Bölüm 4 (küçük süprizler)

1477 Words
Böyle bir durumda nasıl sakin kalabildiğimi anlamıyordum. -Anlaşılan polise gidemiyoruz. -Ne yapacağız o halde.Gelip bizi açık av gibi avlamasına izin mi vereceğiz. -Bir dakika ne dedin sen. -Ne ben ne dedim.Açık av gibi.. -Evet biz şuan açık birer avız ama onunda avcı olduğu söylenemez. -Ne demek bu. -Bizde onu avlıcaz.Ava giderken hemde. -Bu şuanda imkansız görünüyor Şila Hanım.Herşeye ulaşımı olanda evimize girecek kadar bizi tanıyanda o. Biz ne biliyoruz.İsimsiz mektuplar, iğrenç fotoğraflar.Basım yeri gönderim yeri hiçbir şey yok. -Buda demek oluyor ki şirket tarafından gönderilmemiş.Direk kendi getirmiş.Bu bizi bir adımda olsa ona yaklaştıracaktır.Güven bana. -Peki şu polis işi.Nasıl ulaşacağız hiçbir şekilde ulaşamıyoruz. -Ben onuda düşüneceğim şimdilik bunu bi askıya alalım adım adım gitmeliyiz.Planlamalı ve o şekilde hareket etmeliyiz.Polisede gitsek korktuğumuzuda belli etsek hiçbir işe yaramayacak.Onu daha çok kızdıracağız. -Öyle diyorsanız bu durumu size bırakıyorum.Umarım ha korkunç hale gelmez. Ama anlamıyorum kim olabilir.Düşünüyorum ve bir türlü işin içinden çıkamıyorum.Size neredeyse bu işi kurduğunuzdan beri tanıyorum.Buraya ilk gelişimi sadece on kişilik atölye ekibinizi.Kim olabilir ki?Acaba okuldan falan olabilir mi? -Sanmam okulda pek konuştuğum görüştüğüm hatta tartıştığım kimse yoktu.Bir tek İlkay vardı.Birde ablan işte.Heryere yanımda sürüklediğim birtek ablan. -Anlıyorum.O zaman karşımızdaki tanıdığımız birisi değil.Buda işleri daha da zor hale getiriyor.O bizi tanıyor ama biz kim olduğunu bilmiyoruz. -Sen bugün burada kal.Nöbetleşerek uyumaya çalışalım.Şuan bile izleniyor olabiliriz.Birkaç gün yanyana olmakda fayda var.Bu konuyla yarın daha detaylı ilgileneceğim.Dediğim gib ne kadar endişelensekde bir işe yaramayacak.Ben sana pijama getireyim. Yatak odasına giden koridorda yürürken düşünmeden edemiyordum.Aslı çok haklıydı kimdi ki bu.Yani sorun yaşadığımız hiç kimse yoktu.Yatak odasına girip giyinme odasına geçtiğimde odanın içinde bir koku hissettim.Sabah duyduğum koku ile aynı kokuydu. Etrafı koklamaya başladım.Hiçbir iz belirti döküme ya da açık bir şişe yoktu.Acaba temizlikçisinin kullandığı kimyasal mı dedim.İyide bu zamana kadar kokması normal miydi.Ayrıca neden sadece burada kokuyordu. Aklımı kurcalama başladı.Bir yandan aranırken bir yandan da esniyordum.O kadar yprulmuş ve bitap düşmüştüm ki stres bedenimi yormuştu.Hızla bir pijama birkaç battaniye kapıp salona geldim. -Sen uyu ben sonra uyurum dedim. -Giyinmek için lavaboyu kullansam daha iyi olur dedi. -Tabi ki yerini biliyorsun dedim. Pijamalarını giyip geldiğinde ikimizde büyük koltuğun bir ucunda battaniyelere sarılmış uzanıyorduk. -Tıpkı eski günlerdeki gibi sabahlara kadar çalışıp böyle uyuyakalırdık. -Bu sefer çalışmıyoruz farkındaysan.Korunmaya çalışıyoruz. -Doğru.Bu sefer farklı.Merak ettiğim birşey var. Acaba bizden ne istiyor?Ne yapmış olabiliriz.? -Bunu zamanla öğreneceğiz.