İLK BÖLÜM

781 Words
Mardin’in fırtınalı bir gecesinde, iki düşman aşiretin kan davasını bitirmek adına kurban seçildiğimde kaderimin bu kadar karanlık yazıldığını bilmiyordum. Karadağ konağının devasa demir kapıları arkamdan kapandığında, özgürlüğümün de o taş duvarların dışında kaldığını hissettim. Töre denilen acımasız kural, beni sevmeyi bile bilmeyen bir adamın kölesi yapmaya yemin etmişti. Miran Karadağ... Adı bile geçtiği yerde insanların gözlerini yere devirdiği, merhametiyle değil gaddarlığıyla nam salmış o adam, artık benim kocamdı. Konağa adım attığım ilk günden itibaren şiddet ve baskı nefesim gibi yakınım oldu. Miran’ın bakışlarındaki soğukluk, bedenimi donduran bir rüzgâr gibiydi. Kolumu sıkan iri parmakları, yüzüme savurduğu sert kelimeler ve konağın kuytu köşelerinde maruz kaldığım sözlü zorbalıklar bana hayatı zindan ediyordu. Beni o odaya kilitlediği ilk gece, ağlamaktan gözlerimin kan çanağına döndüğünü hatırlıyorum. "Bu konakta senin sesin çıkmaz, Hazan!" diye gürlemişti duvarları sarsan sesiyle. "Sen burada bir gelin değil, iki ailenin kanını kurumuş tutan bir rehinelisin. Yüzün gülmeyecek, gözün dışarıyı görmeyecek." Günler kâbus gibi birbirini kovaladı. Karadağ konağı görkemli bir saray gibi dursa da, içindeki her şey gölgelerle kaplıydı. Miran beni sürekli kontrol altında tutuyor, adımlarıma sınır koyuyor ve en ufak bir itaatsizliğimde sesini yükselterek üzerimde amansız bir baskı kuruyordu. Ama garip olan bir şey vardı. Yüzüme bakarken gözlerinde çakan o zalim şimşeklerin arkasında, anlam veremediğim derin bir acı saklıydı. Beni aşağıladığı, koridorlarda hırpaladığı her anın ardından, yalnız kaldığını sandığı anlarda ellerinin titrediğini fark ediyordum. Bana yaşattığı her zorbalık, sanki onun da ruhundan bir parçayı koparıp alıyordu. Bir gece yarısı konağın koridorunda yankılanan ayak sesleriyle uyandım. Merakıma yenik düşüp gölgelerin arasına saklanarak alt kata indim. Konağın amcası ve aşiretin yaşlıları, Miran’ın etrafını sarmıştı. Sızan mum ışığında Miran’ın çalışma odasındaki konuşmalara kulak kabarttım. "Kızı fazla boş bırakıyorsun Miran," diyordu amcası sert bir tonla. "Onun soyu bizim kanımızı döktü. Ona merhamet gösterirsen aşiret seni ezgiler. Ya o kızı tamamen kıracaksın ya da biz gerekeni yapacağız!" Miran’ın masaya vurduğu yumruk sesi koridorda çınladı. "O benim karım!" diye kükredi sesi. "Benim odamın, benim yetkimin altındadır! Ona dokunanın elini kırarım. İçimdeki intikamı nasıl alacağımı bana siz öğretemezsiniz!" O an anladım; gölgelerin arkasındaki o acımsı sırrı çözmeye başladım. Miran bana sert davranıyordu çünkü aşiretin acımasız gözleri her an üzerimizdeydi. Zayıflık gösterdiği an, amcası ve gözü dönmüş aşiret üyeleri beni öldürmekten çekinmeyecekti. Beni kendi zalimliğiyle koruyordu; beni zorbalıkla köşeye sıkıştırarak aslında kendi etrafına ördüğü o karanlık duvara hapsediyor, düşmanlarından saklıyordu. Bana yönelttiği her öfke, aşiretin kanlı gözlerini tatmin etmek için oynadığı tehlikeli bir oyundan ibaretti. Ertesi gün bahçede yalnızken amcasının adamları önümü kesti. Yüzlerindeki iğrenç ima ve tehditkâr adımlar üzerime doğru gelirken nefesim kesildi. Tam o sırada Miran bir fırtına gibi araya girdi. Yıllardır biriktirdiği o vahşi şiddet bu kez bana değil, bana zarar vermek isteyenlere yöneldi. Adamı tek bir hamlede yere serip silahını çektiğinde gözlerindeki dehşeti gördüm. "Bir daha bu kadına yaklaşanın leşini bu konağın avlusuna gömerim!" diye bağırdı. O gece odaya döndüğümüzde Miran’ın elleri kan içindeydi. İlk defa ondan korkmadan yaklaştım. O sert, eğilmeyen adam bir köşede oturmuş, başı ellerinin arasında öfkeyle soluyordu. Yanına oturup ıslak bir bezle kanlı ellerini silmeye başladığımda duraksadı. Bana doğru döndü, gözlerindeki o karanlık perdenin arkasından ilk kez savunmasız bir adam baktı. "Neden yapıyorsun bunu?" diye fısıldadım, sesim titreye titเรyerek. "Bana neden bu kadar acı çektiriyorsun?" Miran derin bir nefes aldı. İri eli çeneme dokundu; bu kez yakmak, incitmek için değil, beni korumak ister gibi yumuşaktı. "Seni bu cehennemde tutmak zorundayım Hazan," dedi boğuk bir sesle. "Sana merhamet ettiğimi görürlerse seni benden alırlar. Seni yaşatmamın tek yolu, seni mahvediyormuş gibi görünmek. Gölgelerin arkasında nasıl bir savaş verdiğimi bilsen, benden nefret etmezsin." İşte o gece, şiddetin ve zorbalığın tam ortasında, hiç beklemeyen bir çiçek filizlendi: nefretin beslediği bir aşk. Artık bana bağırırken gözlerindeki o gizli yalvarışı görebiliyordum. Konağın karanlık koridorlarında beni duvarla kendi arasına sıkıştırdığında, aşirete gösterdiği o zalim duruşunun ardındaki kalp çarpıntısını duyuyordum. Bana dokunuşlarında hala törenin getirdiği o sertlik vardı ama altında beni yakıp kavuran bir tutku yatıyordu. Aşkımız normal bir aşıkların hikayesi gibi değildi. Bizimki kanla, tehditle ve saklanan sırlarla yıkanmış tehlikeli bir tutkuydu. Miran beni dışarıdaki dünyadan korumak için odama kilitlerken, gece yarıları yanıma gelip saçlarımı koklayarak özür diliyordu. Bana çektirdiği her acının bedelini kendi ruhuna işkence ederek ödüyordu. Ben ise bana uyguladığı bu sert baskının ardındaki koruyucu meleği görmüştüm. Bir gün amcasının kurduğu bir tuzakla konağın avlusunda büyük bir çatışma çıktı. Silah sesleri taş duvarlarda yankılanırken Miran beni bedeninin altına alıp kurşunlara siper etti. Göğsünden sızan sıcak kan giysime bulaşırken, gözlerimin içine bakıp fısıldadı: "Seni koruyacağıma dair yemin ettim Hazan. Bu töre benim canımı alsa bile, senin kılına zarar gelmeyecek." O an anladım ki, gölgelerin arkasındaki en büyük sır Miran’ın bana olan acımasız nefreti değil, benim için ölümü göze alan karanlık ve sert aşkıydı. Kanın ve törenin ortasında batan bu hayatta, birbirimizin hem katili hem de tek kurtarıcısı olmuştuk.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD