Soreş ve Solîn avludan sessizce çıkıp siyah cipin önüne geldiler. Araba parlaktı, yeni yıkanmıştı. Ama içindeki iki insan, daha yeni, daha parlak bir hayat için değil, kanla mühürlenmiş bir kaderi taşımak için biniyordu o arabaya. Soreş, kapıyı açtı. Solîn tek kelime etmeden bindi. Cipin içine ağır bir sessizlik çöktü. Motorun sesi avluda yankılandı. Sonra Mardin’in dar sokaklarından ağır ağır çıkıp ana yola vurdu. Camdan dışarı bakıyordu Solîn. Gözleri dağlara asılı gibi… Uzakta bir yere değil, çoktan kopmuş bir zamana bakıyordu. Soreş, direksiyona sıkıca sarıldı. Yanındaki kadına nasıl yaklaşacağını bilemedi. Yutkundu. > “Midyat’a ineceğiz.” “Oradan yüzük alacağız.” Solîn cevap vermedi. Sadece başını hafifçe salladı. Yol uzadı. Arabanın içinde sadece motor sesi,