Şimdi biraz uyumaya çalış. Gözlerini kapatıığını gördüğümde kendi gözlerimi kapatmamak için direniyordum.Oturmaya karar verdim.Belki telefonumu yada bilgisayarımı almalıyım birşeyler izlersem uyanıkkalabilirim diye düşündüm. Sehbanın üzerinden telefonumu geri aldım ve battaniyenin altına süzüldüm. Birkaç makale okumaya başladım. Sabah telefon alırmının sesiyle irkildim.Kafamı kaldırmadan gözlerimi açmaya çalıştım.Aslın'nında benim gibi miskin miskin kıvrandığını gördüm. -Beni neden uyandırmadınnız?Bende sizi beklerdim. -Ne önemi var ki bende uyuyakalmışım.Koltuktan kalktım oturdum.Ellerimi başımın arasına aldım.Ne ara içim geçmişti en son elime telefonumu almış internette dolanıyordum. Bir an gözlerim sehbanın üzerine kaydı.Orada iki katlanmış halde bir kağıt duruyordu.Kağıdı bir çatı gibi koymuştu.Bana bakan yüzünde bir gülücük vardı. -Aslı uyanmaya çalışarak telefonunu arıyordu.Sanırım lavaboya gitsem ayılacağım. Hiç bozuntuya vermedim.Görmediğini farkedince için rahatladı.O gidene kadar kağıda dokunmadım.Tuvaletin kapısı kapandığında tuttuğum nefesimi dışarıya verdim.Hiç açmak istemiyordum.Bu ne ara oraya gelmişti. Ne zaman gelmişti.Kim getirmişti.Uzanıp kağıdı aldım.İçerisine ataçla iliştirilmiş bir fotokart daha vardı.Kartta dün akşam birlikte uyuyan fotoğrafı vardı.Koşa koşa evime gelip hiç vakit kaybetmeden fotoğrafımızı çekmiş.Fotoğraf soğuyana kadar beklemiş ve bizi öylece izleyip geri mi gitmişti. Bu her kimse tadımı kaçırmaya devam ediyordu.Notu okumak bile istemiyordum.Satırlarda gözlerimi gezdirmeye başladım.Bu sefer güzel bir şiir bırakmıştı. "Bembeyaz bir mutluluğun üstüne düştü ihanet. Ve savurdu safran sarısı öfkesini sevgiliye... Kan oluk oluk akarken arındı mutluluk Kanatları okyanusa dokunmuş bir ejderha gibi Söndü ihanetin alevi ölümle... Kapının çarpılmasıyla irkildim elimdekileri hızla bır çekilde koltuk minderinin altına sıkıştırdım.Ölüm mü? N eölümü? Beni mi öldürmek istiyordu?Ejderha kanatlarımı?Bu şiirden ne anlamam gerekiyordu ki.Bana karşı bir savaş mıydı. Bu öfkenin sahibi kimdi. -Acaba dışarda mı kahvaltı yapsak.Oradanda bana geçsek birkaç kıyafet alsam üstümü değiştirsem olmaz mı? -Olur canım ben hemen hazırlanayım. Yatak odama geldiğimde bu sefer o malum kokuyu almamıştım. Demekki geçici birşeydi dedim.Üstümü giyindim tekrar salona geldiğimde Aslı kapıda bekliyordu. -Bugün büyük gün seçmelere hazır mıyız? -Hiç sorma gene en zor işlerden biri. -Doğru bu sefer işimiz zor hepsi birbirinden yetenekli ve hazırlıklı. -Aynen öyle umarım adil bir oylama olur.AA doğru unuttum almam gereken bir dosya vardı sen arabaya geç ben geliyorum. Hızla eve geri döndüm hiç vakit kaybetmeden elime bir kağıt bir kalem aldım.Koltuğun altındaki notu çantama koyarken fotoğrafı kağıda iliştirip şunu yazdım."Zevk alıyor musun bari?" Aynı şekilde katladım üzerine bir gülücükde ben bıraktım ve evden çıktım. Nasıl olsa yine gelecekti ben evde olsam da olmasam da gelecekti.Bakalım kim kiminle oynuyor.