" dedim.
"Tamam, seni odana götüreyim," diyerek kolumdan tutup bana destek oldu. Odaya geçip yatağa uzandığımda, vance yatağın kenarına oturdu ve yüzüme baktı. Gözlerinde bir beklenti vardı, sanki onu yatağa davet etmemi bekliyordu.
"Yalnız kalmak istiyorum," dedim. Sessizce başımı öpüp odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.
Gözyaşlarım istemsizce akmaya başladı. Gerçekten yas tutuyordum, yalan olduğunu söyledikleri halde aslanın arkasından yas tutuyordum. Onu öyle özlüyorum ki... Şu an yanımda olsa, ona sarılıp saatlerce ağlasam. Bu düşüncelerle yatağımda uzun süre boğuştum. Hislerim beni derin bir kuyunun içine çekiyordu. Nihayet sessizce uykuya daldım. Yarın yeni bir gün olacak ve her şeyi yeniden düşünmek için bolca zamanım var. Ancak şimdi, sadece uyumak istiyorum.
............................
Aradan aylar geçti… Tam tamına on ay. Bu süre zarfında geçmiş hayatımla ilgili pek çok bilgi edindim. Hangi dilleri bildiğimden ve sahip olduğum yeteneklerden bahsettiler. Biraz tekrar yaptıktan sonra hepsini yeniden hatırlamayı başardım. Ekipten öğreneceğim yeni bir şey kalmadığında, kılık değiştirip şehirde gezinmeye başladım. Eski iş arkadaşlarım ve hayatım hakkında bilgi toplamak için fırsatlar arıyordum. Peşimde kimlerin olduğunu öğrenmek adına her türlü yeni bilgiyi edinmeye hazırdım.
Her seferinde elim boş dönüyordum. Vance aramızda hiçbir şey yoktu. Defalarca bana bunu kimin yada kimlerin yaptığını sorsamda hazır olmadığımı söylüyordu Bunca şeyi bu kadar kısa sürede öğrendiğime göre, bir şeyler hatırlıyor olmalıydım. Ama vance ve Ekin hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ekin, bana tüm bunları yapan kişilerin yanında tutuluyordu. 6 yaşına girmek üzereydi ve ben onu hiç hatırlamıyordum.
Geçmişim bir sis perdesi gibi önümde duruyordu, hatırlamaya çalıştıkça daha da kayboluyordum. Anılarımın parçalarını bir araya getirmek için çabalasam da, her denememde daha da hüsrana uğruyordum. Ekin'i hatırlayamamak, bir anne olarak içimde derin bir boşluk yaratıyordu. O benim bir parçam olmalıydı, ama zihnimde ona dair hiçbir iz yoktu.
Bu belirsizlik ve kaybolmuşluk hissiyle mücadele ederken, Her bir bilgi kırıntısı, her bir ipucu beni gerçeğe bir adım daha yaklaştırıyordu. Ama hala uzun bir yolum vardı. Bu süreçte güçlü kalmak zorundaydım, hem kendim hem de Ekin için.
…
Yeni bir güne uyandım ve saat 4:30 civarıydı. Herkes uyuyor olmalıydı. Sessizce kasadan ihtiyacım olabilecek bütün eşyaları alıp, kılık değiştirip sığınaktan çıktım. Aslan'ın ailesi diye bildiğim insanları takip ediyordum. Bulabildiğim en yakın ipucu buydu, çünkü muhtemelen onlar da Aslan'ın çalıştığı kişilerden iş almıştı.
Bir evin çatısındaydım. Gözüm, karşı binanın yedinci katındaki odadaydı. Ablası yatakta, huzurla uyuyordu. Işık loştu, perdeler aralanmıştı. Onlara ulaşmak kolaydı. Çatının ucundan atlayıp balkon demirine tutunarak içeri sızabilirdim. Zihnim adım adım planı kuruyordu.
Tam o sırada, arkamdan gelen neredeyse hissedilmeyecek kadar hafif ayak sesleriyle donakaldım. Hareket etmedim. Arkamı dönmedim. Sadece nefesimi tuttum, elimi yavaşça silahıma kaydırdım ve doğru anı bekledim. Yaklaşıyordu. Havayı kesen bir sessizlik içinde, vücudum tetikteydi.
“Şimdi,” dedim içimden ve bir hamlede döndüm; dirseğimi yüzüne savuracakken birden kolumu kavradı.
Temas eder etmez tanıdım. Parmaklarının arasındaki o tanıdık sertlik, ama bir yandan da durduran, düşmanlıktan çok uyarı taşıyan o dokunuş… Yüzüne baktım. Gözlerinde öfke yoktu.
Sadece sessiz bir sorgulama, biraz kırgınlık, biraz… tanıdık bir acı vardı. Bunu bastırmak istercesine bir tekme savurdum, ama o adeta niyetimi önceden okumuş gibi kendini yana çekti, bedenini eğip hamlemi boşa çıkardı.
Yeniden saldırmak için yumruğumu kaldırdım ama bileklerimi kavradı, beni bir anda kendine doğru çekti. Sırtım göğsüne değdiğinde vücudum bir anlığına irkildi.
Kıpırdayamadım. Nefesim kesildi. Titriyordum ama bu korkudan değildi. Göğsümün içinde öyle güçlü bir şey çarpıyordu ki, sanki kalbim birazdan ikimizin arasına düşüp parçalanacaktı
Derin bir nefes aldım, birden sakinleşip ani bir hareketle geriye doğru attığım tekmeyle onu iki büklüm yere serip silahıma davrandım. Parmağım tetikteydi ve çekmek üzereydim. "Viper," diye boğuk bir sesle konuştu, ellerini havaya kaldırdı. "Sakin ol, sadece maskemi çıkaracağım," dedi ve ellerini yüzündeki kar maskesine attı. Maskeyi çıkarmasıyla karşılaştığım yüz tanıdıktı, bildiğim bir yüz.
"Victor ?"…