Konağın yüksek seyir terasından Mezopotamya ovasına yayılan altın sarısı ışıklar, taş duvarların üzerine yılların biriktirdiği hüznü değil, artık sarsılmaz bir barışın ve sonsuz bir huzurun imzasını atıyordu. Güneş’in neşeli kahkahaları, botanik parkın baharla birlikte yeşeren ağaçları arasında yankılanırken, Miran ve Hazan birbirlerine kenetlenmiş ellerini bir an bile gevşetmediler. Ancak bu sessiz dinginlik, coğrafyanın ve zamanın akışını durdurmaya yetmiyordu. Mardin’de hayat, bir fırtınanın ardından durgunlaşan deniz gibi görünse de derinde yatan akıntılar yeni sorumlulukları, yeni sınavları ve kökleşmesi gereken yeni bir geleceği beraberinde getiriyordu. Yıllar önce berdel kâbusuyla, kandan ve nefretten beslenen o çetin törelerle boğuşan bu topraklar, şimdi Hazan’ın zekası ve Miran’ı