İlk başta çok korksamda karşımdakinin tam olarak ne istediğini anlamadan hareket edemezdim. Bu hareketim ya onu çok kızdırıcaktı yada teşvik edicekti.Arabaya geld iğimde Aslı ön koltukta oturmuş beni bekliyordu.Hadi gidip şu işi halledelim. Trafik olağan akışıyle ilerledi.En nihayetinde şirkete geldik.Ofisime giden yoldaki toplantı salonunun önünde bir düzüne insan bekliyordu. Aslı zaten dün elenecekleri ve aranacakları halletmiş bana sadece seçme kısmını bırakmıştı.Alt kattaki atölyeye gidip neler olduğunu baktıkdan sonra çantamı bırakmak için odama girdim.Tam montumu çıkartıp koltuğa oturuyordum ki masamın üzerinde sabahkine benzer bir kağıt duruyordu. Bu imkansızdı.Odamın kapısı şifreliydi ve Aslı ve benden başka kimse bilmiyordu.Yoksa bunu yapan, Aslı olabilir miydi.Dün bütün gece benimleydi.Ama bana gelmeden öncesini bilmiyordum.Kapıda ilk gördüğümde çok k orkmuş gözüküyordu.Ama ya bir oyunsa.Beni tehdit eden, köpeğimi.. Casper'ı zehirleyen ya oysa...Kapım çalındı. -Gel. -Efendim hazır mısınız? Sizi bekliyorlar. -Geliyorum hemen. Bu düşünceyi aklımın bir köşesinde tutuyordum.Toplantı odasına girdiğimde karşımda biribirinden yetenekli ve heyecanlı on genç duruyordu. Tam karşılarına geçip oturdum.Heyecanlarını buradan bile hissedebiliyordum.Gençlik dedim.Şu kahrolasıca gençlik.O kadar güzellerdi ki. Hayata yeni atılmış adımlar, heyecanlar, istekler. Bunları hepsi birbirinden güzel duygulardı. -Öncelikle hoş geldiniz.Sırayla kendinizi bana kısaca tanıtabilir misiniz? Hepsi teker teker güncel bilgilerini vermeye başladılar.Elimde öz geçmişleri vardı ve tek tek bahsetikleri her bir bölüme değinmeye çalıştım. Doldurma bir özgeçmiş mi yoksa gerçekten dediklerini yapabiliyorlar mı diye ara ara sıkıştırıcı sorular soruyordum.Ama onları bir türlü pürdikkat dinleyemiyordum.Gözlerim sürekli elindeki ajandaya not alan Aslı'ya kayıyordu. Bunu nasıl yapabilirdi.Amacı neydi.Bunları düşünürken elimdeki özgeçmiş dikkatimi çekti.Dün incelediğim çocuğa gelmişti sıra.Köşede herkesle arasına mesafe koyarak oturuyordu.Üzeride beyaz mavi şeritleriolan bir gömlek vardı. Üzerinde aceleyle mülakatlar için alınmış olduğunu anladığım bir takım duruyordu.Kravat takmamıştı yada gerildiği için çıkarmıştı.Gömleğinin üst iki düğmesi açıktı.Siyah çoraplar giymişti.Ayakkabıları uzun zamandır var olmalıydı. Bağ kısımları hafif kırılmıştı amabu sabah boyanmışlardı.Gayet temiz bir görüntü veriyordu bir o kadar da çekici.Atletik bir vücudu vardı.Spor yaptığı her halinden belli oluyordu.Saçları uzundu.Sabah geriye tarayarak şekil vermiş olmasına rağmen kalitesiz sprey yüzünden birkaç parçası yüzüne geri düşmüştü. Bu onu daha da çekici hale getirmişti.Ona o kadar uzun süre bakmıştım ki gözgöze geldik.Benden rahatsız olmuş gibi durmuyordu.Gözlerimin içine bakıyordu.Ona karşı ilgim git gide artıyordu.Sıranın ona gelmesini bekliyordum.Nihayetinde ona geldiğindeyse tüm dikkatimle dinliyor ve bakıyordum. -Merhaba Şila Hanım ismim Sevi. -Sevi derken. -Bunu barda kaldığım yurtt koymuşlar, öylede kaldı. -Anlıyorum.Değişik bir isim. -İlk kes duyan herkes aynı şeyi söylüyor.Demek ki o kadar dikkat çekiyor. -Dikkat çeken tek şey ismin değil.