Alnımı kapıya dayadım ve bunların bi rüya olmasını diledim. Yavaşça etrafımda döndüm ve evin sessizlik olan sesini dinledim.Sallana sallana salon, mutfak ve odalarda gezmeye başladım.
Aldığımdan bu zaman kadar bu ev hep böyle boş ve ıssız mıydı yoksa ben bugün böyle mi hissediyordum. Odalarda dolaştıktan sonra tekrardan yatak odama geldiğimde içindeyken farketmediğim garip bi koku farkettim.
Bu kokunun neredeng eldiğini anlamaya çalıştım.Çok saf çok temiz ama birazda losyon kokusuna benzer kimyasal bir koku vardı. İnsanların hakkımda bilmediği tek gizli yeteneğim buydu sanırım.
Burnum bir köpeğinki kadar iyi koku alıyordu.Tek farkı bu koku her zaman duyduğum hissettiğim bir koku değildi. Hemen hazırlanmam gerektiğini ve bugün önemli bir kaç toplantımın olduğu aklıma geldi kendimi hızlıca duşa attım.Sıcak su bedenimi yakıp kemiklerime ulaşırken nedendir bilmem İlkay'ı düşünmeye başladım.
Her fırsatta yanımd aolmasını her telefonumu saat kaç olursa olsun açmasını.Veteriner olsa bile köpeğime olan düşkünlüğü.. bana olan düşkünlüğü... İlkay ile lisedeyken sıra arkadaşıydık. Hatta onun sayesinde bitirebildim diyebiliriz okulu.
Çünkü ben hayaller aleminde dolaşırken o dersleri dinler bana notlar çıkarır ve sınavarda kopyalar verirdi. O olmasaydı bırakın liseyi bitirmeyi evin yolunu bulamazdım.O zamanlar elime geçirdiğim her defteri kitabı pantolonlarla ceketlerle eteklerle yada başka kıyafet çizimleriyle doldurmakla meşguldüm. Hayalim her zaman moda okumaktı. Bunun hayaliyle yatıp kalkıyor.
Bazı zamanlar okuldan kaçıp gizli gizli defile, moda şovu yada çekimi izlemeye gitmeye çalıyordum.Her defasında aileme yakalansamda bir şekilde sıyrılıyordum. Ama İlkay.... O her zaman benim için orada bekliyordu. Hazırdı. Benimleydi ve benim tek destekçimdi.
O zamanlar kalın gözlükleri ve sarı tenindeki sayısız sivilceleriyle bi asalağa benzese de bana karşı her zmana kibar ve anlayışlı biri olmuştu. Evlerim yan yana olduğu için okula beraber gidip geliyorduk.Annem bi nevi ona güvendiği için onun yanından ayrılmamam gerektiğini söylerdi.
O zamanlar kızsamda şimdi onlara hak veriyordum. İlkay gerçekten hayatımın her köşesinde olmuştu ve o olmasaydı her düştüğümde yolumu kaybedip pes edebilirdim.
Ama o her zaman o inatçı ve kendinden emin tavırlarıyla gelir sanki tekeri çıkmış bir oyuncak arabayı yada kolu kırılmış bir bebeği tamir eder gibi ortadaki bütün sorunları halleder kötü hissettiren duyguları bir çöp torbasına atar ve sana güzel huzurlu bir hayat bırakırdı.
O zamanların sünepe çocuğu üniversite zamanı geldiğinde ergenliğini bitirmiş, biraz daha uzamış ve güçlenmişti. Ama asıl onu değiştiren okurken aynı zamanda da maddi durumlar gereği çalışmak zorunda olmasıydı. Uzun ders saatlerinin ardından geçeleri bi ekmek fırınında çalışıp geriye kalan bütün saatlerini uyuyarak geçirirdi.
Yaz tatillerinde işini kaybedeceğini düşündüğü için eve gitmek yerine fırın sahibinin izni ile fırında yatarak çalışırdı.
Onun tek avantajı aşırı zeki olmasıydı ve her fırsatta eski öğrencilerin kitaplarını satın alarak yene dönemde okuyacağı bölümler hakkında araştırmalar yapıp ders çalışırdı. Onu hiçbir zaman anlamazdım.
Neden bir insan bu kadara çalışmak sorundaydı. Dönem başaldığındaysa ön hazırlığını yaptığı için hem çalışıp hem okurken zorlanmıyordu. Lakin okulun son senesi geldiğinde sınav haftası yaklaştığında kampüsün kantininde ağlayarak ders çalışıyordum.
Okuldan ve derslerden nefret ediyordum. Sevdiğim bölümü üokuyor olsam bile bu kadar zorlanmak, sürekli birşeyler ezberlemek zorunda kalmak beni deli ediyordu. Gene böyle gözyaşları dökerek kalemimi kemiriyordum. Kafamı kaldırdığımda kalem ağzımdan düşmüş elimin çarptığı karton bardaktaki dandik çay dökülmüştü.
İlkayı dört sene boyunca yaz tatili öncesi ve okul başlarında görüyordum. Ailesine göndermek istediklerini gönderiyor aileside onun istediklerini bana veriyordu ki oa ulaştırsbileyim.
Ama bu sefer farklıydı. hayatının son dört yılını un çuvallarını taşıyarak ve ekmek yaparak geçirmiş bir adama göre çok yakışıklıydı. Boyu neredeyse iki metreye yakındı, altın sarısı saçları yaz ayının papatyası gibi parlıyordu, o şapşal kare çerçeveli gözlüklerinini arkasından hafif çekik ela gözleri güneşe hakaret edercesine parlıyordu.
