Yerle bir olmuş bir dünyayı izliyordum. Aden’in cansız bedeni ormanın karanlığına gömülmüştü; çiçeklerle bezeli tacı, bir zamanlar hayatın coşkusunu simgeleyen o narin çerçeve, şimdi soğuk bir mezar taşına dönmüştü. Gözlerindeki o bir zamanlar parlayan umut kıvılcımı, yerini donuk bir boşluğa bırakmıştı. Dizlerimin üzerinde titreyerek eğildim; parmak uçlarım tenine değdiğinde, buz gibi soğukluğu bedenimi sarsan bir acı dalgası yarattı. Sanki ciğerlerim eziliyor, ciğerlerimden çıkan son umut kırıntısı da o an soluyup gidecekmiş gibi hissediyordum. Kalabalığın içinden yükselen o uğultu… “İntihar mı?” fısıltısı. Kelimeler bile iğrençliğinden utanıp susuyordu. Aden’in gözyaşları bile düşmemişti; nasıl düşsün, henüz anlayamamıştı belki de… Bu masum ruha intiharı yakıştırmak, hakaretin en kara