Çok karakteristik bir yüzün var.Biliyorsun biz buraya aldığımız stajlerlerden sadece modacılar seçmiyoruz. Kamera önünde de iyi gözükebilecek olanları yönlendiriyoruz.Mankenlik sektörüne kazandırdığımız bir kaç isim var hatta. -Öncelikle hoş sözleriniz için teşekkür etmek isterim.Ama ben kameranın arkasında kalsam daha iyi olur. -Neden? -Anlamadım. -Neden kamera arkası? Neden kamera önünde de olmuyor. -Bunu daha önce hiç düşünmedim ama kameraların önünde sadece kendimi ve bedenimi gösterebilirim.Bu birçok yapımcının ve modacının işine yarayabilir.Peki ya arkasında olursam? O zaman benim sadece bedenim değil fikirlerim, tasarımlarım, emeğim de kameranın önüne taşınmış olucak.Kameranın önüne direk geçip oturmaktansa kameranın arkasından fikirlerimle önüne geçmek direk kameraları yönetmek daha doğru geliyor.Sonuçta öyle ya da böyle her türlü de kameranın önünde olmuş olacağım. -Mantıklı bir yaklaşım.Burada bir kişinin ismi var.Yetimhanede büyüdüğünü söylemiştin.Oradan birisi mi? -O benim ailemle olan tek bağım efendim.Ailem ve akrabaları hakkında araştırma yaptım ama pek bir şey bulamadım.Kimse bana birşey anlatmak istemedi ya da beni görmek istemediler.Bir tek bu adamı bulabildim.Sağolsun çok iyi bir insandı, bana abilik yaptı.Lakin geçen kış onu da kaybettim. -Anlıyorum.Bunlar çok üzücü olaylar.Senin adına üzüldüm.Kim bilir belkide bugün burada yeni bir aile edinmek üzeresindir. -Bunu çok isterim efendim.Çok mutlu olurum. Gözlerinin içine baktım.Bu çocuk olağan üstü derece de yakışıklıydı, insanı etkilememesi elde değildi.Özgeçmişi yeterince parlaktı. Buna rağmen gözleri bana çok uzak ve soğuk geldi.Demek ki yanlızlık insanın arkasına bir gölge gibi saklanıyordu.Ona karşı çözemediğin bir çekim hissediyordum. Dikkatimi başka yöne çevirmeye çalıştım. -Birazdan birkaçınız işe alınmış olacak sonuçları size öğleden sorna bildireceğiz.İsterseniz öğle yemeğinde alt katta personelime eşlik edebilirsiniz. Toplantı odasından çıkıp odama geri döndüm.Aslı kapıda dikiliyordu. -Benim yapmamı istediğiniz birşey var mı efendim? -Hayır teşekkür ederim sende onlara katılabilirsin.Yakın takip her zaman iyidir. -Tabi ki. Aslı kapıyı kapattığında masanın ucunda duran kağıt aklına geldi.Şu ucube mesajlar, notlar. Hızla elimi sallayıp kağıdı masadan koparmaya çalışırcasına kaptım.İçinde gene bir fotoğraf vardı.Bu seferki fotoğraf ofisimdendi.Dün ben burada çalışırken çekilmiş bir fotoğrafımdı. Aklımı kaçırıyorum olabilir miydim.Bu saçmalık da neydi böyle. Neden odamda biri vardı ve ben bunu neden farketmemiştim. Hızla nota göz gezdirdim. "Biliyor musun neyi farkettim; her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor.Plan korkunç olsa bile." Bu durumdan artık sıkılmaya başlamıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD