Mardin topraklarına baharın gelmesiyle birlikte Karadağ ve Soykan aileleri arasında sağlanan o kırılgan barış, sadece bir kağıt üzerindeki imza ya da avluda içilen bir bardak çaydan ibaret değildi. Bu barış, iki ailenin de göğsünde taşıdığı onlarca yıllık yaranın kabuk bağlama çabasıydı. Ancak yüzyıllık geleneklerin, kireçlenmiş zihniyetlerin ve kanla beslenen nefretin tek bir gecede tamamen yok olacağını düşünmek büyük bir saflık olurdu. Karadağ konağının avlusunda kurulan o büyük barış sofrasının üzerinden haftalar geçmişti ama geceleri taş duvarların arasında yankılanan rüzgâr, hâlâ eski hesapların fısıltılarını taşıyordu. Miran, omzundaki kurşun yarasının sızısına aldırış etmeden her sabah erkenden kalkıyor, konak ile arazi arasındaki mekik dokuma trafiğini yönetiyordu. Yarası fizikse