İlk sene çalışarak yaptırdığı diş telleri dişlerinden çıkmış ağzı her açıldığında adeta deniz kabuğunun içivde parlayan inciler gibi parlıyordu.Yanında birkaç kız ve erken olmak üzere sınıf arkadaşları vardı. Sanırım bir sınavdan çıkmış sonuçları hakkında konuşuyorlardı. Bir anda donup kalmış heyecanlanmıştım.
Benim yıllardır tanıdığım İlkaydı. Bir anda güneşten rahatsız oldu kafasını sallamaya başlad. O sırada ağzım yarı açık kantin masasında oturan beni gördüğünde hala ona bakıyordum.Beni gördüğü için çokda heyecanlı görünmüyordu aksine şaşkın görünüyordu. Malum ben onun aksine saçım başım dağılmış, üç gündür duş almamış, doğru düzgün uyumamış, gününü yarısını ağlayarak geçirmiş, göz altı torbaları market torbasına dönmüş bir halde oturuyordum.
Bana doğru yürümeye başladığında heyecanlanmış ve ne yapacağımı şaşırmıştım. İlk kez böyle hissediyordum ve toparlanmam gerektiğini farkettim.
Nefes alamıyordum ellerim titriyordu ne yöne bakmam gerektiğini ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. Ben bunları düşünürken o çoktan masaya yaklaşmış bana bakıyordu.
-Şuna da ir bakın Seni bu halde görmek inan bana hayatım boyunca inanancağım en son şey olurdu. Bu ne hal! İki kağıt parçası gerçekten seni bu hale mi getiriyor?
- Yaa ne demessin bende aynı şeyi senini için düşünüyordum. Görmeyeli baya geliştirmissin kendini. Bir an tanıyamayacaktım seni.
-İnan bende seni en son kampuste bıraktığımda barbie bebek gibi görünüyordun. Şimdi ise şekerden evi olan bir cadıya benziyorsun.
- Hey fazla ileri gitmiyor musun?
-Hadi ama sadece şaka yapıyordum. Şu senin ayın tarlasına benzettiğin sivilcelerime karşılık bşr şeydi.
-Bunu iğrenç mizacın ve berbat şakan için bir dönemin bitmesini mi bekledim gerçekten? Mesaj olarakda atabilirdin yada mektup yazabilirdin eskisi gibi.
Onun bana daha önce yazdığı yirmi kadar aşk mektubu yazdığını düşünürsek bu onun için zor olmazdı.
-İnan bana buna ayıracak vaktım yok tatlım. Hatta şuan girmem gereken bir sınav var seni daha sonra bulacağım. Eve gitmeden beni bulmalısın. Beraber dönmeliyiz eski zamanlardaki gibi.
-Tabi efendim başka bir isteğiniz yoksa eğer bende kendi sınavım için hazırlanmalıyım ve benim kıymetli vaktimi çalıyorsunuz.
Kıskanmıştım. İlkay'ı ilk kez kıskanmıştım. onu daha önce hiç bu kadar ukala, kendini beğenmiş, havalı ve bi o kadarda sexy görmemiştim. Alaycı bir gülüşle yüzüme baktı dudağının bir kenarını yukarı kaldırdı, gözlerini kısıp;
-Derslerine bu kadar önem verdiğini bilmiyordum. Senin için defterler ve kitaplar sadece boyamak için değil miydi yada ben öyle hatırlıyorum.Beni şaşırtıyorsun.
Ondan daha görmediğim bir özgüvenle gülerek arkını dönüp arkadaşlarının yanına gitti. O günden sonra ne bir daha eskisi gibi olabildik ne de birbirimize eskisi gibi davranabildik.
Sadece değişmeyen tek şey İlkay'ın her anımda hala benim yanımda olmasıydı ama ne sevgisi ne de ilgisi eskisi gibidi. Evet benimle ilgileniyordu ama bir aşık gibi değil korumacı bir abi gibiydi. Bense onun beni eskisi gibi mektuplarında sevdiği gibi sevmesini istiyordum.
Bunları düşünerek yarım saatlik trafiği birmiş ve iş yerime gelebilmiştim.. Şirketim şehrin dışında fabrika böylesinde yer alan küçük bir atöyleydi. Burada bu kadar küçük bir bina ve sınırlı sayıdaki işçi bana yetiyordu.
Ana fikirlerin gerçek projerinin buradan çıktığı yüz kişilik bir işçi topluluğum vardı. Benim işime gelicek olursak Gerçektende istediğim bölümü bitirmiş ünüversiteden sonra iki senelik bir yurt dışı eğitimi alarak burada ilk atöylemi açmış ve ilk tasarımlarıma başlamıştım. Burası benim ilk işyerimdi ve bana evimdeymişim hissi veren nadir yerlerden birydi.
O yüzden zamanla bu işyerini büyükmek yerine daha büyük bir şehirde mesela İstanbul gibi yeni bir atölye kurup burada ana kadroyu bırakmıştım. İki işletmede de uzun süreli başarı elde edince ederinin iki bilmedim üç katı bir teklifte nihayetinde burayıda alabilmiştim.
Dükkan sahibi ilk başlarda kabul etmesede ona vazgeçemeyeceği bir teklif verdiğim için karşı koyamamıştı. Bu atölye bana neredeyse tüm birikiime ve yedi yıllık emeğemime sebep olmuştu ama buna değdiğine inanıyorum.
Burası bizim için bir AR-GE binasına dönüşmişti birkaç küçük ve ilk aldığımız makinelerimiz kalmış içerisi atölye tarzından kurtulup bir mimar sayesinde adeta modern görünüşlü bir şirket halini almıştı.